Cumhuriyet tarihinin en güçlü siyasi ortaklıklarından biridir Mustafa Kemal Atatürk ile İsmet İnönü’nün birlikteliği.

Savaş meydanlarından Lozan’a, Cumhuriyet’in ilanından devrimlere kadar uzanan uzun bir yol…

Ama bu yol 1937’de beklenmedik biçimde ayrıldı.

Peki neden?

Çoğumuz bu ayrılığın ekonomi politikalarındaki görüş farklılıklarından kaynaklandığını biliriz. Oysa perde arkasında bugün pek hatırlanmayan başka bir mesele daha vardır:

Nyon.

1937’de İspanya İç Savaşı devam ederken Akdeniz’de ticaret gemileri kimliği belirsiz denizaltıların saldırısına uğruyordu. Saldırıların arkasında Mussolini İtalya’sının bulunduğuna ilişkin ciddi bir kanaat vardı.

İngiltere ve Fransa harekete geçti. İsviçre’nin Nyon kentinde bir konferans toplandı. Amaç, Akdeniz’deki bu saldırılara karşı ortak ve gerektiğinde silahlı bir güvenlik sistemi kurmaktı.

Türkiye için mesele hassastı.

Çünkü Mussolini uzaklarda değildi.

İtalya, On İki Ada’daydı. Yani Türkiye’nin hemen karşı kıyısında.

İşte tam burada Atatürk ile İnönü arasında önemli bir düşünce farkı ortaya çıktı.

İnönü ihtiyatlıydı.

Türkiye’nin İngiltere ve Fransa’yla birlikte İtalya’ya karşı sert bir cephede görünmesinin Mussolini’ye Türkiye ile çatışmak için bahane verebileceğinden endişe ediyordu.

Atatürk ise farklı düşünüyordu.

Ona göre Mussolini karşısında sürekli geri durmak tehlikeyi azaltmayabilirdi. Türkiye, büyük devletlerle birlikte kararlı davranmalı ve Akdeniz’de kendisine yöneltilebilecek tehdide karşı caydırıcı bir tutum göstermeliydi.

Aslında iki devlet adamının amacı aynıydı:

Türkiye’yi savaştan uzak tutmak.

Fakat yöntemleri farklıydı.

İnönü’nün yaklaşımı:

“Savaştan uzak durmak için ihtiyat.”

Atatürk’ünki ise:

“Savaşı uzak tutmak için caydırıcılık.”

Nyon Konferansı sırasında bu farklılık artık devlet yönetiminin en üst katında açık bir anlaşmazlığa dönüştü.

Türkiye’nin konferanstaki temsilcisi Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras’tı. İnönü anlaşmanın mevcut biçimine çekince koyarken Atatürk daha kararlı davranılmasını istiyordu.

Türkiye sonunda Nyon düzenlemesine katıldı.

Ve tarihler şaşırtıcı derecede yakındır.

Nyon Anlaşması 14 Eylül 1937’de imzalandı.

İsmet İnönü birkaç gün sonra başbakanlıktan ayrıldı.

Yerine Celâl Bayar geldi.

Elbette “İnönü Nyon yüzünden gitti” demek tarihi fazlasıyla basitleştirmek olur.

Çünkü gerilim çok daha önce başlamıştı.

Ekonominin nasıl yönetileceği konusunda görüş ayrılıkları vardı. İnönü daha güçlü bir devletçilikten yanaydı. Atatürk ise özellikle son yıllarında özel girişime daha fazla alan açan, daha pragmatik bir ekonomik model arayışındaydı.

Hatay meselesinde de yöntem farklılıkları ortaya çıkmıştı.

Üstelik yıllardır birlikte çalışan iki güçlü karakter artık devlet yönetiminin nasıl yürütüleceği konusunda da zaman zaman karşı karşıya geliyordu.

Nyon bütün bunların üzerine gelen son büyük kırılmalardan biri oldu.

Fakat benim asıl dikkatimi çeken başka bir şeydir.

Atatürk ile İnönü arasındaki ayrılığı kişisel bir kavga gibi okumak büyük hata olur.

Çünkü karşımızda birbirine “evet efendim” diyen iki insan yoktur.

Biri Cumhurbaşkanıdır.

Diğeri yaklaşık on dört yıl boyunca onun Başbakanlığını yapmış, Lozan’ı imzalamış, Cumhuriyet’in kuruluşunda olağanüstü ağırlık kazanmış bir devlet adamıdır.

Ve gerektiğinde Atatürk’e karşı çıkabilmektedir.

Belki Cumhuriyet’in ilk yıllarını anlamak için en önemli ayrıntılardan biri de budur.

Atatürk güçlüydü.

İnönü de güçlüydü.

Uzun yıllar birlikte yürüdüler.

Sonunda aynı ülkenin çıkarlarını savunurken hangi yolun Türkiye için daha doğru olduğu konusunda ayrıldılar.

Sonra Atatürk başka bir isim seçti:

Celâl Bayar.

İşte burada tarih yeni ve çok ilginç bir sorunun kapısını aralıyor:

Atatürk yalnızca başbakanını mı değiştirmişti?

Yoksa Cumhuriyet’in ekonomik ve dış politikadaki yönünü de değiştirmeye mi hazırlanıyordu?

Atatürk 1938’de ölmeseydi ve Celâl Bayar’la beş-on yıl daha çalışabilseydi, Türkiye nasıl bir ülkeye dönüşürdü?

Belki cevabını hiçbir zaman bilemeyeceğiz.

Ama bazen tarihin en önemli hikâyeleri, gerçekleşenlerde değil…

Gerçekleşmeye fırsat bulamayan ihtimallerde saklıdır.