Çevremizde bu cümleyi ne kadar sık duyuyoruz, değil mi? Hatta çoğu zaman işitme kaybı yaşayan kişiler, bunu bir hastalık değil, yaşın getirdiği kaçınılmaz bir sonuç olarak görüyor. Doktora gitmeyi erteliyor, işitme cihazı kullanmayı ise "Henüz o kadar yaşlanmadım" düşüncesiyle reddediyor.
Oysa mesele sadece daha az duymak değil.
Bilim dünyasının son yıllarda üzerinde en çok durduğu konulardan biri, işitme kaybı ile bilişsel gerileme arasındaki ilişki. Yapılan araştırmalar, işitme kaybının sosyal yaşamı olumsuz etkilediğini, bunun da zamanla Alzheimer riskini artırabildiğini ortaya koyuyor.
İşitme sorunu yaşayan kişi, kalabalık ortamlarda konuşmaları takip etmekte zorlanıyor. Bir süre sonra sohbetlere katılmamayı tercih ediyor. Aile toplantılarında sessizleşiyor, dost meclislerinden uzaklaşıyor. Telefon konuşmalarından kaçıyor. Farkında olmadan kendisini toplumdan izole ediyor.
İşte tehlike tam da burada başlıyor.
Çünkü insan beyni, konuşarak, dinleyerek ve iletişim kurarak canlılığını koruyor. Sosyal ilişkiler azaldıkça zihinsel faaliyetler de yavaşlıyor. Uzmanların dikkat çektiği nokta da bu. Araştırmalar, işitme kaybına bağlı sosyal izolasyonun Alzheimer riskini yüzde 10 ila 15 oranında artırabileceğini gösteriyor.
Elbette işitme kaybı tek başına Alzheimer'ın nedeni değildir. Ancak risk faktörlerinden biri olarak artık daha fazla ciddiye alınıyor.
Üstelik işitme kaybının oluşturduğu tehlike bununla da sınırlı değil. Trafikte yaklaşan bir aracın kornasını, acil durum sirenini ya da çevreden gelen bir uyarıyı duyamamak, günlük yaşamda ciddi güvenlik sorunlarına yol açabiliyor.
Bugün teknoloji, işitme kaybı yaşayan insanlar için oldukça gelişmiş çözümler sunuyor. Modern işitme cihazları artık geçmişte olduğu gibi büyük, hantal ve rahatsız edici değil. Buna rağmen birçok kişi hâlâ "İnsanlar ne der?" endişesiyle bu cihazları kullanmaktan kaçınıyor.
Oysa asıl utanılması gereken, tedavi edilebilecek bir sorunu görmezden gelmek olmalı.
Yaş almak doğaldır, ancak sağlığımızı ihmal etmek doğal değildir. Nasıl gözümüz bozulduğunda gözlük takıyorsak, işitmemiz azaldığında da gerekli desteği almak aynı derecede önemlidir.
Unutmayalım; bazen duyduğumuz bir ses sadece kulağımıza değil, beynimize de hayat verir. Bu nedenle işitme kaybını "yaşlılığın kaderi" olarak görmek yerine, erken teşhis edilmesi ve tedavi edilmesi gereken önemli bir sağlık sorunu olarak değerlendirmeliyiz.
Çünkü iyi duymak, sadece konuşmaları anlamak değil; hayata, insanlara ve sağlıklı bir geleceğe bağlı kalabilmektir.