Londra’nın Kalbinde 167 Yıllık Bir Nabız: Big Ben
Londra’nın Kalbinde 167 Yıllık Bir Nabız: Big Ben
İçeriği Görüntüle

Bundan tam 79 yıl önce bugün, 5 Haziran 1947’de, Harvard Üniversitesi’nin mezuniyet töreninde kürsüye çıkan bir Amerikalı general, dünya siyasetini, ekonomisini ve haritasını kökten değiştirecek bir konuşma yaptı.

Dönemin ABD Dışişleri Bakanı George C. Marshall’ın adıyla tarihe geçen Marshall Planı (Avrupa Toparlanma Programı), II. Dünya Savaşı’nın ardından harabeye dönen Avrupa’yı milyarlarca dolarlık yardımlarla ayağa kaldırırken, Soğuk Savaş bloklaşmasının da en güçlü ekonomik temelini attı.

Türkiye’nin modern tarihindeki siyasi, askeri ve tarımsal dönüşümün de kırılma noktası olan bu devasa yardım programını; ardındaki jeopolitik hamlelerden Ankara’daki yansımalarına, ilginç detaylardan bugüne uzanan sosyo-ekonomik etkilerine kadar tüm yönleriyle masaya yatırıyoruz.

PLANIN MİMARI

Planın arkasındaki dahi beyin, sıradan bir bürokrat değil, II. Dünya Savaşı sırasında ABD Ordusu Genelkurmay Başkanlığı yapmış olan emekli beş yıldızlı General George C. Marshall’dı. Savaşın askeri lojistiğini yöneten Marshall, 1947’de Dışişleri Bakanlığı koltuğuna oturduğunda, Avrupa’nın açlık, yıkım ve çaresizlik içinde kıvrandığını gördü.

Harvard’daki tarihi konuşmasında, "Politikamız herhangi bir ülkeye veya doktrine karşı değil; açlığa, yoksulluğa, çaresizliğe ve kaosa karşıdır" diyerek insani bir vurgu yapsa da, planın arkasında son derece net ve keskin bir jeopolitik akıl barındırıyordu. Bu hamlesiyle Marshall, 1953 yılında Nobel Barış Ödülü'ne layık görülecekti.

KÜLLERİNDEN DOĞAN BİR KITA

1947 yılına gelindiğinde II. Dünya Savaşı bitmiş ancak Avrupa tam bir enkaz yığınına dönmüştü. Fabrikalar durmuş, tarım alanları yok olmuş, milyonlarca insan evsiz kalmıştı. ABD’yi bu devasa yardım paketini (yaklaşık 13 milyar dolar) hazırlamaya iten ana nedenler şunlardı:

Marshall Plani

  • Komünizm Tehdidi (Çevreleme Politikası): Ekonomik çöküş içindeki Avrupa halkları arasında komünizm hızla zemin kazanıyordu. Özellikle Fransa ve İtalya’da komünist partiler iktidara yürüyordu. ABD, aç kalan Avrupa'nın Sovyetler Birliği’nin (SSCB) kucağına düşmesini engellemek istedi.
  • Amerikan Ekonomisinin Geleceği: ABD, savaş boyunca devasa bir üretim kapasitesine ulaşmıştı. Eğer Avrupa ekonomisi çökerse, Amerika ürettiği malları satacak bir pazar bulamayacak ve kendi içinde büyük bir ekonomik krize sürüklenecekti. Avrupa'yı zenginleştirmek, Amerikan ihracatını güvenceye almak demekti.

YARDIMIN DAĞILIMI

1948-1951 yılları arasında uygulanan program kapsamında 16 Avrupa ülkesine milyarlarca dolarlık hibe, kredi ve makine yardımı yapıldı. En büyük payı sırasıyla İngiltere, Fransa ve küllerinden yeniden doğan Batı Almanya aldı.

  • Avrupa Mucizesi: Plan, hedefine fazlasıyla ulaştı. Batı Avrupa ülkeleri sanayilerini hızla modernize etti, üretim savaş öncesi dönemin %35 üzerine çıktı.
  • Demir Perde Netleşti: ABD, bu yardımı teorik olarak Sovyetler Birliği ve Doğu Blokuna da teklif etti ancak Moskova bunu "Amerikan emperyalizminin bir oyunu" olarak görerek reddetti ve uydusu olan Doğu Avrupa ülkelerinin de plana katılmasına engel oldu. Böylece Avrupa, Doğu ve Batı olarak resmen ikiye bölündü.

PLANIN TÜRKİYE AYAĞI

Türkiye, II. Dünya Savaşı’na fiilen girmemiş olmasına rağmen, savaş boyunca seferberlik ilan ettiği için tüm kaynaklarını tüketmiş ve ekonomik olarak dar boğaza girmişti. Ayrıca savaşın hemen ardından Sovyet lideri Stalin’in Türkiye’den üs ve Kars-Ardahan’ı talep etmesi, Ankara’yı tamamen Batı blokuna itti.

Türkiye, başlangıçta savaşta yıkılmadığı gerekçesiyle plana dahil edilmek istenmedi ancak Türk diplomasisinin çabalarıyla programa sonradan dahil edildi. Türkiye’ye plan kapsamında yaklaşık 184 milyon dolar (büyük kısmı hibe, bir kısmı kredi) yardım yapıldı. Bu yardımın Türkiye’deki sonuçları radikal oldu:

Tarımda Makineleşme Patlaması

Gelen yardımların çok büyük bir bölümü tarım sektörüne aktarıldı. Ülkeye bir anda on binlerce Amerikan malı traktör (çoğunlukla Ferguson) girdi. Kara sabandan traktöre geçen Türk tarımında üretim patlaması yaşandı, ekilebilir alanlar hızla genişledi. Ancak bu durum, köyde iş gücüne olan ihtiyacı azalttığı için köyden kente büyük göç dalgalarını da başlatan ilk kıvılcım oldu.

Kara Yolları Ağı ve Demiryollarının Sonu

Amerikalı uzmanların tavsiyeleri doğrultusunda Türkiye, o döneme kadar öncelik verilen demiryolu politikasını tamamen terk etti. Gelen paralarla asfalt ve karayolu yapımına başlandı. Amaç, hem tarım ürünlerini limanlara hızla ulaştırmak hem de olası bir Sovyet işgalinde ordunun lojistik hareket kabiliyetini artırmaktı. Böylece Türkiye’de modern karayolu taşımacılığı dönemi başladı.

Askeri Bağımlılık ve NATO Yolu

Marshall Planı, Truman Doktrini ile birleşerek Türk ordusunun baştan aşağı Amerikan silah, araç ve doktrinleriyle donatılmasını sağladı. Bu askeri ve ekonomik entegrasyon, Türkiye'nin 1952 yılında NATO’ya üye olmasıyla taçlanacaktı.

AZ BİLİNENLER

Konu

Detaylar

Bir Neslin Hafızası: Amerikan Süt Tozu

Marshall Planı’nın toplumsal hafızada bıraktığı en ilginç izlerden biri ilkokullarda dağıtılan Amerikan süt tozları ve vita yağlarıdır. Yardım kapsamında gelen tonlarca süt tozu, okullarda suyla karıştırılarak Türk çocuklarına zorla içirilmiştir. Dönemin çocukları bu ağır kokulu sütü ve ardından gelen balık yağlarını bugün hâlâ çok net hatırlar.

Yerli Uçak Fabrikalarımızın Kapatılması

Marshall Planı’nın en çok tartışılan karanlık yüzü, Türkiye’nin yerli sanayi hamlelerini baltalamış olmasıdır. Plana göre ABD, Türkiye’ye ihtiyacı olan askeri uçak ve araçları bedava veya çok ucuza verecekti. Bu durum, Nuri Demirağ’ın uçak fabrikasının ve Etimesgut’taki Türk Hava Kurumu uçak fabrikalarının "nasıl olsa Amerika'dan bedava geliyor" gerekçesiyle kapatılmasına ve yerli havacılığın onlarca yıl sekteye uğramasına neden oldu.

Zeytinyağlı Yiyemem Aman...

Türkiye’ye Marshall Planı kapsamında bol miktarda Amerikan mısırözü yağı (vita yağı) ihraç edildi. İddialara göre, Türk halkını kendi ürettiği zeytinyağından soğutup margarin ve mısırözü yağına alıştırmak için "Zeytinyağlı yiyemem aman, basma da fistan giyemem aman" türküsü dönemin sipariş bir reklam çalışması olarak radyolarda sıkça çaldırılmıştır.

"Eşekli Kütüphaneci"ye Marshall Darbesi

Ürgüp’te eşeğiyle köylere kitap taşıyan efsanevi kütüphaneci Mustafa Güzelgöz, köylü kadınlar için Marshall Planı fonlarından yararlanarak dikiş makineleri almak istemişti. Ancak bürokrasi ve fonların sadece belirli sanayi/tarım alanlarına aktarılması şartı nedeniyle bu vizyoner taşra projesi uzun süre engellerle karşılaşmıştı.

Maddenin Görünmeyen Şartı: "Amerikan Malı Olacak"

Marshall Planı kapsamında Avrupa ve Türkiye’ye verilen dolarlar aslında nakit para olarak kasalara girmiyordu. Kural basitti: Verilen fonlar sadece ve sadece Amerikan şirketlerinden Amerikan malı (traktör, cip, silah, hammadde) satın almak için kullanılabilirdi. Yani ABD, bir eliyle verdiği parayı diğer eliyle kendi sanayisine geri topluyordu.

Marshall Planı, II. Dünya Savaşı’nın yıkımından küresel bir süper güç olarak çıkan ABD’nin, dünyayı kendi ideolojik ve ekonomik sınırlarına göre yeniden dizayn etme operasyonuydu. Türkiye bu süreçte traktörlerine, modern yollarına ve askeri gücüne kavuştu ancak aynı zamanda üretimde dışa bağımlılığın ve on yıllar sürecek bir siyasi-ekonomik makas değişikliğinin de eşiğinden geçmiş oldu.

Muhabir: Barış Berkant Oğuz