Bir zeytin ağacının gölgesine oturduğunuzda serinlersiniz. Ama bugünlerde o serinlik, insanda ferahlık değil, içe işleyen bir utanç duygusu bırakıyor. Çünkü binlerce yıl boyunca barışın, bereketin, bilgelikle yoğrulmuş aklın simgesi olan bu ağaç, Türkiye’nin taş ocakları ve enerji yatırımları arasında sessizce ölüme terk ediliyor.

Ama mesele yalnızca bir ağaç değil.

Zeytin ağacı, kutsal metinlerin satırlarında dolaşan, peygamberlerin ellerinden geçmiş, kandillerde yanmış, sofraya inmeden dualara karışmış bir varlıktır. Onun dallarıyla krallar meshedildi, yağıyla kandiller aydınlandı, meyvesiyle kıtlıklar aşıldı. Şimdi ise aynı ağacın köklerine dinamit yerleştiriliyor. Sessiz, derin bir yıkım gibi…

Tevrat, zeytini sadece bir bitki değil, Tanrı’nın insana bahşettiği bereketin sembolü olarak anlatır:
“Rab Tanrı'nın sana vermek üzere olduğu ülke... zeytinyağının bol olduğu bir ülkedir.”

Zeytin, burada yalnızca toprağın bereketi değil, bir medeniyetin işareti, Tanrı’nın vaadidir.

Kur’an ise bu ağaca çok daha yüksek bir anlam yükler. Tîn Suresi’nin başında doğrudan onun adına yemin edilir:
“Andolsun incire ve zeytine…”

Bu, sadece bir ağaca değil; bir coğrafyaya, bir hafızaya, bir kutsala edilen yemindir. Kudüs’ten Sina’ya, oradan Mekke’ye uzanan çizgide zeytin ağacı, adeta vahyin haritasında bir mihenk taşı gibidir. Kur’an, zeytini yalnızca bir meyve değil, imanın işareti olarak sunar.

Peki madem öyle, sormak gerekmez mi?
Bu kadar değerli, köklerinde peygamberlerin izi olan bir ağacı kesmek bu kadar kolay mı olmalı?
Madem bu ağaç “nurlu”, “mübarek” diye anılıyor; neden köklerine dinamit yerleştiriliyor?

2022 yılında çıkarılan bir yönetmelik, zeytinlik alanları “kamu yararı” gerekçesiyle madencilik faaliyetlerine açtı. Kâğıt üzerinde sade bir hukuki düzenleme gibi durabilir. Ama vicdan terazisine koyduğunuzda, taş gibi ağır bir çelişki çıkar ortaya.

Çünkü bir yandan meydanlarda Kur’an tilavetiyle halkı etrafına toplayan siyasal irade, diğer yandan aynı kitabın “nurlu” dediği ağacı göz göre göre ruhsatla yok ediyor. Bu sadece bir çevre politikası değil; bu, inanca, ahlaka ve toplumsal hafızaya yapılan açık bir müdahaledir.

Bugün zeytin ağacına yönelen bu sessiz yıkım, yalnızca ekolojik bir mesele değil. Bu, medeniyet sınavıdır. Ve o sınavda kaybeden yalnızca karar vericiler değildir. Gören ama susan, bilen ama çekilen, kutsal kitaplardan ayet seçip hayatını süsleyen ama toprağın içindeki ayetleri dinamitleyen herkes, bu sınavın kaybedenidir.

Bazı ağaçlar sadece gölge verir.
Bazıları meyve…
Zeytin ağacı hem gölge, hem meyve, hem yemin verir.

Onu kesen, yalnızca bir ağacı değil; bir yemini bozar.