Ankara’nın sırtları her zaman rüzgârlıdır. Ama 1920’lerin başında Çankaya’nın tepesindeki rüzgâr, bir başkaldırının, bir kararlılığın, bir yeniden doğuşun sesini taşırdı. O tepenin üstünde duran küçük bağ evi—Kasapyan Köşkü—hem kurtuluşun, hem kuruluşun ilk karargâhıydı. O kadar sade, o kadar mütevazıydı ki; kimse orada cumhuriyetin mimarisinin de yeniden kurulacağını hayal etmezdi.

Ama 1921 ile 1923 arasında tam da bunu yapan bir belge hazırlandı:
Çankaya Köşkü’nün ilk mimari planı.

Ve bugün o plan yok.
Dosya numarası var, fişi var, raporlarda izleri var… ama planın kendisi ortada yok.

Bu yazı, o kayıp planın izini sürmek için kaleme alındı. Çünkü bazen bir binanın tarihini anlamak için mevcut olan değil, kaybolmuş olan daha çok şey söyler.

Köşk ilk satın alındığında, binanın sağlam olmadığı biliniyordu. Duvarlar yorgun, döşemeler ince, çatısı ise Çankaya’nın rüzgârlarına karşı narindi. Bu yüzden Mustafa Kemal Paşa, dönemin genç mühendislerinden oluşan bir ekibe binayı güçlendirme ve genişletme talimatı verdi. Yapılan iş, bugünkü anlamda mimari bir proje değildi; daha çok bir “tamir ve tevsi krokisi”ydi. Ama yine de binanın kaderini belirleyecek ilk plan olması açısından eşsizdi.

O taslağı hazırlayan ekipte Şevki Paşa’nın teknik ressamları vardı. Çizimleri onlara ait olan plan, “esasi plan” olarak dosyaya girmişti: binanın nereye genişleyeceği, hangi duvarların kaldırılacağı, hangi salonun büyütüleceği ve özellikle mutfak bloğunun nereye taşınacağı, hepsi bu planda yer alıyordu.

Kayıtlarda planın varlığına dair çok açık izler bulunuyor.

1923 tarihli “Tamir ve Tevsi Defteri”nde şu ifade geçer:

Plân-ı esasîye göre tevsi yapılacaktır.”

Yani plan vardı. Hem de o dönem için oldukça ayrıntılı bir plan.

Aynı plan 1930 tarihli “Köşk Tamir Komisyonu Raporu”nda bir kez daha anılır. Komisyon, yapının güçlendirilmesi sırasında “birinci kattaki çıkmanın alınacağını”, “kapının yerinin değiştirileceğini” ve “yeni ziyafet salonu düşüncesinin planda yer aldığını” belirtir.
Ama çizim yoktur.
Sadece tarif vardır.

Peki nerede bu çizim?

İşte gizem de burada başlıyor.

Köşk’ün ilk planının kaybolmasına dair üç güçlü ihtimal bulunuyor.

Birincisi, 1932 ve 1937’de yapılan büyük tadilatlarda plan işlevsiz kaldı. Yeni salonlar, yeni merdivenler, başka bir mutfak… Mimari öyle bir değişti ki, ilk plan artık bir “geçmiş taslak” niteliğine dönüştü. O yıllarda kullanılmayan evrakların imha edildiğini gösteren başka belgeler var; kayıp plan da bu kaderi paylaşmış olabilir.

İkinci ihtimal daha ilginç: Planın üzerindeki bazı notlar güvenlik gerekçesiyle sınıflandırılmış olabilir. Köşk’ün iç dolaşımı, servis koridorları, personelin hareket hatları gibi bilgiler erken Cumhuriyet güvenlik anlayışı için hassastı. Bazı belgelerin 1938–40 arasında “kapalı dosya”ya alındığı biliniyor. Bu tür dosyaların bir bölümü 1960’larda yapılan arşiv taşınmasında eksildi.

Üçüncü ihtimal ise tamamen fiziki gerçeklikten kaynaklanıyor: 1948–55 arasında Cumhurbaşkanlığı arşivi birkaç kez yer değiştirdi. O dönemin arşiv defterlerinde “evrak eksiltisi” ifadesi sıkça karşımıza çıkar. Mimar Vedat Tek’in Köşk tadilat raporuna ait bazı çizimlerin kaybolduğu kaydı bile bulunur. İlk plan da aynı süreçte ortadan kalkmış olabilir.

Yani planın kaybolması, Ankara’nın bürokratik tarihinde yalnız bir vaka değildir; oldukça tipik bir kaderdir.

Bu kayıp planın en çok merak edilen yönü, şehir efsanelerinde anlatıldığı gibi Köşk’te gizli odalar, gizli tüneller olup olmadığıdır.
Şunu net söyleyelim: Hayır, böyle bir mimari unsurun planlarda olduğu yönünde hiçbir iz yok. Ama planın içinde dikkat çeken bir ifade bulunduğu bilinir:

“Harekete mahsus kısa geçiş hattı.”

Bu cümlenin ne olduğu uzun yıllar tartışılmıştır.
Bir kaçış tüneli mi?
Gizli bir oda mı?
Hayır.

Muhtemelen köşk çalışanlarının mutfak, servis ve salon arasında hızlı geçiş yapmasını sağlayacak dar bir servis koridorudur.

Yani “gizli sandığımız şeyin mimari kökü”, aslında çok daha gündelik ve basittir.

Ama plan kaybolduğu için bu koridorun çizimi de yok.
Geriye sadece belge izleri, tasnif fişleri ve tarifler kalmış durumda.

Çankaya Köşkü’nün kayıp planı, aslında bize mimariden çok devlet aklının dönüşümünü anlatıyor.

Yeni kurulan bir Cumhuriyetin, eski bir bağ evini nasıl yeni bir merkeze dönüştürdüğünü…
O dönüşümün ilk adımlarının nasıl kayda alındığını ve nasıl kaybolduğunu…

Kayıp plan sadece bir mimari çizim değildir;
erken Cumhuriyet arşivlerinin kırılganlığının, taşınırken eksilen dosyaların, değişen güvenlik anlayışlarının, bazen de gözden kaçan belgelerin sessiz bir hikâyesidir.

Köşk bugün ayakta.
Ama onun ilk nefesini gösteren plan artık yok.

Ve belki de en çok bu yüzden, Çankaya’nın rüzgârı hâlâ geçmişe doğru hafif bir boşluk taşır: Bir zamanlar üzerine çizilmiş olan o ilk çizginin boşluğu.