-Sevgili Kevork Balaban, sizin eviniz de buradaydı değil mi?
Bizim evimiz Zir vadisinin tam ortasındaydı. Alt tarafta şarap için bir mahzen ve kilise vardı. Bu kilise bir protestan kilisesiydi. Bu geleneksel kültürüne bağlı 30-40 tane hane var o kadar. Şimdi biz inançtan da soğuduk. Niye soğuduk? İnanmıyorum diyenler yamuk, inanıyorum diyenler daha yamuk. Din adamıyım diyen benden fazla çalıyor. Yapma bunu yani.
-Peki çocukluğunuza dair, bu evinize dair, bu bölgeye dair paylaşacağınız bir anınız var mı hocam?
Pek böyle hiçbir şey yok. Ben işte 8 yaşındayken babam öldü. 11 yaşındayken İstanbul'a bir kilisede kalmak şartıyla orada normal okula gittim. Ermenice okula gittim. Almanya'ya gittim 9 sene için. Orada çalıştım, geldim. Burada kardeşlerime katıldık.
-Peki. Sizin çocukluğunuz döneminde burada ticaret, bizim anlattığımız haliyle yani bin yıl öncesinin coşkusu yok değil mi?
Yani şuradan, köyün içinden çıkardı. O kötü karanlık sıkı vardı ya, 5-6 lira. Onlar eskimesin diye şurada kimse görmeden koltuğunu alır, bahçeye yalınayak giderdi.
Ben bunu babamdan da dinlemiştim. Gerçek fakirdi yani. Hani kurban kesmezlerdi. O güç yoktu ama millet birbirine kurbandı. Hemen yardımlaştı. Boşnağı'ydı, Arnavut'uydu, Yunan macaraydı, Kafkas göçmeniydi, Ermenilerdi. Burada mesela Karaşarlı biri vardı, Bubarca Hasan derler. Benim babamın tertibidir. İstanbul Savaşı'nda beraberlermiş. Adam bakıyor, birine ortak çekmiş. Komşum şu ineği al demiş. Otlum çökmem bak da çocuklar süt, yoğurt yesin. Kadını dua ederdi bana. Allah razı olsun. O sana sütsüz yoğurtlu kalmaz diye. Adam Karaşarlıydı. Hani Kızılbaş'tı? Böyle bir şey yok. Keza burada 51'de cinayet oluyor. Hacı Ağalar, benim babamın bacağı. 1307'li. 1891 doğdu. Orada bacağı eşekten iki çuval oldu. Bir tane kepeğe iner, bir tane hızır getiriyor. Çocuklardan kalmış, yesin diye. Daha ne yapsın diye. Şimdi marka, model önemli değil. Biz kaliteye bakmak istiyoruz. Kalite önemli değil.
Peki şeyi de sormak istiyorum. Çocukluğunuzda bu mağaralara hiç girip çıktınız mı?
Hiç girmedim. Peki şöyle şeyler okudum aslında. Bir sıcak su meselesinden söz ediliyor. Vallahi burada hamam vardı ama sıcak su hamamı yoktu. Yani dışarıdan getirilmiş bir sıcak su şeyi yok.
-Peki bu evlerin kendi aralarında aslında bağlantıları olduğunu söyleniyor.
Sözde bu kiliseden o kiliseye çayın altında kemer varmış. Hatta tarihçi, ateş dedim. Öyle bir şey varsa da bu kiliseden o yanda bir Rum şehri var, Karagöz şehri. Oraya olabilir ama buraya değil.
Şunu ben de merak ettim. Yani sizin çocukluğunuzda burada evler, yerleşim yeri ayakta mıydı?
Yok canım. O zamandan yoktu aslında. Daha erken bitmişti. Bilinçli olarak yıkılmışlar. Yani defini arıyoruz diye. Hep büyük, kulakların çoğu yıkılmış. Bir de bir tek yangın çıkmamış. Ne kadar dikkatliymiş insanlar.
Bu bölge çok ağaçlı, orman imiş. Çünkü çay var. Peki ya nere bu orman? Demek ki yok edilmiş insan eliyle. Sonunda zirde yaşayanlar tezeğe mecbur kalmışlar. Tezek üretmek ve yapmak zorunda kalmışlar.
Röportajın tamamı için: