18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi’nin 111. Yılı kutlanıyor. Türk milletinin tarihindeki en önemli dönüm noktalarından biri olan Çanakkale Deniz Zaferi, yalnızca askeri bir başarı değil; aynı zamanda bir direnişin, fedakârlığın ve milli birlik ruhunun simgesidir. Her yıl 18 Mart’ta kutlanan Şehitleri Anma Günü, bu büyük destanın kahramanlarını hatırlamak ve onların mirasını gelecek nesillere aktarmak açısından derin bir anlam taşır.

I. Dünya Savaşı sırasında, 18 Mart 1915 tarihinde kazanılan bu zafer, Türk denizcilerinin üstün cesareti ve stratejik başarısıyla tarihe geçmiştir. Çanakkale’de verilen mücadele, yalnızca bir cephe savaşı olmanın ötesine geçmiş; dünya tarihinin akışını değiştiren sonuçlar doğurmuştur. Yaklaşık 250 bin şehidin verildiği bu savaş, milletin topyekûn kenetlendiği, imkânsızlıklar içinde büyük bir zaferin kazanıldığı eşsiz bir örnek olarak hafızalara kazınmıştır.

Çanakkale Cephesi’nde verilen mücadele, sadece Türk tarihini değil, dünya siyasi dengelerini de derinden etkilemiştir. Bu cephede elde edilen başarı, büyük devletlerin planlarını bozmuş; Anadolu topraklarının geçilemez olduğunu tüm dünyaya göstermiştir. Nitekim bu zafer, ilerleyen süreçte Kurtuluş Savaşı için de bir ilham kaynağı olmuş, milletin bağımsızlık azmini güçlendirmiştir.

Cephede savaşan Mehmetçik, her siperde ayrı bir destan yazmıştır. “Çanakkale Geçilmez!” sözü, yalnızca bir slogan değil; kanla, canla yazılmış bir gerçeğin ifadesidir. Bu söz, Türk milletinin bağımsızlık söz konusu olduğunda asla taviz vermeyeceğini tüm dünyaya ilan etmiştir. Çanakkale, bu yönüyle bir “anıt cephe” niteliği taşımakta; milletin hafızasında silinmez bir yer edinmektedir.

Savaşın en dikkat çekici yönlerinden biri de Türk askerinin sergilediği insanlık değerleridir. Tüm imkânsızlıklara rağmen büyük bir mücadele veren Mehmetçik, savaşın en çetin anlarında bile merhametini yitirmemiş; yaralı düşman askerlerine dahi yardım ederek dünya harp tarihine örnek olacak bir davranış sergilemiştir. Bu yönüyle Çanakkale, sadece bir savaş değil, aynı zamanda insanlık onurunun da savunulduğu bir cephedir.

Denizcilik geleneğinde gemi defterlerine, geçilen boğazlar kayıt altına alınır. Ancak Çanakkale Boğazı söz konusu olduğunda bu gelenek farklı bir anlam kazanır. Dünyanın dört bir yanından gelen kaptanlar, Gelibolu açıklarına ulaştıklarında defterlerine “Çanakkale geçildi” yazmaz; bunun yerine “Şehitlik selamlandı” veya “Çanakkale’den çıkıldı” notunu düşer. Bu durum, Çanakkale’nin yalnızca bir coğrafi geçiş noktası değil, aynı zamanda evrensel bir saygı ve hatıra mekânı olduğunu göstermektedir.

18 Mart 1915’te kazanılan Çanakkale Zaferi, Türk milletinin bağımsızlık ve özgürlük uğruna neleri göze alabileceğinin en somut göstergesidir. Bu zafer, yalnızca geçmişte kalmış bir tarihsel olay değil; bugün de milli birlik ve beraberliğin en güçlü sembollerinden biridir. Her yıl 18 Mart’ta anılan şehitlerimiz, bize bu toprakların hangi bedellerle vatan kılındığını hatırlatmakta; gelecek nesillere aynı bilinç ve sorumluluğu yüklemektedir.

Çanakkale, bir zaferden öte; bir ruhun, bir inancın ve bir milletin yeniden doğuşunun adıdır. Bu nedenle “Çanakkale Geçilmez!” sözü, yalnızca tarihin değil, Türk ulusunun kalbinin en derin yerine kazınmış ebedi bir gerçektir.