Bazı şeyler bilerek unutturulur.
Çünkü hatırlamak, masum bir nostalji değildir. Hatırlamak; düzeni, ezberi ve rahat yalanları rahatsız eder.
Bu yüzden 2025 boyunca yazdıklarımızın ortak bir yanı vardı: hatırlamayı göze almak.
Ankara’dan baktık.
Ama sadece Ankara’yı anlatmadık.
Ankara üzerinden dünyaya, dünyadan yeniden Ankara’ya baktık.
ANKARA: KONUŞMAYAN ŞEHİR, KONUŞAN TAŞLAR
Bu yıl Ankara’da şunu söyledik:
Bu şehir suskun değildir; sadece yüksek sesle konuşmaz.
Ulus’ta sessizce oturan bir Atatürk heykelinin duruşunda, Cumhuriyet’in bağırmadan da ayakta durabileceğini hatırlattık.
Kızılay’ın göbeğinde, savaş korkusuyla yapılmış ve sonra yok edilmiş bir sığınağın hikâyesinde, devletlerin de korktuğunu yazdık.
Çoban Mektebi’nin yanmış duvarları arasındaki gizli patikada, Kurtuluş Savaşı’nın yalnızca cephede değil, çocukların ayak izlerinde de yürüdüğünü anlattık.
Bütün bu yazıların ortak cümlesi şuydu:
Ankara kendini anlatmaz; ama dinlemeyeni affetmez.
CUMHURİYET: ROMANTİK BİR MASAL DEĞİL, ZOR BİR HAFIZA
2025’te Cumhuriyet’i parlatmadık, süslemedik.
Olduğu gibi anlattık.
Fetvalar savaşı yazılarında şunu hatırlattık:
Bu ülke sadece düşmanla değil, kendi içinde bölünerek savaştı.
Ve sonunda kazanan, silahı olan değil; vicdanı olan oldu.
İnebolu yollarında yalnızca kadınları değil, kırmızı boyun atkısı takmış erkekleri de yazdık.
Çünkü Cumhuriyet, tek bir kahramanın değil; adı unutulmuş insanların toplamıdır.
Alt metin açıktı:
Cumhuriyet, hatırlanmadığında zayıflar.
KADİM ANADOLU: BÜYÜK TARİH, KÜÇÜK NESNELER
Bu yıl Anadolu’yu yalnızca Osmanlı–Cumhuriyet çizgisine sıkıştırmadık.
Luwilerden Friglere, İskit kadınlarından Amazon anlatılarına uzanan bir hat kurduk.
Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde birkaç santimlik Frig figürlerine bakarken şunu sorduk:
Bu kadar zarif bir estetik, bu kadar sert bir coğrafyada nasıl doğdu?
Amazonların bir masal değil, bozkırın gerçeği olabileceğini yazarken, tarihin erkek anlatılarla nasıl daraltıldığını gösterdik.
Bu bölümün cümlesi şuydu:
Anadolu, sadece fethedilen değil; üreten ve direnen bir yerdir.
DÜNYA: YENİ AMBALAJLI ESKİ SORUNLAR
Ankara’dan dünyaya baktığımızda ise tablo netti:
Dünya ilerlemiyor; sadece daha yüksek sesle konuşuyor.
ABD’nin demokrasi sancılarını yazarken, teknolojiyle ahlak arasındaki uçurumu hatırlattık.
Hipokrat Yemini’ni sorgularken, insan haklarının kâğıtta ne kadar kolay unutulduğunu gösterdik.
Ekümeniklik tartışmasında bir kelimenin bile egemenlik meselesi olabileceğini yazdık.
Burada söylediğimiz şey basitti:
Modern dünya, kadim ilkeleri terk ettikçe daha çok bağırıyor.
SON SÖZ
2025 boyunca Ankara’dan dünyaya bakarken şunu yazdık:
Tarih geçmişte kalmaz.
Unutursan geri gelir.
Bu yazılar bir iddia değil, bir ısrardı.
“Bakmadığınız yerde bir şey var” deme ısrarı…
Ve belki de yılın sonunda söylenebilecek en net cümle şu:
Hatırlamak tehlikeli bir eylemdir.
Biz bu yıl, o tehlikeyi göze aldık.