Tam 124 yıl önce bugün, Avrupa’nın kalbinde, Paris’in şık bir malikanesinde Osmanlı İmparatorluğu’nun kaderini değiştirecek olan çok uluslu ve çok sesli bir buluşma gerçekleşiyordu.
Birinci Jön Türk Kongresi (Osmanlı Hürriyetperveran Kongresi), II. Abdülhamid yönetimine karşı muhalefeti tek bir çatı altında toplamak amacıyla düzenlenen ilk büyük girişim olarak tarihe geçti.
SÜRGÜNDEKİ MUHALEFET
19. yüzyılın sonu, Jön Türkler (Genç Osmanlılar) için zorlu bir dönemdi. İstanbul’daki baskı rejiminden kaçan aydınlar, Paris, Cenevre ve Kahire gibi merkezlerde toplanmış, ancak kendi aralarında bir türlü birlik sağlayamamışlardı.
-
Neden Toplandılar? Dağınık haldeki cemiyetleri birleştirmek, ortak bir mücadele stratejisi belirlemek ve Avrupa kamuoyuna "Osmanlı’nın kurtuluşu için hazırız" mesajı vermek temel amaçtı.
- Ev Sahibi ve Organizatör: Kongrenin en önemli ismi, II. Abdülhamid’in yeğeni olan ancak rejime muhalefeti nedeniyle Paris’e kaçan Prens Sabahaddin idi. Kongre, Fransız senatörü Lefèvre-Pontalis’in evinde toplandı.
KİMLER KATILDI?
Kongre, sadece Türklerden oluşmuyordu; "Osmanlı" kimliği altında birçok etnik grup temsil ediliyordu:
- Prens Sabahaddin: Kongre başkanı.
- Ahmed Rıza Bey: İttihat ve Terakki’nin kurucu liderlerinden, pozitivist ve merkeziyetçi kanadın temsilcisi.
- İsmail Kemal Bey: Arnavut muhaliflerin lideri.
- Ermeni Heyeti: Taşnaksutyun Cemiyeti temsilcileri.
- Rum ve Arap Temsilciler: İmparatorluğun çeşitli unsurlarının sesini duyurmak üzere oradaydılar.
BÜYÜK AYRIŞMA
Kongre, beklenen birleşmeyi sağlamak yerine Türk siyasi tarihinin en derin kırılmalarından birine sahne oldu. İki ana akım ortaya çıktı:
- Ahmed Rıza Grubu (Merkeziyetçiler): Devletin güçlü ve merkezi bir yapıda kalmasını savunuyorlardı. En hassas oldukları konu, yabancı devletlerin müdahalesine kesinlikle karşı çıkmaktı.
- Prens Sabahaddin Grubu (Adem-i Merkeziyetçiler): Yerel yönetimlerin güçlendirilmesini (federasyona yakın bir yapı) ve gerekirse II. Abdülhamid’i devirmek için yabancı devletlerin (özellikle İngiltere) desteğinin alınmasını savunuyorlardı.
ALINAN KARARLAR
4-9 Şubat 1902 tarihleri arasında süren tartışmalar sonucunda şu kararlar imza altına alınmaya çalışıldı:

- Meşrutiyet'in Yeniden İlanı: Kanun-i Esasi’nin (Anayasa) derhal yürürlüğe konması gerektiği vurgulandı.
- Eşitlik: Tüm Osmanlı tebaasının din ve mezhep ayrımı gözetilmeksizin eşit haklara sahip olması gerektiği ifade edildi.
- Müdahale Tartışması: Kongrenin çoğunluğu "yabancı müdahalesine kapı açan" görüşleri kabul etti ancak Ahmed Rıza ve arkadaşları bu kararı tanımayarak muhalefet şerhi koydular.
Sonuç: Kongre, Jön Türk hareketini resmen ikiye böldü. Prens Sabahaddin "Teşebbüs-ü Şahsi ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti"ni kurarken, Ahmed Rıza kanadı İttihat ve Terakki bünyesinde yoluna devam etti.Ü
AZ BİLİNENLER
-
Fransız Polisi Kapıda: Osmanlı hükümeti, kongrenin engellenmesi için Fransız hükümetine büyük baskı yapmıştı. Bu nedenle kongre delegeleri, toplantı yerine gizli yollardan ve polisin takibi altında girmek zorunda kalmıştı.
-
Prens Sabahaddin’in Sosyolojik Temeli: Prens Sabahaddin, sadece siyasetçi değil bir sosyologdu. Türkiye'deki sorunların kaynağının "memurluk kültürü" olduğunu, çözümün ise "girişimcilik ve bireyselleşme" (Fransız sosyolog Edmond Demolins'in etkisiyle) olduğunu savunuyordu.
- Kadın Katılımcı Yokluğu: Dönemin şartları gereği kongrede hiç kadın delege yoktu; ancak Jön Türklerin Paris’teki sosyal çevrelerinde Osmanlı hanedanından kaçan kadınların fikri desteği büyüktü.
- Telgraf Savaşları: II. Abdülhamid, kongre sürerken delegelerin ailelerine baskı yapmış ve bazılarını geri dönmeye ikna etmek için "paşalık" veya "yüksek maaşlı memuriyet" vaat eden telgraflar göndermiştir.
Birinci Jön Türk Kongresi, siyasi bir başarısızlık gibi görünse de 1908 Devrimi’ne (İkinci Meşrutiyet) giden yolda çok kritik bir aşamaydı. Burada tartışılan "merkez-yerel" kavgası, bugün bile Türkiye’deki siyasi tartışmaların kökenini oluşturmaktadır.
Bu tarihi buluşma, sürgündeki aydınların bir imparatorluğu kurtarmak için ne kadar büyük bir tutkuyla ama aynı zamanda ne kadar derin görüş ayrılıklarıyla dolu olduğunu kanıtlamıştı.




