Osmanlı İmparatorluğu’nun son çeyrek asrına damgasını vuran, mutlakıyeti yıkıp meşrutiyeti getiren, askeri dehayla radikal siyaseti tek bir potada eriten İttihat ve Terakki Fırkası’nın (Cemiyeti) tarih sahnesine çıkışının üzerinden yüz yılı aşkın bir zaman geçti.
Bir tıp fakültesinin bahçesinde gizli bir örgüt olarak kurulan, Selanik dağlarında büyüyen ve nihayetinde koca bir imparatorluğun kaderini elinde tutan bu "Fedailer Cemiyeti", Türk siyasi hayatının en çok tartışılan, en gizemli ve en dinamik yapısı olmaya devam ediyor.
Mekteb-i Tıbbiye’deki fısıltılardan Bab-ı Ali Baskını’na, Enver, Talat ve Cemal Paşaların "Üçlü Kendinden Menkul Saltanatı"ndan I. Dünya Savaşı’nın yangın yerine uzanan o baş döndürücü süreci tüm detaylarıyla inceliyoruz.
GİZLİ HÜCRELERDEN DAĞ BAŞINA
İttihat ve Terakki, 1889 yılında II. Abdülhamid rejimine (İstibdat Dönemi) karşı olan bir grup vizyoner tıp öğrencisi tarafından İttihad-ı Osmanî Cemiyeti adıyla kuruldu.
- Tıbbiye’nin Bahçesindeki Kıvılcım: Kurucuları İshak Sükûtî, Abdullah Cevdet, İbrahim Temo ve Çerkes Mehmed Reşid gibi farklı etnik kökenlerden gelen Osmanlı aydınlarıydı. İlhamlarını Fransız İhtilali’nden ve Carbonari gibi İtalyan gizli örgütlerinden alıyorlardı.
- Selanik ve Paris Ekseni: Cemiyet zamanla iki ana kola ayrıldı. Paris’te Ahmet Rıza Bey’in önderliğindeki entelektüel kanat yayın organlarıyla fikri altyapıyı kurarken; Selanik’te Üçüncü Ordu subaylarının (Bursalı Mehmet Tahir, Mithat Şükrü Bleda, Ömer Naci) kurduğu askeri kanat aksiyon alanını belirledi. 1907 yılında bu iki yapı birleşerek gücünü katladı.
DAĞA ÇIKAN SUBAYLAR VE BAB-I ALİ BASKINI
Cemiyetin adını tüm dünyaya duyurduğu ve Osmanlı’da kartların yeniden dağıtıldığı iki büyük kırılma noktası vardır:
- 1908 Devrimi (II. Meşrutiyet): İngiltere ve Rusya’nın Reval mülakatında Osmanlı topraklarını paylaşma planları yaptığını duyan İttihatçı subaylar harekete geçti. Resneli Niyazi Bey ve Binbaşı Enver Bey, Selanik ve Makedonya dağlarına çıkarak isyan başlattı. Halkı ve orduyu arkasına alan cemiyet, Sultan II. Abdülhamid’i 23 Temmuz 1908’de Meşrutiyet’i yeniden ilan etmeye mecbur bıraktı.
- 1913 Bab-ı Ali Baskını: Balkan Savaşları'nın getirdiği büyük hezimet ve Edirne’nin elden çıkma tehlikesi üzerine İttihatçılar, askeri bir darbe planladı. Enver Bey önderliğindeki bir grup fedai, hükümet binasını (Bab-ı Ali) bastı. Harbiye Nazırı Nazım Paşa buracıkta vuruldu, Sadrazam Kâmil Paşa silah zoruyla istifa ettirildi. Bu olay, İtihat ve Terakki’nin tek parti iktidarının başlangıcıydı.
ÜÇ PAŞALAR
1913 darbesinden sonra Osmanlı İmparatorluğu, fiilen üç ismin mutlak kontrolüne girdi. Tarih bu dönemi "Üç Paşalar İktidarı" olarak kaydetti:
|
İsim |
Görevi / Rolü |
Karakteri ve Etkisi |
|
Enver Paşa |
Harbiye Nazırı ve Başkumandan Vekili |
Cemiyetin askeri karizması. Idealist, hırslı ve Türk dünyasını birleştirme (Turan) hayali kuran romantik askeri deha. |
|
Talat Paşa |
Dahiliye Nazırı ve Sadrazam |
Cemiyetin sivil beyni ve teşkilatçısı. Devlet bürokrasisini parmağında oynatan, sadeliğiyle bilinen güçlü politik figür. |
|
Cemal Paşa |
Bahriye Nazırı ve Suriye/Filistin Orduları Komutanı |
İdari ve askeri otoriter figür. İstanbul’un asayişinden sorumlu olduktan sonra Ortadoğu cephesini yöneten sert devlet adamı. |
BÜYÜK YANGIN
İttihat ve Terakki’nin en çok eleştirilen ve trajik sonuçlar doğuran dönemi, imparatorluğu I. Dünya Savaşı’na sokma kararıdır.
- Alman İttifakı ve Goeben/Breslau: İngiltere ve Fransa’nın Osmanlı’yı yalnızlaştırma politikası üzerine Enver Paşa, Almanya ile gizli bir ittifak imzaladı. İngilizlerden kaçan iki Alman zırhlısının (Yavuz ve Midilli) Rus limanlarını bombalamasıyla Osmanlı, kendini küresel bir felaketin içinde buldu.
- Cephelerdeki Trajediler: Sarıkamış’ta dondurucu soğukta on binlerce askerin şehit düşmesi Enver Paşa’nın trajedisi olurken; Çanakkale ve Kut'ül Amare gibi destansı zaferler de yine bu kadronun yönetiminde kazanıldı.
- 1915 Tehciri: Ermeni çetelerinin Rus ordusuyla iş birliği yapması üzerine Dahiliye Nazırı Talat Paşa'nın emriyle çıkarılan Tehcir Kanunu, asırların toplumsal yapısını geri dönülmez şekilde değiştiren en kritik tarihi kararlardan biri oldu.
AZ BİLİNENLER
- "Masonluk ve Gizli Yemin Törenleri": İttihatçıların hücre yapılanması Mason localarından esinlenmişti. Yeni bir üye cemiyete alınırken karanlık bir odada, masanın üzerindeki bir Kur'an-ı Kerim, bir tabanca ve bir bayrak üzerine el basarak "cemiyetin sırlarını ifşa ederse canından olacağına" dair yemin ederdi.
- Resneli Niyazi’nin Geyiği: 1908’de dağa çıkan Resneli Niyazi Bey’in yanında evcilleştirdiği bir geyik vardı. Meşrutiyet’in ilanından sonra İstanbul’a bu geyikle gelmiş, geyik "Hürriyet Kahramanı" ilan edilerek gazetelere haber olmuştur. "Ne şehittir ne gazi, pisi pisine gitti Niyazi" deyimi de onun trajik suikastından kalmadır.
- Atatürk ile İlişkileri: Mustafa Kemal Atatürk de başlangıçta İttihat ve Terakki’nin (Selanik kolu) bir üyesiydi. Ancak ordunun siyasete karışmaması gerektiğini savunarak Enver Paşa ve ekibiyle fikir ayrılığına düşmüş, daha sonra cemiyetten tamamen uzaklaşmıştır.
- Milli İktisat Hamlesi: İttihatçılar sadece askeri değil, ekonomik bir devrim de denemişlerdir. Kapitülasyonları tek taraflı kaldırarak yabancı şirketlerin tabelalarını Türkçe yapmalarını zorunlu kılmış ve "Milli Burjuvazi" yaratmak için yerli üretimi desteklemişlerdir.
- Teşkilat-ı Mahsusa: Cemiyetin kurduğu, Kuşçubaşı Eşref ve Süleyman Askeri gibi isimlerin yönettiği bu gizli istihbarat örgütü; Trablusgarp’tan Orta Asya’ya kadar gerilla harpleri ve yeraltı faaliyetleri yürüten modern Türk istihbaratının atası sayılır.
OPERASYON NEMESİS
Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanmasıyla yolun sonuna gelindiğini anlayan İttihat ve Terakki’nin yedi lideri (Enver, Talat ve Cemal dahil), 1-2 Kasım 1918 gecesi bir Alman torpidobotuyla gizlice İstanbul’dan ayrıldı.
Cemiyet kendini resmen feshetti. Ancak sürgündeki liderlerin sonu da trajik oldu. Talat Paşa Berlin’de (1921), Cemal Paşa Tiflis’te (1922) Ermeni komitacıların düzenlediği Nemesis Operasyonu suikastlarında hayatını kaybetti. Enver Paşa ise hayallerinin peşinden giderek Orta Asya’da, Tacikistan bozkırlarında Bolşevik Rus askerlerine karşı yalınkılıç savaşırken şehit düştü (1922).
İttihat ve Terakki, arkasında batmakta olan bir imparatorluk bıraktı; ancak onların örgütçülük refleksleri, askeri kadroları ve "bağımsızlık" vizyonu, Ankara’da Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde kurulacak olan yeni Cumhuriyet’in de en büyük insan kaynağı ve omurgası oldu.