Tarihin büyük sayfalarında hep krallar, savaşlar, fermanlar anlatılır. Ama bazen, bir köşede sessizce duran bir isim, bütün bir dönemi anlamanın anahtarı olabilir.

Uzun zamandır aklımı kurcalayan bir hikâye var. İstanbul’un fethinden sonra yaşanan, çok da anlatılmayan bir detay… Fatih Sultan Mehmed’in yaptığı ilginç bir tercih.

Birçoğumuz Fatih’i sadece büyük bir komutan, İstanbul’un fatihi olarak biliriz. Oysa o aynı zamanda tarih meraklısı, köken araştırmacısı, imparatorluk aklı peşinde biriydi. İstanbul’u aldıktan sonra yanına sadece askerleri, vezirleri değil, tarihçileri de topladı. İşte onlardan biri, benim de hep ilgimi çeken, neredeyse unutulmuş bir isim: Kritovulos.

Tam adıyla Michael Kritovulos of Imbros, yani Gökçeada kökenli bir Bizanslı Rum tarihçi. Fetih sırasında genç bir adam. Dönemin eğitimli, entelektüel çevresinden. Fetihten sonra Fatih’in dikkatini çekiyor. Rivayete göre, Fatih ona çok ilginç bir görev veriyor: Hem Osmanlı’nın, hem de kendi kökeninin izini sürmesini istiyor.

Burada küçük bir parantez açmak isterim. Bu konuyu bana ilk kez hatırlatan, çalışma arkadaşım, gazeteci-yazar Murat Sururi Özbülbül oldu. Kritovulos’un ismini ve o ilginç köken tartışmasını, özellikle de Ahameniş (Akamenid) Hanedanı meselesini ondan duymuş, sonrasında işin peşine daha çok düşmüştüm. Bu satırları kaleme alırken de aslında o sohbetin zihnimde bıraktığı izlerden yola çıktım.

İster istemez insan düşünüyor: Bir Osmanlı padişahı neden kökenini araştırmak için bir Bizanslıyı seçer? Üstelik o Bizanslı, daha birkaç yıl önce karşı cephedeydi.

Bana kalırsa cevabı çok açık: Fatih Sultan Mehmed sadece bir fetihçi değil, bir imparatorluk tasarımcısıydı. Kimliklerin, kökenlerin dar kalıplarını aşan bir bakış açısına sahipti.

Kritovulos araştırmasını yapıyor ve sonunda oldukça çarpıcı bir sonuca ulaşıyor:
Fatih Sultan Mehmed’in köklerinin çok eskiye, Pers İmparatorluğu’na, yani Ahameniş Hanedanı’na dayandığını söylüyor.

Dikkat çekici olan şu: Kritovulos kendi geçmişinden değil, Fatih’in soyundan söz ediyor. Pers kökenli, Ahameniş Hanedanı’ndan gelen, Anadolu ve Balkan coğrafyasında harmanlanmış bir soy çizgisi anlatıyor.

Bugünün tarih algısıyla bakınca, bu, bir hükümdarı sinirlendirecek cinsten bir iddia. Hele ki milliyetçi reflekslerle yaklaşırsanız, Osmanlı tahtını Perslere dayandırmak pek hoş karşılanmaz.

Ama Fatih Sultan Mehmed farklı biri. Kritovulos’u cezalandırmak bir yana, ödüllendiriyor. Onu İmroz Adası’na ya da başka bir Ege adasına yönetici olarak atıyor. Yaklaşık on yıl orada kalıyor. Sonra İstanbul’a dönüyor ve Fatih’in ölümüne kadar onun koruması altında yaşıyor.

Kritovulos’un en önemli eseri, Fatih Sultan Mehmed’in Tarihi. Bugün hâlâ başvurulan, fetihten sonraki süreci içeriden anlatan az sayıdaki kaynaklardan biri.

Beni en çok düşündüren nokta şu: Fatih, Kritovulos’un Bizans geçmişine, köken tartışmasının yaratabileceği kafa karışıklığına rağmen onu dışlamıyor. Tam tersine, o çok katmanlı imparatorluk anlayışının bir parçası yapıyor. Çünkü Fatih için mesele dar kimlik hesaplarından ibaret değil. O, geniş bir tarih, köklü bir güç ve medeniyet tasavvurunun peşinde.

Belki de İstanbul’u, Anadolu’yu, Ege’yi, bu toprakların derin tarihini anlamak için, Kritovulos gibi arada kalmış, sessiz tarihçilerin hikâyelerine daha fazla kulak vermek gerek.

Tarih Meraklısına Küçük Bir Not

Kritovulos’un anlattıklarını bugünün sınır anlayışlarıyla değil, o dönemin çok katmanlı, geçişli dünyasıyla düşünmek gerek. Persler, Bizans, Osmanlı… Hepsi aynı uzun nehrin farklı dönemlerde suya düşen halkaları gibi.

Gerçek tarih bazen savaş meydanlarında değil, küçük bir Ege adasında, bir tarihçinin mürekkebi tükenene kadar tuttuğu kalemin ucunda yazılır.