
Ankara’nın çamlarına dikkatle bakıyor musunuz?
Parklarda, yol kenarlarında, bahçelerde, yıllardır gözümüzün alıştığı o yeşil siluetin içinde tek tek kahverengileşen, dalları kuruyan, hayattan çekilen ağaçlar var.
Bir ağacın kuruması belki dikkatimizi çekmeyebilir. Ama aynı manzara farklı yerlerde karşımıza çıkmaya başladığında artık sormamız gereken sorular vardır.
Üstelik bu soruları yalnızca ben sormuyorum.
Yakından tanıdığım, bilimsel birikimine ve değerlendirmelerine önem verdiğim Prof. Dr. İ. Hamit Hancı, Dr. Alp Aslan ile birlikte kaleme aldığı “Ankara’nın Çamları Neden Tek Tek Kuruyor? Bir Adli Bilim Uyarısı” başlıklı yazısında son derece önemli bir meseleye dikkat çekiyor.
Hamit Hancı ile yıllar önce Türkiyem televizyonunda üç saat süren canlı bir program gerçekleştirmiştik. Bilimsel meseleleri ele alışındaki titizliği, olaylara farklı disiplinlerin penceresinden bakabilme yeteneği o programdan da hatırladığım özellikleridir.
Bu nedenle Ankara’nın çamları üzerine yaptığı değerlendirmeyi sıradan bir çevre uyarısı olarak görmüyorum.
Çünkü Hancı, meseleyi alışılmışın dışında bir yerden ele alıyor: Adli bilimler açısından.
Bir insanın ölüm nedeni nasıl yalnızca dış görünüşüne bakılarak belirlenemiyorsa, bir ağacın neden öldüğü de kurumuş dallarına bakılarak anlaşılamaz.
Bu benzetme üzerinde durmaya değer.
Türkiye’de yapılan bilimsel araştırmalarda Neoscytalidium dimidiatum adlı bir mantarın bazı çam türlerinde hastalığa yol açabildiği gösterilmiş. İğnelerde kahverengileşme, sürgünlerde kuruma ve zamanla ciddi doku kayıpları oluşturabilen bir etkenden söz ediyoruz.
Ancak önemli bir ayrıntıyı özellikle vurgulamak gerekiyor: Ankara’daki çamların bu mantar nedeniyle kuruduğu henüz kanıtlanmış değil.
Kuraklık olabilir. Artan sıcaklıklar olabilir. Kabuk böcekleri veya başka zararlılar olabilir. Hatta bütün bu etkenlerin birbirini güçlendirdiği bir süreç yaşanıyor olabilir.
İşte bilimsel araştırmanın başlaması gereken yer tam da burasıdır.
AĞAÇLAR KESİLMEDEN ÖNCE KONUŞMALI
Hancı ve Aslan’ın önerisi bana göre son derece yerinde: Kuruyan ağaçlar birer biyolojik delil olarak incelenmeli.
Hangi tür ağaçlar kuruyor? Kuruma önce hangi dallarda başlıyor? Gövdelerinde böcek giriş delikleri var mı? Aynı bölgede bulunan diğer ağaçların durumu nasıl? Toprak, sulama ve sıcaklık koşulları ne söylüyor?
Bunların her biri birer ipucu.
Üstelik gelişigüzel budama, uygun olmayan müdahaleler ve yeterince temizlenmeyen ekipmanların bazı bitki hastalıklarının yayılmasına katkıda bulunabileceği de unutulmamalı.
Benim burada üzerinde durmak istediğim mesele yalnızca bir mantar hastalığı ihtimali değil.
Ankara’nın ağaç varlığına karşı nasıl bir sorumluluk taşıdığımızdır.
Bir çam ağacının yetişmesi onlarca yıl alıyor. Ankara gibi karasal iklimin sert koşullarını yaşayan bir şehirde o ağacın gölgesi, yeşili ve çevresine sağladığı katkı kolayca yerine konulabilecek değerler değil.
Biz çoğu zaman bir ağacın kıymetini, kesildiği veya kuruduğu gün anlıyoruz.
Oysa asıl başarı, ağacı kaybettikten sonra yerine yenisini dikmek değil, yaşamakta olanı koruyabilmektir.
Ankara Büyükşehir Belediyesi, ilçe belediyeleri, Orman Genel Müdürlüğü ve üniversitelerimizin ilgili bilim birimleri bu uyarıyı birlikte değerlendirmeli.
Kent genelinde çam kurumalarının haritası çıkarılmalı. Örnekler alınmalı. Laboratuvar incelemeleri yapılmalı. Sonuçlar da kamuoyuyla paylaşılmalı.
Çünkü bilimsel bir uyarıya verilecek en doğru karşılık, onu ciddiyetle araştırmaktır.
Ben Hamit Hancı’nın değerlendirmesini bu nedenle önemsiyorum.
Ortada henüz kesinleşmiş bir teşhis yok. Fakat araştırılması gereken bir ihtimal, cevaplandırılması gereken sorular var.
Ve bana kalırsa Ankara’nın artık kaybedecek tek bir ağacı bile yok.
Son sözüm şu:
Bir ağacın ölümünü açıklayamıyorsak, diğerlerini nasıl koruyacağımızı da bilemeyiz.
Ankara’nın çamları sessizce kururken bizim de sessiz kalmaya hakkımız yok.