İnsan hayatının bazı dönemlerinde herkesi mutlu etmeye çalışmanın ne kadar yorucu olduğunu fark eder. Sürekli anlayış gösteren, alttan alan, kırılmamak için susan taraf olmak zamanla insanın kendi iç sesini bastırmasına neden olur. Çünkü başkalarını memnun etmeye çalışırken en kolay vazgeçilen şey çoğu zaman insanın kendisi olur.
Modern hayatın görünmeyen baskılarından biri de kıyaslamadır. Başkasının başarısı, mutluluğu, ilişkisi ya da hayatı üzerinden kendi yaşamını değerlendirmek kişiyi farkında olmadan eksiklik duygusuna sürükler. Oysa herkesin yolu, zamanı ve hikayesi farklıdır. Dışarıdan kusursuz görünen hayatların içinde de bilinmeyen mücadeleler vardır. Bu yüzden insanın kendi değerini başka insanların hayatına bakarak ölçmeye çalışması, ruhunu yoran en büyük alışkanlıklardan biridir.
Yanlış insanlarla aynı masada kalmaya çalışmak da zamanla duygusal bir yük haline gelir. Sırf yalnız kalmamak adına sürdürülen ilişkiler, ait hissedilmeyen ortamlarda verilen mücadeleler kişiyi sessizce tüketir.
Hayat ilerledikçe bazı şeyleri geride bırakmanın kaybetmek olmadığı anlaşılır. Her vazgeçiş bir eksilme değil, bazen kendine yaklaşmanın başka bir biçimidir. İnsan kendine zarar veren ortamdan uzaklaştığında, sürekli yoran ilişkileri bitirdiğinde ya da artık taşımakta zorlandığı yükleri bıraktığında hafiflemeye başlar. Çünkü her şeye rağmen kalmaya çalışmak değil, gerektiğinde gidebilmek de bir olgunluk göstergesidir.
Toplum çoğu zaman insanlardan güçlü görünmesini bekler. Oysa yorulmak, kırılmak, dinlenmek istemek de insan olmanın doğal parçalarıdır.
Sürekli ayakta kalmaya çalışmak yerine bazen durabilmek kendine zaman tanıyabilmek de iyileşmenin bir parçasıdır.