Zaferin Anlamı

30 Ağustos 1922, yalnızca bir askeri harekâtın son günü değildir. Bu tarih, Türk milletinin esaret zincirini kırdığı, “ya istiklal ya ölüm” sözünü tarihin en gür sesli haykırışıyla gerçeğe dönüştürdüğü gündür. Mustafa Kemal Paşa’nın Kocatepe’deki kararlılığı, yalnızca ordulara değil, bir millete yol gösterdi. O emir – “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” – aslında bir milletin ufkunu işaret ediyordu.

İhanetin ve İnkârın Gölgesi

Ama ne yazık ki bu topraklarda, bu büyük zaferin anlamını küçümseyen, inkâr eden ve hatta ihaneti kutsayan bir zihniyet de oldu. Kadir Mısıroğlu’nun “Keşke Yunan kazansaydı” sözleri, yalnızca bir ferdin hezeyanı değildi. Bu topraklarda hâlâ, Büyük Taarruz’un hiç yaşanmadığını, tek kurşun atılmadan kazanıldığını söyleyebilenler var. Bu, yalnızca Mustafa Kemal’e değil, cephede can vermiş binlerce isimsiz kahramana da yapılmış bir hakarettir.

Sessizleştirme Çabaları

Bugün de benzer suskunluklar ve yok saymalar devam ediyor. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hutbelerinde Gazi Mustafa Kemal’in adını anmaktan kaçınması, aslında tarihe ve millete karşı büyük bir sessizliktir. Oysa bugün özgürce ibadet edebiliyorsak, bunu 30 Ağustos sabahı verilen mücadeleye borçluyuz.

Silinmeye Çalışılan Bir İsim

Yakın geçmişte, 26 Ağustos Büyük Taarruz’un yıldönümü için Emniyet Genel Müdürlüğü’nün hazırladığı bir afişte Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün adı ve sureti yok sayıldı. Oysa 26 Ağustos sabahı taarruzu başlatan irade, Atatürk’ün iradesiydi. Onu bu tarihten silmek, bizzat tarihi silmek demektir. Gelen tepkiler üzerine afiş kaldırıldı, yerine Mustafa Kemal’in görselinin bulunduğu yeni bir afiş kondu. Ama bu yaşanan, belleğimizde derin bir yara açtı. Çünkü 30 Ağustos’u Mustafa Kemal’siz anlatmaya kalkmak, bir milletin hafızasına yapılmış en büyük saygısızlıktır.

Zaferin İki Yüzü: Gurur ve Hüzün

30 Ağustos, benim için iki duyguyu aynı anda taşır: Gurur ve hüzün. Gurur, çünkü bir milletin bağımsızlığını yeniden kazanışının günüdür. Hüzün, çünkü hâlâ bu zaferi inkâr etmeye, küçümsemeye, Mustafa Kemal’i gölgede bırakmaya çalışanların varlığıdır.

Bugüne Düşen Sorumluluk

30 Ağustos’u anlamak, yalnızca geçmişi anmak değildir. Bugün de aynı iradeyle, aynı inançla sahip çıkmamız gereken bir mirastır. Unutturmaya çalışanlara inat, biz her yıl yeniden hatırlatacağız. Çünkü 30 Ağustos yalnızca 1922’nin değil, 2025’in de, yarının da sigortasıdır.

Kişisel Not

Benim için 30 Ağustos, yalnızca bir zafer değil; unutturmaya çalışanlara karşı direnişin de adıdır. Hem gururla hem öfkeyle, hem sevinçle hem hüzünle anıyorum. Çünkü 30 Ağustos, bu topraklarda hâlâ özgürce nefes alabilmemizin en büyük teminatıdır.