İnsülin hormonu, pankreastaki Beta hücreleri tarafından salgılanan bir hormon olup, bu hormon salgılandıktan sonra kan dolaşımına katılarak, vücudumuzun enerji metabolizması için gereken şekeri hücre içine taşır. Çeşitli nedenlerden dolayı pankreasta, bu hormonu salgılayan hücreler hasara uğrayabilir ve bu durum sonrasında insülin hiç üretilmeyebilir, az üretilebilir yada üretilir ancak insülin direnci nedeni ile kullanılamaz ve bu durum Diyabet hastalığının ortaya çıkmasına sebep olur. En belirgin 3 belirtisi; çok susama, çok yeme ve çok idrara çıkmadır.
Diyabetin tip 1, tip2, tip 3 ve gestasyonel diyabet dediğimiz çeşitleri vardır.
Tip1 diyabette, insülinin tamamen yokluğundan bahsedebiliriz, genetik olabildiği gibi enfeksiyonlar, bağışıklık sistemine saldıran virüsler, ilaç kullanımına bağlı veya yoğun stres nedeniyle olabilir. Genelde çocukluk çağında tanı alırlar ve çocukluk döneminde pankreastaki beta hücrelerindeki hasar daha hızlı ilerler. Tedavide diyet, insülin ve spor çok etkili olup düzenli beslenme alışkanlığı sergileyen, düzenli egzersiz yapan ve insülin doz ayarı yapılmış bir hastanın yaşam kalitesi yüksektir. Beslenme örüntüleri 3 ana, 3 ara öğün şeklinde olup, yeterli protein içeren, posa içeriği yüksek, karbonhidrat içeriği düşük diyetler Tip 1 hastaları için etkili sonuçlar verir. Bu hastalar ömür boyu insülin kullanmak zorundadırlar.
Tip 2 diyabet daha çok ilerleyen yaşlarda (40’lı yaşlarda) , karbonhidrat içeriği yüksek beslenme biçimine sahip kişilerde görülür, önce insülin direnci olarak başlar ve sonrasında gereken önlemler alınmazsa Diyabete dönüşen bir tablo olarak düşünülebilir. Burada da genetik yatkınlık, obezite, ilaç kullanımı, enfeksiyonlar, aşırı stres, hareketsiz yaşam kök neden olarak düşünülebilir. Tip 2 diyabet hastalarında 3 aylık şeker göstergesi olan HbA1C değerine göre 3 ana, 3 ara öğün de olabilir yada hastanın durumuna göre öğün sayısı değiştirilebilir. Tedavide beslenme, oral antidiyabetik ilaçlar veya insülin kullanım ve egzersiz bir arada düşünülmelidir. Şeker hastaları için haftalık toplam 150 dk’lık yürüyüşün olumlu etkileri görülmüştür.
Tip 3 Diyabet ise artık Alzheimer hastalığı için kullanılan bir terim oldu diyebiliriz. Yine pankreas hasarı ve kontrol edilemeyen Tip 2 diyabet sonrası beyinde insülin direnci ve eksiliği nedeni ile demans oluşur. Bu, çok ileri yaşlarda ortaya çıkar (60 yaş sonrası). Tip 2 diyabet tanısı aldıysanız ilerleyen yaşlarda bu riske girmemek için ilaç, beslenme ve fiziksel aktiveden oluşan üçlü tedavi protokolüne uymanız gerekmektedir.
Gestasyonel diyabet ise gebelik döneminde görülür. Gestasyonel Diyabeti olan kadınlar 4 kg üzerinde bebekler dünyaya getirir. Bebek için oldukça riskli olan bu durum maalesef bebek kayıplarına bile sebep olabilmektedir. Bu sebeple gebelik sırasında rutin kontroller yapılmalı, gereksiz kilo alımı önlenmeli besin kalitesi yüksek, yeterli protein içeren, vitamin ve minerallerden zengin bir program yine fiziksel aktivite eşliğinde önerilir. Bu kadınlar riskli gruptadırlar obezite ile birlikte, ilerleyen yaşlarda tip 2 diyabet olma riskleri vardır.
Diyabet hastalığı kontrol edilmeyen bir süreçten geçiyorsa maalesef vücudumuzda makro ve mikro boyutta hasara sebep olmaktadır. Retinopati (görme kaybı), nefropati (böbrek yetmezliği), nöropati (his kaybı -diyabetik ayak) en riskli komplikasyonlar yaşam kalitesini ve süresini düşürmektedir. Diyabet hastaları aynı zamanda kalp damar hastalıkları, karaciğer yağlanması ve böbrek hastalıkları açısından da riskli gruba girerler ve çoğu zaman bunların hepsini metabolik sendrom olarak bir kişide görebilmekteyiz. Bu yüzden tanı almış kişilerin olayın ciddiyetinin farkında olması çok önemli olup bir diyetisyen olarak sadece ilaç veya insülin kullanımı ile bu sorunların oluşumunu engelleyemezsiniz. Mutlaka ilaç tedavisine düzenli beslenme ve egzersiz eklenmelidir.
Diyabet Hastalığına Dair
Emel Zalaltuntaş
Yorumlar