Tarih

İmparatorluğun En Uzun Gecesi: Birinci Balkan Savaşı

Tarihte bugün, Birinci Balkan Savaşı sonlandı. Gelin birlikte Osmanlı İmparatorluğu'nun en uzun gecesi olarak adlandırılan bu savaşa yakından bakalım.

Abone Ol

Bundan tam 114 yıl önce bugün, 30 Mayıs 1913’te Londra’da imzalanan o meşum antlaşma, Osmanlı İmparatorluğu’nun beş asırdır can damarı, medeniyetinin beşiği olan Balkan topraklarına veda edişinin resmi belgesiydi.

Birinci Balkan Savaşı, sadece askeri bir yenilgi değil; yüz binlerce Müslüman-Türk’ün doğup büyüdüğü topraklardan Anadolu’ya doğru başlattığı trajik göç dalgaları, Rumeli’de bırakılan asırlık camiler, köprüler ve tarihin en büyük askeri bozgunlarından biriydi.

Osmanlı’nın kendi yetiştirdiği küçük devletlere karşı birkaç hafta içinde uğradığı akılalmaz hezimetten ordunun içine sızan amansız siyaset virüsüne, Edirne’de Şükrü Paşa’nın destansı direnişinden tarihin tozlu raflarında kalmış şaşırtıcı detaylara kadar; Birinci Balkan Savaşı’nı tüm yönleriyle mercek altına alıyoruz.

PATLAMAYA HAZIR BARUT FIÇISI

20. yüzyılın başlarında "Avrupa'nın Hasta Adamı" olarak nitelendirilen Osmanlı İmparatorluğu, Balkanlar üzerindeki kontrolünü kaybetmek üzereydi. Savaşı tetikleyen ana unsurlar şunlardı:

  • Milliyetçilik Akımı ve Panislamizm Karşıtlığı: Fransız İhtilali’nin yaydığı milliyetçilik virüsü, Balkan halkları arasında tamamen karşılık bulmuştu. Bölgedeki küçük devletler, Osmanlı’yı Avrupa’dan tamamen atmak ve topraklarını kendi aralarında paylaşmak istiyordu.
  • Trablusgarp Savaşı’nın Yarattığı Fırsat (1911): İtalya’nın Kuzey Afrika’daki Osmanlı toprağı Trablusgarp’a saldırması ve Osmanlı’nın buraya donanma gönderemeyerek çaresiz kalması, Balkan devletlerine aradıkları cesareti verdi. Osmanlı’nın askeri açıdan zayıfladığı tescillenmişti.
  • Rusya’nın Panslavizm Politikası: Çarlık Rusyası, sıcak denizlere inme hedefi doğrultusunda Balkan devletlerini el altından kışkırtıyor, aralarındaki asırlık kilise ve sınır kavgalarını çözerek onları Osmanlı’ya karşı birleştiriyordu.

KUTSAL İTTİFAK

Osmanlı İmparatorluğu, karşısında tek bir devlet değil, Rusya'nın himayesinde gizlice bir araya gelmiş homojen bir askeri ittifak buldu. Balkan İttifakı'nı oluşturan dört devlet şunlardı:

  1. Bulgaristan Krallığı: İttifakın en organize, en kalabalık ve en hırslı ordusuna sahipti. Hedefleri İstanbul’u (Çatalca’yı) bile geçip Çarlık tacını giymekti.
  2. Yunanistan Krallığı: Denizlerdeki üstünlüğü hedefliyor, Ege Adaları ve Selanik’i gözüne kestiriyordu.
  3. Sırbistan Krallığı: Makedonya toprakları üzerinden Adriyatik Denizi’ne açılma hayali kuruyordu.
  4. Karadağ Krallığı: 8 Ekim 1912’de Osmanlı’ya resmi savaş ilan ederek fitili ateşleyen ilk küçük devlet oldu.

HEZİMET

Osmanlı kurmayları, Balkan devletlerinin kendi aralarında anlaşıp aynı anda saldırabileceğine ihtimal vermiyordu. Savaş başladığında Osmanlı ordusu dört farklı cephede birden çöktü.

  • Doğu Cephesi (Bulgar İlerlemesi): Bulgarlar, Kırklareli ve Lüleburgaz muharebelerinde Osmanlı Batı ordusunu darmadağın ederek birkaç hafta içinde İstanbul’un kapısına, yani Çatalca surlarına kadar dayandılar. Payitaht (İstanbul) düşmenin eşiğine geldi.
  • Batı Cephesi ve Selanik'in Tek Kurşun Atmadan Teslimi: Sırplar Kumanova’da, Yunanlar ise güneyde hızla ilerledi. Osmanlı’nın gururu, köklü kültür şehri Selanik, Tahsin Paşa komutasındaki 26 bin kişilik kolordu ile birlikte tek bir kurşun bile atılmadan Yunan ordusuna teslim edildi. Bu olay, askeri tarihin en büyük skandallarından biriydi.

KARDEŞ KANI VE İLETİŞİMSİZLİK

Beş asır boyunca bölgeye hükmeden Osmanlı ordusunun kendi eski tebaasına karşı bu kadar kısa sürede, bu denli dramatik bir hezimet yaşamasının arkasında çok derin yapısal nedenler vardı:

  • Orduya Sızan Siyaset Virüsü: Balkan Harbi’nin kaybedilmesinin bir numaralı sebebi, subaylar arasına giren siyasi bölünmeydi. Subaylar İttihatçılar (İttihat ve Terakki) ve Halaskâr Zabitan (Hürriyet ve İtilaf yanlıları) olarak iki düşman kampa ayrılmıştı. Cephede bir parti yanlısı subay, diğer partiden olan subayın sıkışan birliğine yardım göndermiyor, yenilmesini zevkle izliyordu. Siyaset, askeri dehanın önüne geçmişti.
  • Erken Terhis Faciası: Savaşın hemen öncesinde, dönemin Osmanlı hükümeti "Balkanlar'da savaş çıkmayacağına" dair Avrupa devletlerinin verdiği teminatlara inanarak, Rumeli’de görev yapan 70.000’den fazla talimli ve tecrübeli askeri terhis etmişti. Savaş başladığında bu askerlerin yerine alınan acemi redif (yedek) birlikleri tüfek tutmasını bile bilmiyordu.
  • Lojistik ve İletişim Çöküşü: Osmanlı ordusunun istihbaratı o kadar kötüydü ki, kendi birliklerinin nerede olduğundan bile habersizdiler. Telgraf hatları kesilmiş, cepheye yiyecek ve mühimmat taşıyan trenler raydan çıkmıştı. Askerler günlerce aç ve susuz savaşmak zorunda kaldı.

LONDRA ANTLAŞMASI

Çatalca önlerinde durdurulan Bulgarlar ve büyük devletlerin araya girmesiyle 30 Mayıs 1913'te Londra Antlaşması imzalandı. Sonuçlar tam bir yıkımdı:

  • Midye-Enez Çizgisi: Osmanlı İmparatorluğu, Midye-Enez çizgisinin batısında kalan tüm Avrupa topraklarını (Edirne, Kırklareli, Dedeağaç, Makedonya, Selanik ve Trakya) kaybetti.
  • Arnavutluk’un Bağımsızlığı: Savaşın yarattığı otorite boşluğundan yararlanan Arnavutluk, Osmanlı’dan ayrılarak bağımsızlığını ilan etti. Böylece Osmanlı'nın Balkanlar'da hiç toprağı kalmadı.
  • Ege Adaları Fiilen Gitti: Girit ve neredeyse tüm Ege Adaları Yunanistan’ın kontrolüne geçti.
  • Büyük Muhaceret (Göç Trajedisi): Yüzyıllardır Balkanlar’da yaşayan milyonlarca Müslüman Türk, çetelerin (komitacıların) katliamlarından kaçmak için trenlerle, kağnılarla yollara döküldü. İstanbul sokakları, cami avluları evsiz, aç ve tifo hastalığına yakalanmış Balkan göçmenleriyle doldu. Bu durum Anadolu'nun demografik yapısını kökten değiştirdi.

AZ BİLİNENLER

Konu

Detaylar

Edirne’de Süpürge Tohumu Yiyen Ordu

Savaşın en şanlı sayfası Edirne Müdafaası’dır. Şükrü Paşa, elindeki kısıtlı imkanlarla Edirne’yi tam 5 ay 5 gün boyunca kuşatan Bulgar ve Sırp ordularına karşı kahramanca savundu. Şehirde yiyecek tükendiğinde askerler süpürge tohumu ekmeği ve ağaç kabukları yiyerek direndi. Şükrü Paşa, teslim olmadan önce savunma mevzilerinin havaya uçurulmasını emretmişti. Onun bu direnişi, düşmanları olan Bulgar Kralı tarafından bile saygıyla selamlandı.

Hamidiye Kahramanı: Rauf Orbay

Osmanlı donanması genel olarak Ege'de etkisiz kalırken, Rauf (Orbay) Bey komutasındaki Hamidiye Kruvazörü, tek başına tek bir gemiyle tüm Yunan donanmasını atlattı. Adriyatik’ten Akdeniz’e kadar uzanan gizli seyrüseferinde Yunan limanlarını bombaladı, lojistik gemilerini batırdı ve Yunan donanmasının rotasını değiştirmek zorunda bıraktı. Bu efsanevi akınlar, yenilgi içindeki Osmanlı halkına tek moral kaynağı oldu.

"Büyük Devletlerin" Ters Köşe Olması

Savaş başlamadan önce İngiltere ve Fransa gibi büyük devletler, Osmanlı’nın Balkan devletlerini ezeceğinden o kadar emindiler ki bir bildiri yayınlayarak, "Savaşın sonucu ne olursa olsun, statüko korunacak ve sınır değişiklikleri kabul edilmeyecektir" dediler. Ancak Osmanlı birkaç haftada bozguna uğrayınca, bu devletler sözlerini hemen unutup Balkan devletlerinin toprak kazançlarını tanıdılar.

Sırpları Şoke Eden Göktürk Çadırları

Manastır ve Üsküp cephelerinde Osmanlı askerlerinin çadır düzenekleri ve bazı taktiksel ricat (geri çekilme) hareketleri, eski Türk ordu geleneklerinin (Orhun yazıtlarında tarif edilen göçebe taktikleri) izlerini taşıyordu. Ancak bu geleneksel strateji, dönemin modern makineli tüfek gücüne karşı lojistik destek olmadığı için başarısızlıkla sonuçlandı.

Birinci Balkan Savaşı, Osmanlı İmparatorluğu'nun yüzyıllardır gururla taşıdığı "Rumeli" kimliğini elinden aldı. Ancak bu acı tecrübe, ordunun içindeki siyasi çekişmelerin nelere mal olacağını gösteren en büyük ders oldu.

Nitekim bu yenilginin yarattığı hırs ve Balkan devletlerinin ganimeti paylaşamaması, sadece birkaç ay sonra İkinci Balkan Savaşı'nı doğuracak ve Enver Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Edirne’yi geri almayı başaracaktır.