Bundan tam 150 yıl önce bugün, 4 June 1876 sabahı, Osmanlı İmparatorluğu’nun modernleşme tarihindeki en güçlü, en vizyoner ve trajik hükümdarlarından biri olan Sultan Abdülaziz, gözaltında tutulduğu Feriye Köşkü’nde iki bileği kesilmiş halde ölü bulundu.
Resmi tarihe "intihar" olarak geçirilmeye çalışılan, ancak ardındaki izler takip edildiğinde Osmanlı’nın ilk modern askeri darbesiyle katledildiği anlaşılan bu ölüm, imparatorluğun en karanlık ve en çok tartışılan komplo teorileri zincirini başlattı.
Padişahın heybetli kişiliğinden Avrupa seyahatlerine, Osmanlı donanmasını dünyanın en büyük güçlerinden biri yapışından tahttan indirildiği o fırtınalı geceye kadar; Sultan Abdülaziz’in epik ve hüzünlü öyküsünü tüm detaylarıyla inceliyoruz.
HEYBETLİ ŞEHZADENİN YÜKSELİŞİ
Sultan Abdülaziz, 25 Haziran 1861’de abisi Sultan Abdülmecid’in vefatı üzerine, 31 yaşında Osmanlı tahtına çıktı. Halk, Batı taklitçiliğinden uzak, geleneksel Türk kültürüne bağlı, güçlü ve dindar bir padişahın gelişiyle büyük bir coşku yaşadı.

- Pehlivan Padişah: Abdülaziz, Osmanlı tarihinin en yapılı ve fiziksel olarak en güçlü padişahlarından biriydi. Ava düşkündü, ata binerdi ve bizzat güreşirdi. Sarayda pehlivanları toplar, kendisi de mindere çıkardı. Halk onun bu heybetli duruşunda eski Osmanlı Yavuzlarının, Kanunilerinin gölgesini görüyordu.
- Sanatçı ve Bestekâr: Sert mizacının arkasında derin bir entelektüel birikim barındırıyordu. Çok iyi derecede ney üfler, resim yapar ve batı formunda besteler üretebilirdi. Bugün bile kulaklarda pas silen "Hicaz Sirto" eseri bizzat Sultan Abdülaziz’e aittir.
DÜNYAYA MEYDAN OKUYAN VİZYON
Abdülaziz, imparatorluğun askeri ve altyapısal olarak dünyayı yakalaması gerektiğine inanıyordu. Onun döneminde atılan adımlar, sonraki yarım asrı şekillendirdi.

- Dünyanın En Büyük 3. Donanması: Padişahın en büyük tutkusu denizcilikti. İngiltere ve Fransa’dan sipariş ettiği, bir kısmını Tersane-i Amire’de bizzat ürettirdiği modern zırhlı gemilerle Osmanlı Donanması'nı dünyanın en büyük 3. büyük filosu haline getirdi.
- Demir Ağlar ve Eğitim: İstanbul’u Avrupa’ya bağlayan demiryolu projelerine (Rumeli Demiryolu) ağırlık verdi. Hatta tren yolu saray bahçesinden geçeceği zaman itiraz edenlere, "Memleketime demiryolu yapılsın da isterse benim sırtımdan geçsin" diyerek vizyonunu ortaya koydu. Galatasaray Sultanisi (Lisesi) ve Darüşşafaka gibi köklü eğitim kurumları da onun döneminde açıldı.
TARİHİ BATI SEFERİ
Sultan Abdülaziz, Avrupa’ya barışçıl amaçlarla seyahat eden ilk ve tek Osmanlı padişahıdır. Fransa İmparatoru III. Napolyon’un davetiyle başlayan bu seyahat; Paris, Londra, Viyana ve Budapeşte’yi kapsıyordu.

Avrupa basını ve halkı, karşılarında barbar bir doğu hükümdarı yerine; şık giyimli, Fransızca anlayan, batı operalarını opera localarında izleyen, zarafetiyle büyüleyen devasa bir padişah bulunca şoke oldu. İngiltere Kraliçesi Victoria, Sultan’a en yüksek asalet nişanı olan "Dizbağı Nişanı"nı bizzat takdim etti. Bu seyahat, Osmanlı’nın batı dünyasındaki imajını zirveye taşıdı.
İHANET ÇEMBERİ
Sultan’ın orduya ve donanmaya harcadığı devasa bütçeler, dış borçlar ve Balkanlar’daki ayaklanmalar, saray içindeki muhalefeti körükledi. Başını Mithat Paşa, Hüseyin Avni Paşa ve Mütercim Rüştü Paşa’nın çektiği bir cunta grubu (Cunta-i Muazzama), gizlice darbe planı hazırladı.
30 Mayıs 1876 gecesi, Dolmabahçe Sarayı karadan askeri okul öğrencileri (Harbiyeliler), denizden ise Sultan’ın bizzat kendi parasıyla kurduğu devasa zırhlı donanma tarafından kuşatıldı. Uykusundan uyandırılan Sultan Abdülaziz, silah zoruyla tahttan indirilerek yerine yeğeni V. Murad tahta çıkarıldı. Abdülaziz, yağmurlu bir gecede, hırpalanarak ve hakaretlere uğrayarak Topkapı Sarayı’na, ardından da gözaltında tutulacağı Feriye Köşkü’ne nakledildi.
İNTİHAR MI SUİKAST Mİ?
Tahttan indirilişinden tam 5 gün sonra, 4 Haziran 1876 sabahı, Sultan Abdülaziz odasında kanlar içinde bulundu. İki bileği birden kesilmişti. Darbeci hükümet, olayı derhal "eski padişah sakalını düzeltmek için istediği küçük çakıyla intihar etti" şeklinde dünyaya duyurdu. Ancak bu iddia tıp ve mantık kurallarına tamamen aykırıydı:

- Tıbbi İmkansızlık: Bir insanın bir bileğinin ana damarını kestikten sonra, diğer elinde o gücü bulup ikinci bileğini de aynı derinlikte kesmesi tıbben neredeyse imkansızdı.
- Doktorların Susturulması: Saraya getirilen doktorların cesedi detaylı incelemesine izin verilmedi. Sadece kollarındaki sargılara bakarak rapor imzalamaları istendi. Gerçeği söylemeye çalışan ve "Bu bir cinayettir" diyen askeri hekim Marco Paşa ve Ömer Bey gibi isimler tehdit edildi, rütbeleri söküldü.
- Yıldız Mahkemesi (1881): Sultan II. Abdülhamid tahta çıktıktan 5 yıl sonra, amcasının ölümünü aydınlatmak için tarihi "Yıldız Mahkemesi"ni kurdurdu. Mahkemede ifade veren saray pehlivanları ve muhafızlar, Hüseyin Avni Paşa’nın talimatıyla Sultan Abdülaziz’in üzerine çullandıklarını, onu yatağa bastırıp kollarını zorla keserek intihar süsü verdiklerini bizzat itiraf ettiler. Mithat Paşa ve suç ortakları idama mahkum edildi.
AZ BİLİNENLER
- Gittiği Her Yere Kendi Toprağını Götürdü: Sultan Abdülaziz, dini hassasiyetleri ve gelenekleri gereği "Gâvur toprağına ayak basan padişah" durumuna düşmemek için zekice bir formül bulmuştu. Avrupa seyahatine çıkarken Osmanlı gemilerine çuvallarla saray toprağı yüklendi. Sultan Paris’te, Londra’da trenden veya gemiden inerken, basacağı yerlere önce bu Osmanlı toprakları serpildi. Böylece teknik olarak her zaman kendi toprağına basmış oldu.
- Kraliçe Eugénie ile Beyaz Saray Aşkı: Fransa İmparatoriçesi Eugénie, Paris seyahati sırasında Sultan Abdülaziz’e hayran kalmıştı. Bu hayranlık o kadar büyüktü ki, Eugénie 1869 yılında Süveyş Kanalı’nın açılışı için doğuya geldiğinde İstanbul’a uğradı ve Beyaz Saray’da (Beylerbeyi Sarayı) ağırlandı. Saray dedikodularına göre Sultan ile İmparatoriçe arasında gizli bir aşk yaşandı; hatta Sultan’ın annesi Pertevniyal Sultan’ın, Fransız İmparatoriçesi'ni saray koridorunda "fazla serbest davrandığı" gerekçesiyle azarladığı tarihi kayıtlara geçmiştir.
- İngilizlerin Devasa Sigortası: Sultan Abdülaziz, tahttan indirildiğinde Dolmabahçe Sarayı’ndaki şahsi kasasına da el konulmuştu. Darbeciler kasayı açtıklarında içinden çıkan muazzam miktardaki paranın önemli bir kısmının İngiliz bankalarında sigortalanmış şahsi servet olduğu anlaşıldı. Ancak bu paralar darbe hükümeti tarafından "devlet borçlarını ödeme" bahanesiyle talan edildi.
- "Beni Akdeniz'e Gömün" Vasiyeti: Donanmaya olan aşkı nedeniyle Sultan Abdülaziz’in yakın çevresine, "Eğer ölürsem beni karaya değil, amirali olduğum o büyük Akdeniz’in derin sularına bırakın" dediği rivayet edilir. Ancak trajik ölümünün ardından cenazesi babası II. Mahmut’un Çemberlitaş’taki türbesine defnedilmiştir.
- Bir Sultanın Son Sözleri: Gözaltındayken kendisine getirilen kötü yemekler ve uğradığı haksızlıklar karşısında Sultan Abdülaziz’in odasının duvarına bakarak şu ayeti mırıldandığı saray görevlilerince aktarılmıştır: "Şüphesiz insan çok zalim ve çok nankördür."
Sultan Abdülaziz, Osmanlı İmparatorluğu'nu küresel bir askeri dev haline getirmeye çalışırken, en yakınındaki kurmaylarının küresel güçlerle (özellikle İngiliz elçisi Sir Henry Elliot ile) iş birliği yapması sonucu trajik bir sona kurban gitti. Onun kanlı gömleği ve Feriye Köşkü’ndeki o feryadı, Osmanlı tarihinin en büyük saray trajedilerinden biri olarak tarihteki yerini koruyor.




