Her sabah gözümü açtığımda, Orwell’den bir cümleyle karşılaşıyorum.
Bir Twitter kullanıcısı “Savaş barıştır, özgürlük köleliktir” diye başlamış güne…
Instagram’da biri “Big Brother is watching you” yazan tişörtünü paylaşmış.
Bir başkası ise TikTok’ta 1984’ün kapağını gösterip “Gerçekleri söyleyenleri susturmak, yalanları doğrulamaz” demiş, yüzünü buruşturarak.

George Orwell, Türkiye’de tuhaf bir şekilde çok seviliyor.
Tuhaf diyorum çünkü Orwell’in fikirleri, onun cümlelerini paylaşanların çoğunun savunduğu siyasi yapıların tam tersi yönünde.
Daha da önemlisi: Orwell’in sevilmesi için bazı gerçeklerin hiç hatırlanmaması gerekiyor.

BİR GÜNDE BİNLERCE ORWELL

Türkiye’de Orwell deyince akla iki kitap geliyor: Hayvan Çiftliği ve 1984.
Her ikisi de distopyadır. Biri Stalin’i hayvanlar üzerinden hicveder, diğeri ise mutlak gözetim düzenini anlatır.

Ama Orwell yalnızca distopya yazarı değildir. O bir gazetecidir, denemecidir, savaş muhabiridir, sınıf analizcisidir, yoksul dostudur, vicdan sahibidir.
O yüzden de Türkiye’de bu iki kitabın dışına taşmayan bir Orwell sevgisi, aslında yüzeysel bir alıntı tüketimidir.

TÜRKİYE’NİN ORWELL’LE İMTİHANI

Neden Orwell bu ülkede bu kadar ilgi görüyor?
Cevap basit: Çünkü her kesim onun cümlelerini kendi çıkarına göre eğip bükebiliyor.
Bir partili için Orwell, karşıt partinin baskıcı yönetimine delildir.
Bir muhalif için Orwell, devletin gözünün daima üzerimizde olduğunu hatırlatır.
Bir sosyal medya fenomeni içinse Orwell, cümleleri çok "tutan" bir içerik sağlayıcısıdır.

Ancak çok az kişi şunu soruyor:

Orwell’in hayatı neydi?
Ne için savaştı?
Ne için kalem oynattı?

ORWELL’İ GERÇEKTEN SEVMEK NEDİR?

Orwell’i gerçekten sevmek, onun gibi yaşamayı göze alabilmektir.
O, İspanya İç Savaşı’na katıldı. Mermi yedi. Canını sosyalist idealler uğruna tehlikeye attı.
Yoksulların arasında yaşadı, kömür ocaklarında çalıştı. Yazdıklarını masa başında değil, terle yoğurarak yazdı.

Türkiye’de ise Orwell genellikle rahat koltuklarda okunur.
Oysa Orwell’in her satırı rahatsız eder, yerinden kaldırır.
Kendine döndürür.

“ORWELLIAN” TÜRKİYE

Bugün Türkiye’de Orwell’i okumak, neredeyse bir tür muhalefet biçimi gibi.
Ama Orwell’in uyardığı düzen sadece baskıcı devlet değildir.
Yalana alışmış toplum, her gün hakikati kıvıran medya, iktidar aşkına özgürlüğü yutan aydın, Orwell’in asıl hedefidir.

Örneğin haber bültenlerinde “tasarruf tedbirleri kapsamında” cümlesi geçer ama sarayın harcaması artar.
Bu, Orwell’in "çelişki içinde kurgulanan gerçek" dediği durumdur.
Ya da sokaktaki genç “konuşursam başım belaya girer” der ama hâlâ özgürlükten söz eder.
Bu da “çifte düşünce”dir.

Orwell’in Türkiye’de sevilmesi, belki de en çok onun uyardığı durumların yaşanmasıyla açıklanabilir.
İnsan gördüğünü anlatana değil, anlatanı dinleyince hatırladığına âşık olur.

GÜNÜMÜZDE ORWELL OLMAK

George Orwell bugün yaşasaydı, ne yazardı?
Muhtemelen şunları:
– "Gözetlenme, sadece devlet tarafından değil; artık birbirimiz tarafından da yapılıyor."
– "Hakikat, algoritmaların sıralamasında boğuluyor."
– "Dil, kibarca yalan söylemenin laboratuvarı oldu."
– "Özgürlük, sessiz kalma özgürlüğüne dönüştü."

VE SONUNDA...

George Orwell’in bu ülkede çok sevilmesinin bir nedeni var:
Çünkü onun yazdıkları, Türkiye’de hâlâ yaşanıyor.

Ama Orwell’i gerçekten sevmek istiyorsak onu yalnızca sosyal medya paylaşımına indirgeyemeyiz.
Onu kutlamak istiyorsak sadece doğum gününü değil, hakikatin yanındakilerin yaşadığı her günü ona ayırmalıyız.

Ve unutmamalıyız:

“Özgürlük, insanlara duymak istemedikleri şeyleri söyleme hakkıdır.”
Ve Orwell bu sözü yalnız başkaları için değil, kendisi için de yazmıştı.