Bundan tam 1571 yıl önce bugün, 2 Haziran 455’te, Akdeniz’in ve antik dünyanın mağrur başkenti Roma, tarihinin en sistemli, en şoke edici ve yıkıcı felaketlerinden biriyle yüzleşti.
Kuzey Afrika’dan gemilerle gelen Vandallar, ebedi şehrin kapılarını kırarak içeri girdi ve tam 14 gün sürecek olan, modern literatüre "Vandalizm" kelimesini kazandıran o meşum yağmayı başlattı.
455 yılındaki bu tarihi kırılma, 410 yılındaki Got yağmasından çok daha organize, çok daha uzun soluklu ve Batı Roma İmparatorluğu’nun tabutuna çakılan son büyük çiviydi.
Saray entrikalarından Akdeniz’in korsan krallarına, Papa I. Leo’nun tarihi diplomatik müdahalesinden tarihin tozlu raflarında kalmış şaşırtıcı gerçeklere kadar; 455 Roma Yağması’nı tüm detaylarıyla masaya yatırıyoruz.
YAĞMAYA GİDEN YOL
Roma’nın 455 yılında Barbar kavimlerin açık hedefi haline gelmesi, tamamen bir taht ihtirası, bozulan diplomatik yeminler ve bitmek bilmeyen saray entrikalarının sonucuydu.
Bozulan Evlilik İttifakı: Batı Roma İmparatoru III. Valentinianus, Kuzey Afrika’da güçlü bir krallık kuran Vandalların Kralı Genserik ile bir barış antlaşması yapmıştı. Bu antlaşmaya göre imparatorun kızı Eudocia, Vandal kralının oğlu Huneric ile evlenecekti. Bu evlilik, iki güç arasındaki barışın teminatıydı.
İmparatorun Katli ve Gasp: 455 yılının Mart ayında, Romalı aristokrat Petronius Maximus, İmparator III. Valentinianus’u bir suikastla öldürterek tahtı gasp etti. Maximus bununla da kalmadı; ölen imparatorun dul eşi Licinia Eudoxia ile zorla evlendi ve Vandal şehzadesine söz verilen prenses Eudocia’yı da kendi oğluna eş olarak seçti.
Bir Kraliçenin Gizli Mektubu: Gururu kırılan ve hayatından endişe eden İmparatoriçe Eudoxia, Vandal Kralı Genserik’e gizli bir mektup (veya elçi) göndererek onu Roma’ya davet etti ve kendilerini bu gaspçı imparatordan kurtarmasını istedi. Zaten Akdeniz'de yayılmak için bir bahane arayan Genserik, bu daveti "antlaşmanın ihlali" sayarak devasa donanmasını hemen Roma'ya doğru harekete geçirdi.
TARAFLAR
Bu tarihi trajedide karşı karşıya gelen taraflar, çökmekte olan antik düzenin zayıflığı ile yükselen yeni nesil askeri mobilizasyonun gücünü temsil ediyordu.
Lider / Komutanlar: Petronius Maximus (Korkak ve Çaresiz), Genserik (Gaiseric - Strateji Dehası)
Roma Askeri Durum: Düzenli ordusu dağılmış, paralı askerleri kaçmış, halkı panik içinde.
Vandal Askeri Durumu: Akdeniz'in en güçlü, acımasız ve organize donanmasına sahip barbar gücü.
Kral Genserik: Akdeniz’i Titreten Barbar Deha
Vandalların kralı Genserik, tarihin en yetenekli askeri liderlerinden biriydi. Halkını İspanya'dan Kuzey Afrika'ya taşımış, Kartaca'yı ele geçirerek Roma'nın en büyük tahıl ambarını elinden almıştı. İnşa ettiği devasa donanmayla Roma'nın Akdeniz'deki deniz hakimiyetine son veren Genserik, kör ve topal olmasına rağmen inanılmaz bir stratejik zekaya sahipti.
KORKUNUN KAÇIŞI VE PAPA MÜDAHALESİ
Vandal donanmasının Roma’nın limanı Ostia’ya ulaştığı haberi şehre geldiğinde, İmparator Petronius Maximus şehri savunmak yerine hazinesini alıp kaçmaya çalıştı. Ancak Romalı öfkeli bir kalabalık, bu korkak imparatoru sokakta yakalayarak taşlayarak öldürdü ve cesedini Tiber Nehri’ne attı. Roma, tamamen başsız ve savunmasız kalmıştı.
Genserik şehrin kapılarına dayandığında, karşısında ne bir ordu ne de bir imparator buldu. Şehrin kapısında onu karşılayan tek bir kişi vardı: Papa I. Leo (Büyük Leo).
412 yılında Hun İmparatoru Attila'yı Roma'yı istila etmekten vazgeçiren Papa Leo, bu kez de Genserik'in önünde diz çöktü. Yapılan çetin müzakereler sonucunda Papa, şehrin kapılarını Vandallara açmayı kabul etti; karşılığında Genserik’ten şu üç sözü aldı:
1. Halk katledilmeyecek, katliam yapılmayacak.
2. Binalar, evler ve kiliseler ateşe verilip yakılmayacak.
3. Halka işkence edilmeyecek.
14 GÜNLÜK YAĞMA
Genserik sözünü tuttu ancak bu durum Roma'nın soyulmasını engellemedi. Vandallar, 2 Haziran 455’ten itibaren tam 14 gün boyunca Roma’yı tabiri caizse "elektrikli süpürge" gibi temizlediler. Bu yağma, barbarca yakıp yıkmaktan ziyade, son derece planlı, soğukkanlı ve lojistik bir servet transferiydi.
Kolezyum ve Tapınaklar Soyuldu: Jüpiter Optimus Maximus Tapınağı'nın çatısındaki som altın kaplamalar ve bronz kiremitler tek tek söküldü. Saraylardaki tüm sanat eserleri, heykeller, altın ve gümüş mobilyalar gemilere taşındı.
Kutsal Hazinelerin Çalınması: MS 70 yılında Romalıların Kudüs'ü yağmalayarak getirdiği Süleyman Tapınağı'nın kutsal ganimetleri (Menorah - Yedi Kollu Şamdan dahil) Vandalların eline geçti ve Kartaca’ya götürüldü.
İmparatorluk Ailesi Rehin Alındı: Kral Genserik, kendisini çağıran İmparatoriçe Eudoxia’yı ve kızları Eudocia ile Placidia’yı da yanına alarak Kartaca’ya rehin (ve gelin) olarak götürdü. Şehrin en yetenekli zanaatkarları, mimarları ve mühendisleri de köle olarak Afrika'ya taşındı.
BATI ROMA'NIN SONU
455 yağması, Roma'nın askeri, ekonomik ve psikolojik olarak bir daha asla ayağa kalkamayacağı bir darbe indirdi.
Ekonomik Çöküş: Şehrin tüm likit zenginliği Kartaca'ya aktığı için Batı Roma ekonomisi tamamen iflas etti.
Prestij Kaybı: "Dünyanın Başkenti" ve "Kutsal Şehir" imajı tamamen yerle bir oldu. Barbarların Roma'yı bir lojistik depo gibi rahatça boşaltması, imparatorluğun bir tabeladan ibaret olduğunu gösterdi. Bu olaydan sadece 21 yıl sonra, 476'da Batı Roma İmparatorluğu resmen yıkılacaktır.
AZ BİLİNENLER
"Vandalizm" Kelimesinin Tarihsel Haksızlığı
Bugün dilimizde yıkıcı, kırıp döken, sanata düşman kişileri tanımlamak için kullandığımız "Vandalizm" kelimesi, kökenini bu 455 yağmasından alır. Ancak ironik bir şekilde, Vandallar 455 yılında Roma’yı yağmalarken Papa ile yaptıkları anlaşmaya sadık kalmış, şehri yakıp yıkmamış ve toplu katliam yapmamışlardır. Şehre asıl fiziksel yıkımı ve yangınları verenler, 410 yılındaki Gotlar veya daha sonraki yüzyıllarda şehre giren diğer ordulardır. Vandallar sadece çok iyi ve organize hırsızlardı.
Kudüs'ten Roma'ya, Roma'dan Kartaca'ya
Kudüs'teki Yahudi Tapınağı'nın kutsal eşyaları önce Roma'ya getirilmiş, 455'te Vandallar tarafından Kartaca'ya taşınmış, yaklaşık 80 yıl sonra ise Doğu Roma (Bizans) Generali Belisarius Vandalları yıkınca bu hazineleri bu kez İstanbul'a (Konstantinopolis) götürmüştür. Bir tarihsel objenin seyahati, Akdeniz imparatorluklarının güç haritasını özetler niteliktedir.
455 yılında yaşanan Roma’nın Yağmalanması, antik dünyanın süper gücünün, içten çürüdüğünde dışarıdan gelen rüzgarlara karşı ne kadar savunmasız kalabileceğinin en net kanıtıydı. Genserik’in gemileri altınlarla yüklü olarak Hazar ve Akdeniz sularına doğru yelken açarken, geride bıraktıkları Roma artık sadece ihtişamlı bir geçmişin gölgesiydi.



