Bugün sizlerle Ankara Kulübü Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Gürcan Maden Beyefendi ile yaptığım söyleşiyi paylaşmak istiyorum. Sayın Maden Yönetim Kurulu'nda Seymenlerden sorumlu. Hem Seymenlik geleneğini ve ahlakını hem de yüz yılını tamamladığımız Cumhuriyetimizin temellerini atan seymenlerimizi konuşmak istiyorum. Sayın Maden, etkinliklerimizde sizi dikkatle izliyorum, genel olarak Ankaralı'ya bir hatırlatma yapıyorsunuz, o benim için çok kıymetli. Seymenlik meselesinin folklorik  olmadığının ve düğün dernek figürü olmadığı konusunun altını çiziyorsunuz.

- Ben 80 senesinde Ankara Kulübü ile tanıştım, Kurtuluş Lisesi'ndeyken ve amaç kültürün yaşaması, kültürünün tanıtılması, kültürün bizden sonrakilere aktarımı. Bir de bunun yanında, biz her zaman aynı şeyi söylüyorum ben, bugün de aynı şeyi söyleyeceğim, kültürün satılmayacağı...

-Kültür satıldığı zaman, her şey satılır. Amacımız kültürün tanıtılması ve kültürün yaşatılması. Biz bugün Ankara Kulübü çatısı altında da, bunları, ilk etapta gelen tüm seymen adaylarına, gönlünde seymenliği yaşamak isteyen, yaş sınırı yok bizde, yediden yetmişe, kim öğrenmek istiyorsa, kim bu geleneği göreneği yaşamak istiyorsa, içinde bir ukte varsa, biz onu her zaman yeşertmeye, yaşatmaya çalışıyoruz. O gündür de, bu günde, bize öğretilenlerin aynısını yapmakla mükellefim diye, kendimde bir rol çizdim çünkü ben çok iyi oynayabilirim, siz çok iyi konuşabilirsiniz, birisi çok iyi saz çalabilir, birisi çok güzel türkü söyleyebilir ama bunlar paylaşılmazsa eğer, bende kalırsa, benle beraber gider. Biz o gündür, bugündür, diyoruz ki; "bende kalmasın, benden sonrakilere bunun nasıl aktarırım, bu geleneği nasıl yaşatabiliriz?" amacımız bu olması lazım, gelen arkadaşlara da söylediğim tek bu kelime var, bu geleneği yaşatacaksınız, size bir vebal veriyorum ben diyorum, bu vebalden kurtulmanız için de, bu geleneği yaşatmanız lazım ve yaşadıklarınızıda öğretmeniz lazım, başka türlü bu gelenek yaşamaz. Bugüne kadar yaşamış, bu 90 yılı aşkın bir dernek- 


-1932 kuruluşumuz ama dernek 47'den beri var.


-1947'de dernekler kanunuyla beraber, Ankara Kulübü Derneği adını aldı ama aslı Orta Asya'dan getirdiğimiz bir gelenek,


-Oğuz geleneği.


-Oğuz geleneği ve 1919'da Atatürk Samsun'dan çıkıp, 27 Aralık 1919'da


-Ankara'ya geldiğinde, o günkü coşku, bugün de hala, 100 yıl geçmesine rağmen, biz aynı coşkuyla, aynı şekilde, o gelenekleri yaşatmaya çalışıyoruz.


-Amacımız bu, bunu da gençlere ne kadar aşılayabilirsek, hatta orta yaşlılar, kart efeler, tıraş efeler, bunların hepsine bu geleneği aktarabilirsek, inanıyorum ki, bu gelenek bir 100 yıl değil, bin yılda yaşar diye düşünüyoruz.


-Yeni yitmelerden başlayıp, kart efelere kadar.


-Tabi. Hepsi var, ayrım yok bizde.


-Peki bunun ahlakını nasıl özetlersin? Temel ahlakı deyince biz ne anlayacağız? Bir kere büyüğünü sayması lazım, küçüğünü sevmesi lazım. Bir ailevi ortamdaki geleneklerin tamamının, bu çatı altında yaşaması lazım. Bunu yaşatırken de, her zaman başarılı olamayabiliriz çünkü herkesin bir süt içmesi var diye söyleyeyim ben de, bazen sütler kesilmiş olabiliyor. O zaman da işte bu gelenek, biraz yıpratılabiliyor. O yıpratanları da, zaman içerisinde kendini ispat edip, yollarını ayırıyorlar. Gönül işi olduğu için bizim bu aktiviteler ya da kültür dediğimiz, bir müddet sonra eğer onda bir kesilme varsa zaten, o ayrılıp gidiyor.


-Şöyle söyleyebilir miyiz? Bu kıyafetleri giyince başka, kıyafetleri çıkarıp, sivil yaşamı içinde olduğunda, aslında seymen ahlakının, o sivil hayatta da sürmesi gerektiğini düşünüyoruz değil mi?


-Aynen. Öyle olması lazım. Bu elbise öyle bir ceket, bir pantolon değil, bunun bir ruhu var. Bunu benim dedelerim giymiş, benim atam giymiş, benim babam giymiş, benim sülalem giymiş, bunun yanında da birçok Ankaralı giymiş. Elbisenin bir ağırlığı var. O ağırlığı taşıması lazım. Son zamanlarda, düğünlerde falan seymen adı altında çıkıp, Ankaralı olmayan birçok sanatçıda, Ankaralıyım deyip.


-Ben onlara soytarılık diyorum. Çirkin.


- Öyle demeyelim, onların da kendilerine bir yol çizmişlerdir diye düşünüyorum.


-Hayır, hayır. Doğru yol olduğuna inandığımız gelenek, bu gelenek. O başka bir hal, ticaretleştirilmiş bir hal, başta söylediniz. Alınıp, satılan bir metaya dönüşmüş bir hal.


-Onlar bizi üzüyor aslında çünkü bu kültürü bilmeyenler, onları da tenzih ediyoruz, belki hata bizde de vardır, yeterince anlatamadığımızdan dolayı. Onlar bu kültürün, sadece öyle olduğunu zannediyorlar. Onu da biz birçok etkinliklerde, okulundan, festivaline, açılış demeyelim ama mümkün olduğu kadar da, bu tür etkinliklerde, gerçek seymenleri de göstermemiz lazım. Eğer gösteremezsek, onların aklındaki çünkü kıyafet herkesin aynı, oyunlar aynı ama duruş, ruh.


-İşte ruh önemli olan, onu biz toparlatabilirsek, aradaki farkı gösterebilirsek, işte o zaman Ankara Kulübünün adı daha yükseklere çıkıyor, zaten yüksekte, onu indirmek isteyen çok kişi olmuştur ama mümkün olduğu kadar da, biz bu bayrağı indirtmeyeceğiz. İndirmemek için de, yeni yetme seymeyenlere de bunu aşılamaya çalışıyoruz. Bizden sonraki gelecek kuşaklara, ne kadar bunu aktarabilirsek, inanıyorum ki bu gelenek yaşayacak ve yaşatılacaktır. Seymen ahlakında başka hususlarda olmalı.


-Bir kere vatanı sevecek, bayrağı sevecek, insanları sevecek çünkü onları sevdikten sonra, iyi ahlaklı olacak. Bunlar Yarenlerde de çok vardır. Hepimiz aynı Orta Asya'dan gelmişiz, kimimiz yerleşik düzene yerleşmişiz, kimimiz dağa çıkmışız efe olmuşuz, kimimiz işte yarenlerle beraber. Ancak hepsinin ortak hedefi vatanı korumak..