Ankara denildiğinde akla önce bozkır gelir.
Sonra kale gelir.
Roma Hamamı gelir.
Augustus Tapınağı gelir.
Cumhuriyet gelir.
Ama Ankara'nın altında, milyonlarca yıldır sessizce bekleyen başka bir dünya daha vardır.
Öyle bir dünya ki ne Hititler onu gördü, ne Romalılar, ne Selçuklular, ne Osmanlılar...
İnsan eliyle değil, zamanın kendisi tarafından inşa edildi.
Ve ilginçtir; bu yeraltı dünyası bir arkeolojik kazıyla değil, bir dinamit patlamasıyla ortaya çıktı.
Yıl 1992.
Ankara Çevre Yolu'nun yapımı sürüyordu.
Gölbaşı yakınlarındaki Tulumtaş bölgesinde taş ocağı çalışmaları yürütülüyordu. İş makineleri kayaları parçalıyor, yeni yollar açılıyordu.
Bir patlama sonrasında işçiler beklemedikleri bir boşlukla karşılaştılar.
Kayaların ardında devasa bir mağara sistemi gizleniyordu.
Böylece Ankara'nın en büyük doğal sırlarından biri gün yüzüne çıktı.
İlk incelemeler şaşırtıcı sonuçlar verdi.
Burası sıradan bir kaya boşluğu değildi.
Kireçtaşlarının milyonlarca yıl boyunca yeraltı suları tarafından eritilmesiyle oluşmuş büyük bir karst sistemi bulunmuştu.
Mağaranın içinde yüz binlerce yılda meydana gelen sarkıtlar, dikitler ve sütunlar vardı.
Bazıları hâlâ büyümeye devam ediyordu.
Doğa, insanın göremediği karanlıkta kendi mimarisini kurmuştu.
Keşfin sevinciyle birlikte acı bir gerçek de ortaya çıktı.
Mağara bulunmadan önce yapılan patlatmalar bazı bölümlere zarar vermişti.
Bazı damlataş oluşumları kırılmış, kimi galeriler tahrip olmuştu.
Çünkü hiç kimse o kayaların altında milyonlarca yıllık bir doğa anıtının bulunduğunu bilmiyordu.
Tulumtaş'ın hikâyesi aslında Ankara'nın hikâyesidir.
Başkent büyürken çoğu zaman toprağın üstüne baktık.
Yeni yollar yaptık.
Yeni mahalleler kurduk.
Yeni binalar yükselttik.
Ama toprağın altında ne bulunduğunu çoğu zaman görmedik.
Oysa Tulumtaş bize şunu hatırlatıyor:
Bir şehrin tarihi yalnızca insanların kurduğu yapılardan oluşmaz.
Doğanın yazdığı tarih çok daha eskidir.
Ankara'nın kaleleri birkaç yüz yıllık olabilir.
Roma kalıntıları iki bin yıllık olabilir.
Ama Tulumtaş'ın duvarlarında akan suyun bıraktığı izler milyonlarca yıl öncesinden gelmektedir.
Bugün Tulumtaş'a girenler yalnızca bir mağarayı gezmiyor.
Aslında Ankara'nın görünmeyen geçmişine iniyorlar.
Çünkü bu mağara bize başkentin yalnızca Cumhuriyet'in değil, doğanın da eseri olduğunu gösteriyor.
Yeryüzündeki Ankara gençtir.
Yeraltındaki Ankara ise milyonlarca yaşındadır.
Belki de Tulumtaş'ın en büyük sırrı budur.
Bir yol yapmak için açılan kaya, bize zamanın sakladığı bir dünyayı göstermiştir.
Ve bazen bir şehrin en büyük hazinesi, tam altında durur.
Yeter ki ona bakmayı bilelim.