Bazen bir siyasetçinin bugünkü tavrını anlamak için yalnızca bugüne bakmak yetmez.
Geçmişte hangi kapılardan geçtiğine, hangi odalarda bulunduğuna, hangi kayıtların taşıyıcısı olduğuna da bakmak gerekir.
Bugün Kemal Kılıçdaroğlu etrafında yeniden büyüyen tartışmanın merkezinde yalnızca mutlak butlan kararı yok.
Asıl mesele, yıllardır parça parça konuşulan bazı tarihsel kırılmaların artık başka bir gözle okunmaya başlanmasıdır.
Çünkü ortada çok ilginç bir geçmiş vardır.
1980’li yılların ortasında, henüz siyaset sahnesinde olmayan bir bürokrat olan Kılıçdaroğlu’nun, dönemin önemli devlet adamlarından İhsan Sabri Çağlayangil ile yaptığı uzun bir görüşme bulunuyor. Daha sonra çeşitli kaynaklarda aktarılan bu görüşmede, Dersim harekâtına ilişkin son derece ağır ifadeler yer alıyor.
O ifadeler arasında en sarsıcı olanı ise şuydu:
Mağaralara sığınan insanların “fare gibi zehirlendiği” yönündeki anlatım…
Türkiye Cumhuriyeti’nin uzun yıllar en kritik makamlarında bulunmuş bir devlet adamının ağzından çıktığı iddia edilen bu sözler, yalnızca tarihî değil; psikolojik olarak da büyük bir kırılma yaratabilecek nitelikteydi.
Daha da ilginç olanı şu:
Bu kayıtların ortaya çıkışında karşımıza çıkan isim Kemal Kılıçdaroğlu’ydu.
İnsan ister istemez düşünüyor:
Neden böyle bir görüşme yapıldı?
Neden özellikle Dersim konusu seçildi?
Ve neden bu kayıtlar yıllar sonra yeniden dolaşıma girdi?
Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur:
Bir tarihî olayın araştırılması başka şeydir; devletin kurucu hafızasını içeriden çürütecek bir anlatının dolaşıma sokulması başka şey…
Çünkü devletler yalnızca sınırlarla değil, ortak hafızayla da ayakta kalır.
Bugün Türkiye’de yaşanan siyasi kırılmaya bakınca, bazı insanlar Kılıçdaroğlu’nun geçmişindeki bu çizgiyi yeniden hatırlıyor. Özellikle son mutlak butlan sürecindeki tavrı, birçok kişide şu soruyu büyütmüş durumda:
“Acaba bu yalnızca bir siyasetçinin tercihi mi, yoksa uzun yıllardır taşınan başka bir zihinsel hattın devamı mı?”
Bu soru ağırdır.
Ama artık toplumun bir kesimi tarafından yüksek sesle sorulmaktadır.
Çünkü bugün yaşanan süreçte, milyonlarca insan demokratik meşruiyetin yargı eliyle yeniden dizayn edildiğini düşünüyor. Ve aynı isimlerin geçmişte devletin en hassas fay hatlarına temas etmiş olması, doğal olarak dikkat çekiyor.
Burada kesin hüküm vermek kolaycılık olur.
Elde belge olmadan “proje” demek de ciddi bir iddiadır. Fakat siyasette bazen kesin cevaplardan çok, birbirine bağlanan işaretler önemlidir.
Ve o işaretler bazen yıllar sonra anlam kazanır.
Bir yanda Dersim üzerine taşıdığı kayıtlar…
Bir yanda devletin kurucu refleksleriyle sürekli gerilim yaşayan bir siyasi çizgi…
Ve bugün, seçim hukukunu bile tartışmalı hale getiren bir kriz içinde aldığı pozisyon…
Bütün bunlar birleşince insanlar artık yalnızca bugünü değil, geçmişi de yeniden okumaya başlıyor.
Çünkü tarihte bazı kayıtlar vardır; zamanı gelince yeniden açılır.
Ve bazen bir ülkenin geleceğini anlamak için, eski bir teybin içindeki sesi dikkatle dinlemek gerekir.