Bir toplum, en savunmasız olanı koruyamıyorsa, kendini nasıl savunabilir?
Ankara Demetevler’de yaşananlar, sadece bir sokak köpeğinin ölümü değil; toplum olarak vicdanımızın geldiği noktayı da gözler önüne seriyor. Soğuktan korunmak için bir metro istasyonuna sığınan 15 yaşındaki Matmazel’in, iddialara göre görevliler tarafından darp edilerek öldürülmesi, “insanlık nerede başlıyor, nerede bitiyor?” sorusunu yeniden sorduruyor.
Matmazel, Demetevler halkı için sıradan bir sokak hayvanı değildi belki de… Yıllardır aynı sokaklarda yaşayan, mahalle sakinleri tarafından beslenen, ve semtin sembollerinden biri haline gelen bir candı. Ve belki de bu yüzden, ısınmak için metroya sığınması kimseyi şaşırtmadı.
Ancak asıl sarsıcı olan, bir canın şiddetle karşılaşması değil; bu şiddetin “görev” adı altında meşrulaştırılmaya çalışılmasıdır. Eğer iddialar doğruysa, Matmazel’in ölümü bir “ihmal” değil, açık bir şiddet vakasıdır. Daha da vahimi, olayın üzerinin örtülmeye çalışıldığına dair iddialardır. Bir toplum, en savunmasız olanı koruyamıyorsa, kendini neyle savunabilir?
Bu noktada mesele yalnızca hayvan hakları değildir. Mesele, güçlünün güçsüz üzerindeki tahakkümüdür. Bugün bir sokak köpeğine uygulanan şiddet, yarın kime yönelir sorusu herkes için geçerlidir. Hayvanlara yönelik şiddetin cezasız kalması, şiddetin normalleşmesine giden yolu döşer.
“Matmazel için adalet” talebi, sadece bir köpek için değil; yaşam hakkı için yükselen bir çığlıktır. Bu ses, yetkililere “sorumluluk”, topluma ise “vicdan” hatırlatmasıdır.
Bir istasyon, bir can, büyük bir vicdan sınavı…