Anıtkabir’e her çıktığımda aynı hissi yaşarım.

Rüzgâr Aslanlı Yol’da biraz daha sert eser, taşlar sessizdir ama ağırdır. Her adımda “devlet”, “kuruluş”, “ebediyet” gibi büyük kelimeler dolaşır insanın zihninde. Fakat çoğu zaman şu soruyu sormayız: Bu taşları kimler koydu? Kimler ölçtü, biçti, taşıdı, yönetti?

İşte tam bu sorunun ortasında, neredeyse hiç anılmayan bir kadın durur: Sabiha Rıfat Gürayman.

Türkiye’nin ilk kadın inşaat mühendisidir.

Ama bu cümle tek başına yetmez. Çünkü Sabiha Rıfat Gürayman yalnızca “ilk” değildir; Cumhuriyet’in sahadaki karşılığıdır.

1930’ların başında Yüksek Mühendis Mektebi’nden mezun olur. O yıllarda mühendislik, yalnızca erkeklere ait bir meslek değil; erkekliğin kendisi sayılır. Şantiye, kadın için “girilemez” bir alandır. Gürültüsüyle, küfrüyle, tozuyla, sertliğiyle… Ve tam da böyle bir ortamda, Cumhuriyet’in en kutsal yapısının inşaatı başlar.

Anıtkabir.

Gazi Mustafa Kemal’in korgâhı, anıt mezarı…

Sadece bir yapı değil; bir rejimin kendini taşa yazma biçimi.

Ve bu şantiyede, başmühendislik görevlerinden biri bir kadına verilir.

Sabiha Rıfat Gürayman, Anıtkabir şantiyesinde masa başında değil, sahadadır. Ölçü alır, hesap yapar, ustalarla konuşur, karar verir. Onu ilk gördüklerinde tereddüt eden işçilerin, kısa süre içinde “Mühendis Hanım” diye hitap etmeye başlaması tesadüf değildir. Bu hitapta ne alay vardır ne lütuf; yalnızca kabul ve saygı.

Anıtkabir’in mermerlerinde, bloklarında, oranlarında onun imzası vardır. Ama bu imza görünmezdir. Ne bir kitabe, ne bir plaket, ne de resmi anlatılarda güçlü bir yer…

Gizlidir.

Onu özel kılan yalnızca mühendisliği de değildir.

Bir başka cephede daha öncüdür: spor sahasında.

O yıllarda Türkiye’de kadın voleybol takımı yoktur. Buna rağmen Sabiha Rıfat Gürayman, erkek voleybol takımıyla birlikte sahaya çıkar. Yanlış hatırlananın aksine basketbol değil; voleyboldur. File önünde, erkeklerle aynı takımda oynar. Bu, sadece bir spor faaliyeti değildir; kadın bedeninin kamusal alanda “olması”na dair sessiz ama güçlü bir meydan okumadır.

Bugünden bakınca küçük gibi görünen bu detay, kendi zamanı içinde devrimdir.

Şunu kabul edelim:

Cumhuriyet’in kadınları çoğu zaman nutuklarda yüceltilir ama emekleriyle anılmaz. Sabiha Rıfat Gürayman da bu sessizliğin içindedir. Anıtkabir’i anlatırken mimarları söyleriz, taşın nereden geldiğini anlatırız, aslanların sayısını biliriz. Ama o taşların arasında dolaşan, hesap yapan, direnen kadını unuturuz.

Oysa Anıtkabir, yalnızca Atatürk’ün bedenen yattığı yer değildir.

Aynı zamanda onun “yetiştirmek istediği insan tipinin” de somutlaşmış hâlidir.

Sabiha Rıfat Gürayman, tam olarak o tiptir:

Eğitimli

Özgüvenli

Sahada var

Geri çekilmeyen

Sessiz ama sarsıcı

Ne bir kahramanlık destanı yazmıştır ne de kendini öne çıkarmıştır. Belki de bu yüzden kolay unutulmuştur.

Ama Anıtkabir’e her çıktığımızda, rüzgâr Aslanlı Yol’da yüzümüze vurduğunda, şunu bilmek gerekir:

O rüzgâr, bir kadının da emeğinin üzerinden eser.

Ve bazı kadınlar, heykellerle değil; taşın hafızasıyla yaşar.