Kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı verildiğinde takvimler 1934’ü gösteriyordu. Ardından 1935 seçimleri geldi. Rakamlar yazıldı, tarihe not düşüldü. Ama yıllar geçtikçe anlaşıldı ki mesele yalnızca Meclis sıralarında kaç kadının oturduğu değil. Asıl mesele, kadının hayatın her alanındaki yerinin gerçekten görülüp görülmediğiydi.
Çünkü kadın, yalnızca seçmen değildir.
Kadın yalnızca milletvekili de değildir.
Kadın, hayatın kendisidir.
Bir düşünelim.
Bir gün bir adamı iş görüşmesine çağırıyorlar.
Diyorlar ki:
“Ev temizleyeceksin.
Bebek bakacaksın.
Bebeğin altını temizleyeceksin.
Geceleri uykusuz kalacaksın.
Ama maaş yok.”
Adam itiraz ediyor:
“Bu kadar işi parasız mı yapacağım?”
Oysa milyonlarca anne, bu işi her gün, her gece, her yıl yapıyor. Üstelik alkış beklemeden. Sigortası olmadan. Mesaisi bitmeden. Emekliliği olmadan.
İşte kadının görünmeyen emeği tam olarak budur.
Annelik, bir “doğal içgüdü” masalıyla romantize edilir çoğu zaman. Oysa annelik, ciddi bir emek, büyük bir sorumluluk ve tarifsiz bir fedakarlıktır. Sadece çocuk büyütmez anneler; toplumu, geleceği ve çoğu zaman erkek egemen düzenin konforunu da ayakta tutar.
Kadınlar çalışır.
Kadınlar üretir.
Kadınlar doğurur.
Kadınlar yetiştirir.
Kadınlar toparlar.
Ama sıra karar almaya geldiğinde, “biraz sonra” denir.
1935’te Meclis’e giren kadınlar, yalnızca birer milletvekili değildi. Onlar, “kadın bu işi yapamaz” diyen anlayışa karşı sessiz ama güçlü bir cevaptı. Bugün hala aynı cevabı, farklı alanlarda vermeye devam eden milyonlarca kadın var.
Sorun, kadının ne yapabildiği değil.
Sorun, kadının yaptıklarının ne kadar değerli görüldüğü.
Bir toplum, anneliği yalnızca kutsal bir kavram olarak anlatıp emeğini görmezden geliyorsa; kadınları överken yükünü sırtlarında bırakıyorsa, orada gerçek eşitlikten söz edilemez.
Kadın güçlüdür.
Kadın dönüştürür.
Kadın taşır.
Ama en çok da hak ettiği değeri görmek ister.
Belki de artık şu soruyu sormamız gerekiyor:
Kadınlara ne kadar alan açtık değil,
kadınların omzuna ne kadar yük bindirdik?
Ve bu yükü paylaşmadan, hiçbir toplum gerçekten ileri gidemez.