Bundan tam 66 yıl önce, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en karanlık virajlarından biri dönüldü ve Türk demokrasisi ilk askeri darbe askısıyla tanıştı.
27 Mayıs 1960 sabahı saat 04.36’da radyodan yükselen Alparslan Türkeş’in sesi, sadece on yıllık çok partili hayatın sandık iradesini askıya almıyor; aynı zamanda ülkeyi Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın darağacına gönderileceği trajik bir sürece sürüklüyordu.
1950’lerin ekonomik ve toplumsal kutuplaşmasından Kızılay’daki öğrenci eylemlerine, darbeyi planlayan "Cunta" içindeki güç savaşlarından Yassıada mahkemelerine ve tarihin tozlu raflarında kalmış sıra dışı detaylara kadar; 27 Mayıs askeri müdahalesini tüm yönleriyle mercek altına alıyoruz.
KUTUPLAŞMANIN NEDENLERİ
14 Mayıs 1950'de "Yeter! Söz milletindir" sloganıyla iktidara gelen Adnan Menderes liderliğindeki Demokrat Parti (DP), ilk yıllarında yakaladığı büyük ekonomik kalkınma ve toplumsal desteği, 1950'lerin sonuna doğru kaybetmeye başladı.
- Ekonomik Sıkışma ve Enflasyon: Marshall Planı yardımlarının azalması, dış borçların birikmesi ve artan enflasyon, kentli orta sınıfı ve özellikle sabit gelirli subay ile memurları DP iktidarına karşı huzursuz etti.
- "Vatan Cephesi" ve Medya Baskısı: DP'nin toplumu "Vatan Cephesi" adı altında kamplaştırması, radyolardan her gün bu cepheye katılanların isimlerini okutması ve muhalif basına uygulanan sert sansür, siyasi tansiyonu zirveye çıkardı.
- Tahkikat Komisyonu: Darbeden bir ay önce, Nisan 1960'ta kurulan ve muhalefet ile basının faaliyetlerini tahkik etmek amacıyla geniş yetkilerle donatılan "Tahkikat Komisyonu", ordu ve üniversiteler tarafından "anayasayı ve demokrasiyi tamamen ortadan kaldırma girişimi" olarak yorumlandı.
555K VE ÖNCESİ
Darbenin psikolojik zeminini hazırlayan en büyük etken, Ankara ve İstanbul’da patlak veren öğrenci hareketleri oldu.
- Turan Emeksiz'in Ölümü: 28 Nisan 1960'ta İstanbul Üniversitesi'ndeki gösterilerde harbiye öğrencisi Turan Emeksiz'in polis kurşunuyla ölmesi, olayları geri dönülemez bir noktaya taşıdı. Ankara'da sıkıyönetim ilan edildi.
- 555K Parolası: 5. ayın 5. gününde saat 5'te Kızılay'da (555K) toplanan binlerce genç, Türk siyasi tarihinin ilk sivil itaatsizlik eylemini gerçekleştirdi. Protestoların arasına bizzat giren Başbakan Adnan Menderes, gençlerin protestolarıyla yüz yüze geldi. Bir öğrencinin Menderes'in yakasına yapışarak "Hürriyet istiyoruz!" demesi üzerine Menderes'in "Başbakanın yakasına yapışıyorsun, bundan büyük hürriyet mi var?" dediği tarihi an, kırılmanın en somut göstergesiydi.
27 MAYIS DARBE GÜNÜ
Generallerden ziyade daha çok albay, yarbay ve binbaşı rütbesindeki genç subayların oluşturduğu hücre tipi bir cunta örgütlenmesi, 27 Mayıs sabahı Türk Silahlı Kuvvetleri adına yönetime el koydu.
- Radyodaki Ses: İstanbul Radyosu'nu ele geçiren Kurmay Albay Alparslan Türkeş, şu sözlerle darbeyi tüm dünyaya duyurdu: "Sevgili vatandaşlar, dün gece yarısından itibaren bütün Türkiye'de, Silahlı Kuvvetler yönetimi ele almıştır..."
- Emekli Generalin Liderliği: Cunta (Milli Birlik Komitesi - MBK), darbenin halk ve dünya nezdinde meşruiyet kazanması için hiyerarşik bir lidere ihtiyaç duydu. Bu doğrultuda, kısa süre önce görevinden istifa eden eski Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Cemal Gürsel, İzmir'deki evinden askeri uçakla Ankara'ya getirilerek MBK'nın ve devletin başına geçirildi.
- Kilit Subaylar: MBK'nın arkasındaki beyin takımında Albay Alparslan Türkeş, General Cemal Madanoğlu, Kurmay Albay Sami Küçük, Binbaşı Ahmet Er gibi isimler yer alıyordu. 38 subaydan oluşan bu komite, Meclis'i fesh ederek yasama ve yürütme yetkilerini kendinde topladı.
YASSIADA YARGILAMALARI VE İDAM
Darbe sonrasında Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes, tüm kabine üyeleri ve DP milletvekilleri tutuklanarak Marmara Denizi'ndeki Yassıada'ya götürüldü. Burada kurulan Yüksek Adalet Divanı, Türk hukuk tarihinin en tartışmalı yargılamalarına imza attı.
- Manevi Baskı Altındaki Duruşmalar: "Bebek Davası", "Köpek Davası" gibi absürt iddialardan "Anayasayı ihlal" suçlamasına kadar geniş bir yelpazede yargılanan DP'liler, ağır psikolojik ve fiziksel tecrit altında tutuldu.
- İdamlar: Mahkeme neticesinde 15 kişi hakkında idam kararı verildi. Milli Birlik Komitesi; Celal Bayar’ın cezasını yaş haddinden müebbet hapse çevirirken, Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın idam cezalarını onayladı. Eylül 1961'de İmralı Adası'nda infaz edilen bu idamlar, Türkiye'nin siyasi hafızasında kapanmayacak bir yara açtı.
- 1961 Anayasası: Darbenin getirdiği en önemli kurumsal sonuçlardan biri, nispeten özgürlükçü, Anayasa Mahkemesi ve TRT gibi özerk kurumları kuran ama aynı zamanda Milli Güvenlik Kurulu (MGK) vasıtasıyla askerin siyasete vesayetini kurumsallaştıran 1961 Anayasası oldu.
AZ BİLİNENLER
|
Konu |
Detaylar |
|
"Emir Subayı" Sandılar |
Darbe gecesi Eskişehir'de tutuklanan Adnan Menderes, kendisini Ankara'ya götürmek üzere uçağa bindiren Kurmay Yarbay Agasi Şen'i başlangıçta nizam dışı bir cuntacı değil, kendisini korumaya gelen sadık bir emir subayı sanmıştı. |
|
Cuntanın Kendi İçindeki Darbe: 14'ler |
Darbeden kısa süre sonra MBK içinde fikir ayrılığı çıktı. Alparslan Türkeş'in de aralarında bulunduğu 14 subay, yönetimin hemen sivillere devredilmesine karşı çıkıp radikal reformlar yapılmasını savunuyordu. Cemal Madanoğlu liderliğindeki klik, bir gece operasyonuyla bu 14 subayı tasfiye ederek dünyanın dört bir yanına (Türkeş'i ise Yeni Delhi'ye) sürgüne / büyükelçilik danışmanlığına gönderdi. |
|
Harbiyelilerin Sessiz Yürüyüşü |
Darbeden sadece bir hafta önce, 21 Mayıs 1960'ta Kara Harp Okulu öğrencileri (Harbiyeliler) Ankara'da sessiz bir protesto yürüyüşü gerçekleştirdi. Hükümet binalarının önünden geçen bu binlerce üniformalı öğrencinin sessiz adımları, aslında darbe planının ordu içinde ne kadar tabana yayıldığının en açık ihbarıydı. |
|
"İntihar" Teşebbüsü |
Başbakan Adnan Menderes, Yassıada'da karar duruşmasından hemen önce odasında biriktirdiği ilaçlarla intihar teşebbüsünde bulundu. Apar topar midesi yıkanan Menderes, henüz tam anlamıyla sağlığına kavuşmamışken, "sağlık raporu" verilerek alelacele idam sehpasına çıkarıldı. |
27 Mayıs 1960 askeri müdahalesi, her ne kadar "demokrasiyi yeniden tesis etmek" iddiasıyla yola çıkmış olsa da, seçilmiş bir başbakanı ve bakanları idam sehpasına göndererek Türk siyasetinde sonraki onlarca yılı (12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat) zehirleyen askeri vesayet geleneğinin kapısını araladı.
Bugün üzerinden 66 yıl geçmişken, 27 Mayıs hem bir toplumsal kutuplaşmanın acı faturası hem de adaletin siyasileşmesinin yarattığı büyük bir ibret vesikası olarak tarihteki yerini koruyor.