Kita Avrupa'sında ve özellikle İskoçya'da bilinen en eski kentleşme birimlerinden biri burjlardır. Burjlar, mutlakiyet (monarşi) dönemlerinde, kralın belli soylulara (baron) yapmış olduğu arsa tahsisleri sonucu oluşturulmuş kent denemeleridir. Özellikle 1100'lü ve 1200'lü yıllarda, soylulara tahsis edilmiş olan bu kentlerin, en önemli özelliği kiliseleri olmuştur. Kraliyeti temsil etmenin (charter) en önemli gerek şartlarından biri de, kilise olgusudur. Kilisenin varoluşu, masrafları, sürdürülmesi bu baronların sorumluluğundadır. Aynı zamanda küçük savunma birimlerini de, (genellikle 100 - 200 atlı) bünyelerinde bulundurup sürdürmekteydiler. Modern burjlarda, yaklaşık 10 kilometrelik bir yarıçap, burjun hâkimiyet alanı (mücavir) sayılmaktaydı.
Esas burj, duvarlarla çevrili bir çeşit kale şehir (citadel) biçiminde oluşmaktaydı. Bu duvarların (ya da surların) içindeki en belirgin iki yapıdan biri kilise, diğeri de baronun sarayı olmaktaydı. Bunun dışındaki küçük yapılar hep servis amaçlı, baronluğa hizmet verenler ve ailelerine ait konutlardı. Burg (burj) kelimesinden türetilmiş olan burjuva, burjlarda oturmakta olanları kastetmek için
ortaya çıkmıştır. Burjuva, bir anlamda kentli demektir.
Zaman içinde, krallıkların da ekonomik durumlarının bozulmasıyla, burjların gelirleri azalmaya başlamıştır. Tam bu zamanlarda da, daha çok deniz korsancılığı ile içiçe olan ikinci sınıf tüccarlar ellerindeki malları satmak üzere burjların çevrelerinde yerleşim yerleri kurmaya başlamışladır. Bu, bugünkü anlamda bir çeşit gecekondu mahalleleri oluşturmak gibi olmuştur. Burjun sınır duvarlarına daha yakın olmak, daha değerli, daha tercih edilen bir konum anlamına gelmekteydi. Zaman içinde bu tüccarların işleri iyi giderek ellerine para geçmeye başlamıştır. Tam bu sıralarda da gelirleri, giderlerini artık karşılayamaz hale gelen baronlar, çareyi bu tüccarlardan borç almakta bulmuşlardır. Bu borçları, tüccarlara ödeyememe durumuna karşı da, burjun sınırları içinde kendilerine bir miktar toprak verebileceklerini vaad etmek zorunda kalmışlardır.
Bu da, ipotek müessesinin erken dönem bir denemesi niteliğinde olmuştur zira henüz ipotek kelimesi literatürde dahi yoktur (mortgage mortal engagement ifadesi ilk kez 17. Yüzyılda ortaya çıkmıştır). Zaman içinde bu tüccarlar, ödenmeyen borçlar karşılığında burjların içinde toprak sahibi olup yerleşmeye başlamışlardır. Saraya(veya şatoya) en yakın olan toprak, en fazla borç karşılığında talep edilmiştir. Bu da, bir anlamda mevki rantının ilk örneği olmuştur. Bunun sosyal sonucu da, burjuvanın, istemeyerek de olsa, ikinci sınıf olarak kabul
ettiği kesimle yer değiştirmesi olmuştur.
Kaynak.Kentsel Dönüşümde Model Arayışları TOKİ Araştırma Dizisi 8