Karadeniz'de Temmuz sonu ağustos ayı başı geldiğinde yamaçlar yeniden hareketlenir. Giresun'dan Ordu'ya, Trabzon'dan Sakarya'ya kadar uzanan fındık bahçelerinde sabahın ilk ışıklarıyla birlikte hasat telaşı başlar. Çocuk, genç, yaşlı demeden aileler bahçelere iner; çuvallar dolar, ter toprağa karışır. Bu manzara yıllardır değişmez.
Ancak değişmeyen bir başka gerçek daha vardır: Fındık üreticisinin yüzü bir türlü gülmez.
Türkiye, dünya fındık üretiminde ve ihracatında lider konumda bulunmasına rağmen, bu başarının gerçek sahibi olan üretici çoğu zaman emeğinin karşılığını alamaz.
Dünya sofralarını süsleyen, çikolata ve gıda sanayisinin vazgeçilmez hammaddesi olan fındık, onu yetiştiren çiftçiye hak ettiği refahı sağlayamaz. İşte fındığın asıl acı tadı da burada başlıyor.
Hasat Sevinci Yerini Belirsizliğe Bırakıyor
Her hasat dönemi öncesinde üreticinin aklındaki en büyük soru aynı oluyor: "Bu yıl fındık kaç liradan alınacak?"
Ne yazık ki bu sorunun cevabı çoğu zaman hasat başladıktan sonra açıklanıyor. Üretici ise aylar boyunca yaptığı masrafın karşılığını alıp alamayacağını bilmeden bahçesine giriyor.
Geçtiğimiz yıl 350 liraya kadar alıcı bulan fındığın bugün 190 lira seviyelerine kadar gerilemesi, buna karşılık gübre, zirai ilaç, mazot, işçilik ve nakliye giderlerinin hızla yükselmesi üreticiyi ekonomik çıkmazın içine sürüklüyor. Artan maliyetler karşısında düşen fiyatlar, tarımsal üretimin sürdürülebilirliğini de tehdit ediyor.
Elvan Işık Gezmiş’in çabası
TBMM Genel Kurulu'nda söz alan CHP Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş de tam bu noktaya dikkat çekiyor.
Gezmiş, fındık üreticisinin artık serbest piyasanın insafına bırakılmaması gerektiğini belirterek, taban fiyatın üretim maliyetleri dikkate alınarak belirlenmesini ve üreticiye en az yüzde 30 refah payı sağlayacak bir fiyat açıklanmasını talep ediyor.
Bu çağrı yalnızca üreticinin daha fazla kazanması anlamına gelmiyor. Aynı zamanda tarımsal üretimin devam edebilmesi, kırsal nüfusun toprakta kalabilmesi ve Türkiye'nin dünya fındık pazarındaki güçlü konumunu koruyabilmesi açısından da büyük önem taşıyor.
Dünyanın en kaliteli fındıkları arasında gösterilen Giresun kalite fındığı, aroması, yağ oranı ve lezzetiyle uluslararası pazarda ayrı bir yere sahip.
Ancak bu üstün kaliteye rağmen üreticinin çoğu zaman diğer bölgelerde yetişen ürünlerle aynı fiyat politikası içinde değerlendirilmesi, uzun yıllardır tartışılan önemli sorunlardan biri.
Üstelik Giresun'un dik ve engebeli arazilerinde üretim yapmak çok daha fazla emek ve maliyet gerektiriyor. Dekar başına verim daha düşük olmasına rağmen harcanan emek çok daha yüksek. Bu nedenle üreticiler, Giresun kalite fındığına en az yüzde 10 kalite farkı uygulanmasının artık bir tercih değil, zorunluluk olduğunu savunuyor.
Fındık Sadece Bir Tarım Ürünü Değil
Karadeniz için fındık yalnızca ekonomik bir ürün değildir. Binlerce ailenin geçim kaynağı, kırsal istihdamın temel direği ve bölge ekonomisinin lokomotifidir. Hasat döneminde oluşan ekonomik hareketlilikten esnaf da nakliyeci de işçi de payını alır. Dolayısıyla fındıktaki her fiyat dalgalanması yalnızca çiftçiyi değil, bölgenin tamamını etkiler.
Bu nedenle fındık politikaları kısa vadeli piyasa hesaplarıyla değil, uzun vadeli tarım stratejileriyle ele alınmalıdır. Karadeniz'in yamaçlarında bugün yine hasat başladı. Çuvallar doluyor, bahçeler şenleniyor, emek toprağa düşüyor.
Dünyanın en kaliteli fındığını yetiştiren çiftçinin en büyük beklentisi, emeğinin gerçek karşılığını alabilmek. Üretim maliyetlerini karşılayan, refah payını gözeten adil bir taban fiyat, kaliteye değer veren bir fiyatlandırma sistemi ve üreticiyi koruyan etkin bir kamu politikası oluşturulmadığı sürece Karadeniz'in bereketi, üreticinin sofrasına aynı ölçüde yansımayacaktır.
Çünkü bugün fındığın tadını acılaştıran şey ne toprağıdır ne de iklimi…
Asıl acı olan, alın terinin hak ettiği değeri bulamamasıdır.