Ankara'nın tarihini araştırırken bazen öyle bir insanla karşılaşırsınız ki, onun hikâyesini öğrendikten sonra yıllardır önünden geçtiğiniz bir yapıya artık aynı gözle bakamazsınız.

Giovanni Leonardi, benim için böyle bir isim oldu.

yüzyıl Ankara'sında yaşayan bir eczacıdan söz ediyorum. Ne bir hükümdar ne bir komutan ne de ünlü bir arkeolog. Ama bu eczacı, Roma İmparatorluğu'nun en önemli yazılı belgelerinden birinin korunmasında rol oynadı.

Hikâyenin başlangıcı bizi yaklaşık iki bin yıl geriye götürüyor.

Roma'nın ilk imparatoru Augustus, iktidarı boyunca gerçekleştirdiği işleri gelecek kuşaklara anlatmak istemişti. Savaşlarını, zaferlerini, devlet için yaptığı harcamaları ve halka sunduğu hizmetleri kayda geçirmişti.

Bu metnin adı Res Gestae Divi Augusti idi.

Roma'daki özgün bronz levhalar günümüze ulaşamadı. Ancak imparatorun kendi iktidarını anlattığı metnin en eksiksiz nüshası Ankara'da, Augustus Tapınağı'nın duvarlarında yaşamaya devam etti.

Roma'nın kaybettiği bir metni Ankara korumuştu!

BİR ECZACI TARİHİN SAHNESİNE ÇIKIYOR

Yıl 1873.

Osmanlı Devleti'nin başkenti İstanbul'da, Ankara'daki Augustus Tapınağı'nın korunmasına ilişkin resmî yazışmalar yapılıyordu.

Bu yazışmaların merkezindeki isimlerden biri Giovanni Leonardi'ydi.

Leonardi, tapınağın korunması ve gözetimiyle görevlendirilmişti. Fakat onun yaptıkları yalnızca bir yapının zarar görmesini önlemekten ibaret değildi.

Bir rapor hazırladı. Tapınağın durumunu anlattı. Üzerindeki yazıtın önemini Osmanlı makamlarına aktardı.

Ve beklenmedik bir işe girişti.

Roma imparatorunun Latince metnini Osmanlı Türkçesine çevirdi.

Böylece Augustus'un yaklaşık iki bin yıl önce kaleme aldırdığı siyasi anlatı, Osmanlı bürokrasisinin önüne Türkçe bir metin olarak gelmiş oldu.

Leonardi'nin çalışması, yazıtın bilinen ilk Osmanlı Türkçesi çevirisi olarak değerlendiriliyor.

HASTA BİR ÇOCUĞUN AÇTIĞI KAPI

Fakat hikâyenin bundan da ilginç bir bölümü var.

1861 yılında Fransız araştırmacı Georges Perrot ve arkadaşları, Augustus Tapınağı'ndaki yazıtları incelemek üzere Ankara'ya gelmişlerdi.

Bir sorun vardı.

Tapınağın duvarlarına bitişik evler yapılmıştı. Yazıtların bazı bölümleri artık bu evlerin içinde kalıyordu.

Araştırmacılar her bölüme ulaşamıyorlardı.

Evlerden biri Ahmet Ağa adlı bir Ankaralıya aitti.

Ahmet Ağa'nın çocuğu hastaydı. Araştırma heyetindeki doktor çocuğu muayene etti. Bu karşılaşma, Perrot'nun evin içinde kalan yazıtın bir bölümünü inceleyebilmesine imkân sağladı.

Tarih bazen böyle küçük kapılardan geçer.

Bir imparatorun iki bin yıllık sözleri, Ankara'daki hasta bir çocuğun evinde yeniden okunabilir hâle gelmişti.

DUVARLARI AÇILAN ANKARA EVLERİ

1882 yılına gelindiğinde bu kez Alman araştırmacılar Carl Humann ve Otto Puchstein Ankara'daydı.

Amaçları yazıtın daha eksiksiz kopyalarını elde etmekti.

Tapınağa bitişik bazı evlerin duvarları, yetkililerin izni ve ev sahiplerine yapılan ödemelerle söküldü. Çalışmalar tamamlandıktan sonra duvarlar yeniden onarıldı.

Sonuçta 194 alçı kopya hazırlandı. Bunların 78'i Latince, 116'sı Yunanca yazıta aitti. Kopyalar yirmi kutuya yerleştirilerek Berlin'e gönderildi.

Bu çalışmalar, Roma tarihinin önemli araştırmacılarından Theodor Mommsen'in 1883 yılında yayımladığı metne temel oluşturdu.

Düşünün...

Ankara'daki birkaç evin duvarlarının ardında kalan yazılar, Avrupa'nın bilim çevrelerinde Roma tarihinin yeniden okunmasına katkıda bulunuyordu.

TARİHİ KORUYANLARIN DA BİR TARİHİ VAR

Bütün bu hikâyenin ortasında Giovanni Leonardi duruyor.

Yazıtın belgelenmesine yönelik çabaları yaklaşık otuz yıla uzanan bu eczacı, çevirisinin kusursuz olmadığını da biliyordu. Bazı ifadeleri karşılamakta zorlandığını saklamamıştı.

Bu tavır bana önemli geliyor.

Çünkü tarihin korunması yalnızca büyük keşifler yapan insanların işi değildir. Bazen eksiklerini bilen, gördüklerini kaydeden ve bir eserin yok olmaması için ısrar eden insanların emeğidir.

Bugün Augustus Tapınağı'nı ziyaret edenlerin kaçı Giovanni Leonardi'nin adını biliyor?

Kaçı bu yapının korunması için bir Osmanlı eczacısının görevlendirildiğinden haberdar?

Kaçı Ankara'nın sıradan görünen evlerinin bir zamanlar Roma tarihinin en önemli belgelerinden birini duvarlarının ardında sakladığını düşünüyor?

Ankara'nın tarihini yalnızca hükümdarlar, valiler, komutanlar ve büyük mimarlar üzerinden okumak yeterli değil.

Bu şehrin hafızasında eczacılar da var. Ev sahipleri de var. Hasta çocuklar da...

Ve bazen dünya tarihinin en önemli metinlerinden birini geleceğe taşıyanlar, adları tarih kitaplarının başlıklarına yazılmamış insanlardır.

Giovanni Leonardi'nin hikâyesi bize bunu hatırlatıyor:

Tarihi yalnızca onu yazdıranlar değil, silinmesine engel olanlar da yaşatır.