Bugünkü konuğum Ankaralılar Vakfı Genel Başkanı, bir süre önce de Ankara Büyükşehir Belediyesi'nde Sağlık İşleri Daire Başkanı olarak görev yapmış olan Sayın Seyfettin Aslan. Aslan’la beraber Ankara'nın balını, ballı bitkilerini konuşacağız.
Sevgili Başkanım, başlangıçta size anons ettim, Ankara'ya dair olan duyarlılığımızı da zaten bence bütün Ankara biliyor artık. Şu kadarını söyleyeyim, Ankara'ya ilişkin tarihi, coğrafyası, kültürü, bitkisi neyi araştırmaya başladığımda belli ki aslında sizin ayak izlerinizi ben görüyorum. Çünkü siz oradan bir süre önce geçmiş oluyorsunuz.
Bu duyarlılığınız zirvede, şimdi de karşımıza, izleyenlerimizin de karşısına olağanüstü bir dokümanla çıkıyorsunuz. Bunu göstermek istiyorum.
Ankara'nın arısı balı ve ballı bitkileri müthiş bir eser. Evet, bu dokümana ulaşma güçlüğü var tahmin ediyorum. Zor ama bizim belleğimizle, bu kentin belleğine böyle bir şey kattığınız için size minnettarım açıkçası.
Ankara'nın merak uyandıran bir yanı var. Balını biliyoruz da ballı bitkileri ne demektir? Bununla ilgili bir değerlendirme yapar mısınız? Bir de sizi ne tahrik etti yine bunu ortaya çıkardığınızı
Ankara'nın Beş Beyazı'nı yazıp ortaya çıkartınca, doğal olarak bu sorular ortaya çıkıyor.
O beyaz balı oluşturan bitkiler hangileriydi? Hem bunları ortaya çıkartmak hem de arıcılarımıza Ankara Balı’nı oluşturan bitkileri tanıtmak ve Ankara Balı’nın üretimini artırmak için tabii çaba içine girdik. Ve bu kitabın ön toplantılarını yaptık. Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi ve Hacettepe Üniversitesi’nden hocalarımız da karşılıksız, hiçbir maddi beklenti olmadan bu kitaba çok katkı yapabileceklerini ve bunun çok önemli bir çalışma olduğunu söylediler.
Gerçekten ben kitabın yazılmasına katkı veren hocalarımıza da sizin huzurunuzda, Ankaralılar huzurunda biliyorsunuz ben aynı zamanda Ankaralılar Vakfı, Ankaralılar ve Ankara'yı Tanıtma Vakfı'nın da başkanı olarak ben de onlara teşekkür ederim. Başkanı olsa öyle söyledim zaten başkanım Ankaralılar Vakfı'nı. Tabii bu kitap çok kapsamlı, çok geniş bir kitap.
Yani doçentlik tezi desem onu aşan bir yanı var. Profesörlükte bildiğim kadarıyla tezi yok ama yani müthiş bir çalışma olmuş bu. Evet sağ olsun hocalarımızın çok büyük katkıları oldu.
Ben teşekkür ediyorum ama tabii kitabın basılmasında başta Ankara Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Mansur Yavaş olmak üzere Büyükşehir Belediyemiz de tabii bu kitabın bütün basın masraflarını üstlendi. Çok güzel bir eser ortaya çıktı.
Başkanım biz şimdi tanıklık ediyoruz. İşte 2024'leri yaşıyoruz. Aslında biraz kurcalayınca neredeyse 1500-1600'lere giden, 1400'lere giden bir hikayesi var bunun.
Hatta bunu da zaman zaman görüyoruz aslında bütün araştırmalarda görüyoruz. Bir seyahatler meselesi var. Ve seyahatlerinde gözüne ne çarptıysa aslında bugün biz onu şimdi yeni keşfediyor olduk. Bu meseleyi görmüş mü seyyahlar?
Evet çok ilginç mesela tabii seyahat deyince Evliya Çelebi akla geliyor. Evliya Çelebi diyor ki “Timur Han, Yıldırım Beyazıt'ı esir aldı ve ondan sonra onun çadırına girdiğinde yoğurt ve bal yedi” diyor. Ankara'da yoğurt ve bal oradan başlıyor.
Mesela yabancı seyyahlar da kayıt altına almışlar. 18.yüzyılda yaşamış olan yabancı seyyahlardan Domenico Sestini, Ankara'da yediğim balın rayihası tadı beyazlığını başka hiçbir yerde görmedim diyor. Ve gene diyor ki Ankaralılar arılarını unu batırarak tedavi ediyorlar…
Hocam siz aynı zamanda bir veteriner hekimsiniz. Bunun manası nedir?
Demek ki o dönemde arılarda bir mantar hastalığı varmış. Mantar hastalığının tedavisinde de pudra gibi hani çocuklarda mantar olmasın diye pudra kullanılır. Demek ki o dönemde mantar hastalığını önlemek için Ankaralılar çözüm üretmişler ve Ankaralılar unla arılarını kuru tutuyorlar ve mantarı önlemişler.
Domenico Sestini de bu yöntemi kendi ülkesine taşıdığını söylüyor ve Ankaralıların o dönemde balın yarısını alıp yarısını kışın yiyecek olarak arılara bıraktığını bu yöntemi de kendi ülkelerine götürdüğünü ekliyor.
Yine 1320 Hicri tarihli 1902 miladi tarihli Ankara salnamelerde beyaz ve nefis bir Ankara balından açık açık bahsediyor ve detaylarına da giriyor.
Peki şeyde karşılık bulmuş mu hocam bizim edebiyatımızda romanımızda şiirimizde bir karşılığı var mı?
Çok Ankara romanı olmamasıyla beraber birkaç tane örnek var. Tarık Buğra Küçük Ağa'dan Anadolu'yu oğul vermeye hazırlanan bir kovana benzetiyor. Hasan İzzettin Dinamo Kutsal İsyan kitabında da Ankaralılar düşmanı Ankara balıyla değil, çelik leblebilerle karşıladı gibi bir betimlemesi var.
Yine buna benzer olarak Aka Gündüz Dikmen Yıldızı ve Çapkın Kız romanlarında gene Ankara balından bahsediyor.
Peki günümüze baktığımızda ne durumda üretimler? Var mı bir çaba?
Tabii Ankara'nın bu değerlerini ele aldığımızda Ankara'yı başkent yapan büyük önder Mustafa Kemal'i anmadan geçemeyiz. Şimdi Mustafa Kemal 1900 daha Cumhuriyet kurulurken Türkiye'nin Sıhhi İçtimai Coğrafyası diye bir kitap hazırlanıyor. 1921 değil mi? 1925.
1925. Yani o yıllarda daha Cumhuriyet yeni kurulduğu yıllarda 19 ilin Sıhhi İçtimai Coğrafyası adlı tespit yapılıyor ve Ankara Vilayeti ile ilgili de çok geniş tespitler var. Bu kitapta Ankara'nın bütün üretimi, sanayisi, eğitimi, sağlığı ele alınmış.
İnanılmaz bir çalışma yapılmış bunda. Ben kendi köyümü buldum. Kışlık Köyü’nde çok sıtma olur diyor.
Neden? Çünkü o yıllarda Kazan’ın Kışlık köyünde pirinç üretiliyor. Pirinç tarlalarında su çok olduğu için sivrisinek çok olacaktır. O bölgede sıtmalının çok olduğu köyler bile tespit edilmiş.
Bu çok önemli bir şey ve Ankara arasından ve balından oldukça geniş bahsediyor. Sizinle sohbetlerimizde sıkça bir şeye işaret ediyorsunuz. Aslında bunu ekranlara hiç taşımamıştım.
Lütfen bu sorumu yanıtlar mısınız? Arıcılığın bir temel sorunlarından biri tarımda kullandığın zira ilaçlar ve ilaçlama meselesi. Aslında sizin bunlara bir pratik öneriniz var. Ankara'da arıcılığı yeniden çok yaygın bir hale getirebilecek bir şey.
Şimdi bakın bu konularda hassas bir insan olarak siz bile çoğu zaman ben bile tarım ilaçları diyoruz. İlaç dediğim zaman da yumuşuyor.
Halbuki tarım zehirleri desek belki algı da böyle olacak. Algı farklı olabilir. Şu anda Türkiye'de tarım zehirlerinin kullanımı serbest.
Herkes istediği gün istediği zaman tarım zehirlerini kullanabiliyor. Ağaçlarında kullanabiliyor, buğday tarımında kullanabiliyor, bahçesinde kullanabiliyor, meyvesinde kullanabiliyor. Bakın neredeyiz şu anda? Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin BAKAP projesi alanındayız. Harika bir proje. Atatürk orman çiftliğini tekrar eden bir proje.
İnanılmaz güzel bir proje. Aynı Cumhuriyetçi yaklaşımla ele alalım. Evet bu konuda başkanımıza ben yüzlerce kez teşekkür ediyorum
Mansur Başkan buraya çok önem veriyor. Ahmet Mekin Başkan çok tecrübeli. Dolayısıyla bura çok büyük mesafe kat etti.
Ben de burayı çok önemli görüyorum. Ankara arıcılığı, Ankara çiftlik keçisi, Ankara kedisi, Ankara güvercini dediğimiz zaman da BAKAP projesinin bu projelere de çok katkı yapacağına ben inanıyorum. Şimdi tarım zehirlerinin kullanımını çok kolaylıkla bir organizasyonla ilçe tarım müdürlükleri, il tarım müdürlükleri, muhtarlarla, Arıcılar Birliği ve Büyükşehir Belediyesi, ilçe belediyeleri hep birlikte iş birliği yaparak tarım zehirlerinin kullanımını takvimlendirirsek ve herkesin bahçesinde 10 tane 20 tane arı kovanı koyabilirsek Ankara'da Ankara balını, Ankara arıcılığını patlatırız.
Ve bunu başarmamak hiç de zor zor bir şey değil. Çok kolay başarabiliriz. Ben buna inanıyorum. Bu kitapta onun başlangıcı olduğu inşallah. Yani arıcılarımıza aynı zamanda ballı bitkileri de öğretiyoruz. Ankara'da 2500'e yakın bitki var. İngiltere'nin tamamında 2500 bitki yok. Biz şimdi burada 300 taneye yakın bitkiyi de tanıttık bu kitapta. 300'e yakın ballı bitkiyi tanıtıyoruz. Yani hem polen üreten hem ballı bitkiler dediğimiz zaman arının ihtiyacı olan her şeyi sağlayan bitkiler olarak değerlendiriyoruz. Ve bu bitkilerin tanıtımını bu kitapta sağlamış olacağız. Dolayısıyla arıcıların birçoğu belki bitkinin adını bilmiyor,
Dolayısıyla bu kitap arıcımıza çok büyük katkı yapacak. Buradan hareketle Ankara arısını, balını gündeme getireceğiz. Sonra kamu ile iş birliği yaparak özellikle il tarım müdürlükleri, ilçe tarım müdürlüklerimiz, Arıcılar Birliği bununla ilgili ön görüşmeler de yaptık.
Hatta Taner Hocam bu kitabı arz ettiğimde Başkent Üniversitesi rektörümüz bu projeye Başkent Üniversitesi olarak Ankara arıcılığına katkı yapmak için ellerinden geleni yapacaklarını ifade etti. Bunu Vehbi Koç Araştırma Enstitüsü'ne Filiz Hanım'a bu kitabı gösterdiğimde bu konuda onlar da bu projeye katkı yapabileceklerini söylediler. Dolayısıyla biz inşallah Ankara Büyükşehir'in öncülüğünde üniversitelerimizle, sivil toplum kuruluşlarımızla, Arıcılar Birliği ile Ankara arıcılığına çok önemli katkılar yapacağını düşünüyorum.
Röportajın video hali ve daha fazlası için tıklayınız.