Bugün çok önemli bir konu var. Ahi Evren Üniversitesi, Ahilik kültürü araştırma ve uygulama merkezinde de, yanılmıyorsam 7 yıllık bir müdürlüğü var, bir gönül adamı, Ahilik meselesine çok emek vermiş biri, bir akademisyen, hem öğretim görevlisi kimliği ile de tanıyoruz onu, Kazım Ceylan bugün konuğum. Ahilik meselesini bir dinlemek istiyorum sizden.
-Ahilik kelime anlamı olarak, iki köke dayanır, birincisi Arapça, ahiy, kardeşim anlamında, diğeri Türkçe Dîvânu Lugâti't-Türk’te belirtilen, akı sözcüğünden gelmektedir. Akı; yiğit, cömert, eli açık demektir. Her iki kavram da, kelimede, Ahiliğin ruhuna, özüne uygundur. Ahiliğin Kurucusu Ahi Evran Veli’dir. Ahi Evran Veli, kısaca söyleyecek olsam, 1171 yılında Hoy’da doğmuştur. Hoy bugün İran sınırları içerisinde, Güney Azerbaycan diyeceğimiz, batısına düşen bir yerdedir. Bir Türk ailedendir. Asıl adı Mahmut, babasının adı Ahmet’tir. Nispet ekinden dolayı Mahmut Bin Ahmet El-Hoyi, yani Ahmet'in oğlu Mahmut şeklindedir. Nasrettin onun lakabıdır, Ebul Hakayıt, yani hakikatlerin babası da onun ünvanı olarak söylenebilir.
-Bir tartışma var. Nasrettin Hoca benzetmesi konusunda da bir değerlendirme var.
-Değil yani, zamanı gelince sorarsanız onu cevaplandırırım ama-
-Aslında Nasrettin hoca bir sıfat, bir tamlama. Herkes kendi bilgesine böyle isimler vermişler.
-Dediğiniz doğru ama yine de belli bir tarihi, ayrı iki şahsiyettir. Ahi Evran, küçük yaşta Ahmet Yesevi'nin talebeleri tarafından, yani ekolüne bağlı, onun talebeleri tarafından yetiştiriliyor. Daha sonra Maveraün Nehri bölgesine gidiyor. Orada Fahrettin Raziye'nin, büyük alim, Fahrettin Raziye 'nin talebesi oluyor, sonra Bağdat'a geliyor. Bağdat'ta çok büyük alimlerle karşılaşıyor. Bunlardan birisi Evhadüddin Kirmani. Sonradan kayınpeder olacaktır, hocasıdır. Tabiri caizse orada, Fütüvvet teşkilatını öğreniyor. Araplarda Fütüvvetname geleneği vardır. Dini tasavvufi eserlerdir, bunlar. Hatta İslam öncesine kadar, götürenler vardır.
-O dönemde güzel söz söyleme sanatı diye, bir şey var hocam, Araplarda.
-Evet, var. Oradan geliyor ama bizdeki kadar yaygın bir teşkilat değil. Daha sonra Abbasi Halifesi, Nâsır Lidînillâh, Fütüvvet teşkilatını, diğer İslam ülkelerine de yaymak için, bir heyetle birlikte, Ahi Evran’ı Anadolu'ya gönderiyor. Baştan hemen şunu söylemem lazımdır. Sadece Arap kaynaklarından beslenen bir teşkilatlanma değildir. Türklerde eskiden Alplik, Atababalık, Akılık teşkilatı vardı. Doğruluğu, düzgünlüğü, insanlara öğreten, yiğitliği, cömertliği öğreten, bir teşkilat vardı. Bu iki teşkilat, Anadolu'ya Ahi Evren geldikten sonra, Türk geleneğinden gelen bu Akılık teşkilatıyla, Fütüvvet teşkilatı, Anadolu'da Ahi Evran’ın şahsında birleşiyorlar. Baktığımız zaman, uygarlığımızın, medeniyetimizin, temellerinden de, o iki ana damarın, kaynağın olduğunu görüyoruz. Burada Ahilik teşkilatını kuruyorlar. Neden kuruyorlar? Gelmişler buraya, burada Bizanslılar var. Yerleşik Bizans uygarlığına karşı, daha üstün bir medeniyet inşa edebilmek için, iki, Türkistan'dan gelen o zaman Türkler, Moğolların önünden bir şekilde Anadolu'ya geliyorlardı, gelen sanatkarları, esnafları, teşkilatlandırmak için, Anadolu'yu vatan yapmak için, muhteşem bir teşkilat kurmuşlardır.
-Meslek.
-Meslek onun bir parçasıdır. İlk dönemler ahileri içerisinde, Fuat Köprülü; sultanlar vardı diyor, vezirler vardı diyor, mutasavvıflar vardı diyor, müderrisler vardı, kadılar vardı, mal mülk sahibi vardı, el emeğiyle geçinen, esnaf sanatkârlar vardı diyor. Yani bu 7 zümre, o dönem Ahiliğini meydana getirmiştir. Ahilik aslında başlangıçta, sadece bir esnaf teşkilatlanması değil. Dini, siyasi, sosyal, kültürel, iktisadi, bütün yönleriyle, hatta askeri, bir teşkilatlanmadır. Bu hüviyetini Fatih dönemine kadar devam ettirmiştir diyebiliyoruz. Onlar o zaman, Anadolu'ya gelen, göçebe Türkmenleri, nasıl yerleşik hayata geçebileceklerini sağlıyorlar, onları yerleşik hayata geçiriyorlar. Şehir hayatlarına, intibakını sağlıyorlar. Ayrıca buraları imar etmeye başladılar. Ahilik bir yerleşik düzen sistemidir. Kendilerine göre böyle, çok muhteşem bir sistem oluşturuyorlar ve bütün alanlarda, teşkilatlanıyorlar. Yaptıkları en önemli iş, önce insan yetiştiriyorlar. İşte o, esnaflaşmaya giden yol buradan başlıyor. 8-10 yaşlarındaki çocuğu alıyorlar ve kabiliyetlerine göre, bunun altını çiziyorum ve 40 yıl üniversitede öğretmen yetiştiren bir hoca sıfatıyla çiziyorum, kabiliyetlerine göre, yeteneklerine göre, ustanın yanına veriyorlar. Bu iki yıllık bir gözlemden sonra. Ondan sonra iki yönlü bir eğitim oluyor. Akşamları, o zamanki okul niteliğinde olan, tekke ve zaviyelerde Fütüvvet kurallarını veriyorlar, 740 kural var ama 124 kural, doğruluk, dürüstlük başta olmak üzere, adap öğretiyorlar, orada gündüzleri de, iş başında, mesleğin inceliklerini öğretiyorlar.
-Yaygın meslekler ne o zaman?
-En yaygın dericilik. Demircilik. Mesela o zaman bakır işliyorlar. Dokumacılık. Aklınıza gelen insanla ilgili, 32 meslek var, o alanlarda kendine göre oluyor ve yöneticide yetiştiriyorlar. Çırak. 3 yılla, 20 yıldır içerisinde, çırak geçiştiriyorlar. Sonra çıraklığı bitiren, kalfa olabiliyor. O da yine aynı şekilde. Kalfalıkta öğretilenler, biraz daha farklılaşıyor, bu meslekin yanında, ahlaki öğretilerin yanında, savaş oyunları öğretiyorlar. Neden? Çünkü o zaman Moğollar geliyorlar. Moğollara karşı en organize, en teşkilatlı birlik, genç Ahi teşkilatı. Ata binmeyi öğretiyorlar, ok atmayı öğretiyorlar, kılıç kullanmayı öğretiyor.
-Bizim kulübümüzün Seymenlerinin, ataları aslında.
-Evet, çok teşekkür ederim. Bana Ankara'da sık sık soruluyor. Hocam Seymenlik nereden geliyor? Diyorum ki, Ahiliğin Yiğit kolu. Onlar savaşçı kolu, güvenlik teşkilatını olan bütün şehirlerde mesela Ahiler, devletin özellikle, sisteminin bozulduğu yerlerde, güvenliği anında sağlıyorlar. İşte Seymenler, o günlerden itibaren, Ankara'ya geliyorlar.
-Hatta İpek yolu gibi, o ticaret yolunun güvenliğinden de onlar sorumlu oluyor.
-Evet. İbn Battuta, seyahatnamesinde, 1330-1333’te, Anadolu’ya gelen İbn Battuta diyor ki; onlar şehirlilerin, beldelerin, köylerin, güvenliğini sağlıyorlar. Her tarafta güvenlik ondaydı, gelen misafirleri ağırlıyordu, dünyada bunlar gibi bir teşkilat görmedim, diye ifade ediyor. Bu İbn Battuta’nın ifadesidir. Yani bu kalfalık sisteminden sonra ustalığa geçiyor. Ustalığa geçen, hem eline, diline, beline sahip çıkıyor, hem de mesleğini, çok ince noktalarına kadar icra ediyor. Ahilik şeddini kuşanan birisi, yalan söyleyemez, haram yiyemez, başkalarına kötü gözle bakamaz, kula kulluk edemez, Sadece Allah'a kulluk edebilir. Cehalet kapısını kapatır, ilim kapısını açar. Yani o kuşağın 7 defa açılması, 7 defa kapanması, aslında, kendi hırslarını öldürüp, olgun bir insan haline gelmesinin ifadesi olarak görülüyor. Artık ondan sonra da müşteriyi kandıramaz, insanlara çalıp çırpamaz, hırsızlık yapamaz, yolsuzluk yapamaz ve doğrudan başka hiçbir şey yapamaz. Özellikle şunun altını çizmek istiyorum, çok muhteşem bir insan yetiştirme sistemleri var ve sonunda da bu sistemde, yeni bir insan tipi oluştuğu için, ona Ahi Türk ya da Ahi Alp şeklinde de ifade ediyorlardı. Buna dayalı bir ticari iktisadi model oluşturuyorlardı. Pazarda mesela kaliteyi sağlıyorlar. Medeniyetinize ilk defa, tarihimize ilk defa, kalite kavramını Ahiler gündeme getiriyor. Bir ayakkabıcı ustası, hata yaptı, şikayetler geldi. Ahilik Teşkilatı, ki o teşkilatta da o mesleği, en uç noktada iyi bilenleri vardır. Bakıyorlar, ikaz ediyorlar, uyarılar dikkate alınmazsa, geliyorlar dükkanı kapatıyorlar, ayağındaki pabucu dama atıyorlar, kendini de meslekte yolsuz ilan ediyorlar ve yayıyorlar. Diyor ki; Selçuklu Türkiye'sinde, Osmanlı Türkiye'sinde, bu şahıs, bir daha bu ticareti yapamaz diyorlar.