Bugünkü sohbetin konuğu kıymetli dostum Kadim Koç. Sakarya savaşları uzmanı, Cumhuriyet'in kuruluş dönemlerinin en iyi anlatıcılarından biri. Burası 1880 yılında inşa edilmiş bir yapı. Abidinpaşa konağı ya da Abidinpaşa köşkü. Dönemin valisi Abidin Paşa ve bir kamu binası olarak inşa edilmiş, bir valilik binası olarak inşa edilmiş. 1880 yılının dan bir kırk yıl kadar sonra, Cumhuriyet'in kuruluş ya da kazanıldığı, savaşın kazanıldığı, Cumhuriyet'in kuruluşuna tanıklık edilen dönemde çok kıymetli görevler üstlenmiş bir yapı burası. Bu yapı nasıl kullanıldı hocam, ne anlama geliyordu? neler vardı?
-Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasında çok önemli bir görev üstlenmiş. Yapı ve çevresi aslında. Kurtuluş Savaşı, bir yokluk savaşı. Aslında bu bina yapıldıktan sonra hükümet konağı olarak kullanıldıktan sonra, kırk yıl sonrasında durum neydi? Baktığımız zaman, Birinci Dünya Savaşını Osmanlı kaybetmiş ve kaybettikten sonra imzaladığı ateşkes anlaşmasıyla, bağımsızlığını, her şeyini kaybetmiş ve diğer devletlerin insafına kalmış bir ülke haline dönüşmüştü. Bu ülkenin durumuna üzülen, Mustafa Kemal gibi insanlar olduğu gibi, genç insanlarda vardı. Onlar da çok rahatsızdı. Biz bugün onların hikayesini anlatacağız, o gençlerin hikayesini, liselilerin hikayesini. -102 çocuğu anlatacağız.
-Bu zor günlerde Atatürk ve Kurtuluş Savaşının önderliğini yapmış. Samsun'a çıktıktan sonra örgütlenme safhasını bitirmiş ve 27 Aralık 1919'da Ankara'ya gelmiş. Ankara'ya geldikten sonra Ankara aslında, önceden Kuvay-i Milliye teşkilatı tarafından olgunlaştırılmış. 16 Mart 1920'de İstanbul işgal ediyor. 16 Mart'ta tümüyle resmen işgal edildikten sonra buradaki Meclisi Mebusan dağıtılıp, artık Ankara'da 23 Nisan 1920'de meclis kuruluyor. Kurulduktan sonra, artık Ankara Milli Mücadele'nin merkezi haline dönüştü. Anadolu'nun her tarafından, vatansever insanlar, herkes Ankara'ya doğru, vatanı kurtarabilmek için milli mücadele'nin bu şemsiyesi altında toplamaya çalışıyor. İstanbul'da bulunan Kuleli Askeri Lisesi ve Harp Okulu öğrencileri de böyle bir arayış içerisine giriyorlar.
-Bunlar aslında öğrenciler, çocuklar, çok küçük yaştalar, farklı sınıftalar, 1 2 3. sınıf öğrencilerinden oluşan bir yapı bu.
-Bunlar kendi başlarına kaçmıyorlar aslında, bir örgütlenme var. İstanbul'da okullarındayken hocalarıyla konuşuyorlar ve bazı hocalar bunlara yardımcı oluyor. İstanbul'un Anadolu yakasında bulunan bazı depolardan, bu öğrenciler silah alıyor, kasatura alıyor, Anadolu'ya geldiğinde aynı zamanda da silahlarını da yanlarında getiriyorlar ve değişik yollar kullanıyorlar. Bazıları Bandırma üzerinden Anadolu'ya doğru, Ankara doğru gelirken, bazıları da İtalyanların gemilerine binip, ambarlarında saklanıp, oradan İnebolu'ya, hatta bir gemi geliyor İnebolu'ya yanaşamayınca, Sinop'a iniyor, Sinop'tan tekrar, başka bir gemiyle İnebolu'ya geliyorlar, oradan Ankara'ya geçiyorlar. Sonuçta da Ankara'ya ulaşıyorlar, Ankara'da değişik yollardan geldikleri için zaman oluyor, yavaş yavaş Ankara'da toplanıyorlar bunlar, nerede toplanıyorlar; Cebeci Hastanesinde ve çevredeki evlerde. Çevredeki yerlerde bunları misafir ediyorlar. Ankara'da böyle bir yardımlaşma var. Öbür arkadaşların gelmesini bekliyorlar. Bu arada milli mücadele, yavaş yavaş düzenli ordusunu kurma aşamaları var, bu çalışmalardan da öncelikle İstanbul'dan ve değişik yerlerden gelen insanları bu ordunun bünyesine almaya çalışıyorlar, aynı zamanda da Ankara'da Abidinpaşa köşkünü bir talimgaha dönüştürme aşaması var. Aynı zamanda da terhis olmuş, askerlikle alakası kalmamış subayları da tekrar silahın altına çağırıyorlar, Anadolu'daki. Abidinpaşa Köşkü bu çalışmanın parçası. Bu öğrenciler sayıları 80, bazı kayıtlarda 80 bazı kayıtlarda yüz olarak geçiyor, bu rakama ulaşınca, Atatürk komutanlara diyor ki, kalkın gidelim diyor, çocukları ziyaret edelim diyor. Geliyor ve çocukları ziyaret ediyor. Bunlar iştima ediyorlar, Atatürk'e. Onu komutan olarak aralarında seçmişler ve Atatürk'e bir izahatta bulunuyor. Ne yaptıklarını, ne düşündüklerini, Atatürk'le paylaşıyorlar. Hemen orada karar veriyor. 24 Haziran 1920'de, Abidinpaşa Zabıt Namzetleri Talimgahının kurulması konusunda emir veriyor.
-Çok da güzel adı var değil mi hocam bunun, sınıfı muhtelife. Buranın bahçesinde aslında, barakalar inşa ediliyor.
-Aslında baktığınız zaman, ne yetiştiriyorlar burada, yani tek amaç subay değil. Baktığımız zaman, subay var, hesap memuru var ve aynı zamanda çeşitli sanatkârlar yetiştiriyorlar. 1 Temmuz 1920'de Atatürk gelip, bunlara bir söz veriyor. Yanında Fevzi Çakmak, Refet Bele, komutanların hepsini yanına alıyor çünkü çok önem verdiği bir olay. Onun açtığı Ya İstiklal Ya Ölüm bayrağının altında, İstanbul'daki bu genç liseli, Kuleli öğrencileri gelip, bu bayrağın altına sığınmaya çalışıyorlar, kurtuluşu onda arıyorlar. Onun içinde Atatürk için gelen öğrenciler farklı bir anlam taşıyor ve hep ilgilenmiştir onlarla. Verdiği sözde benim için inanılmaz bir söz. Atatürk bir temmuz günü geldiğinde, onlara çocuklarım bu talimgah henüz, size harbi diyemiyoruz ama çünkü eksikleri var, bir çok eksiği var ama ben size yine hakettiğiniz o adla hitap etmek istiyorum, harbiyeliler diye hitap ediyor ve konuşmasını devam ettiriyor. Bu işgal altındaki okullardan, evlerinizden kaçtınız, birkaç gün sonra da sert bir savaşın içerisinde kendinizi bulacaksınız diyor ama konuşmasının en sonunda da şu sözü veriyor; genç liseli harbiyelilere şu sözü veriyor, diyor ki biliniz ki; Gelecek nesiller bu fedakârlıklar sayesinde, medeni alemde eşit haklara sahip, bağımsız bir milletin, fikri hür irfanı hür, vicdanı hür çocuklar olarak
yaşayacaklardır diyor, size söz veriyorum diyor. Bir komutan düşünün ki, kafasında cumhuriyeti düşünmüş, kurtuluşu planlamış ve o kurtuluşa varacağına o kadar emin ki ve genç subaylara burada o sözü verebiliyor.
-Çok dramatik.
-Zaten cumhuriyeti bu fedakar insanlar sayesinde kurmuşuz. Atatürk'ün dediği gibi hür ve bagımsız bir ülkede yaşıyorsak, işte bu fedakar insanların sayesinde şu anda buradayız. Gazi Mustafa Kemal bu sözü gençlere veriyor ama şunu da biliyor, bu gençler çok kısa bir süre egitim görüyor.
-Sonra ölecekler bunlar.
-3 ay gibi kısa bir süre. 3 ay sonra bu insanlar, gidip, bu orduda en önemli görevler dediğimiz, o bölük takım komutanlığı, bunlar gidip o görevi, 2. İnönü savaşından sonra, bu genç zabitler artık görev almaya başlıyorlar. Bunların birçoğu zaten şehit oluyor. En son şehitlerini de 1952'de, Albay Nuri Pamir, Kore'de şehit oluyor. Buradan mezun. Kore şehidimiz olan bu komutanımızdan, Allah rahmet eylesin. Bu talimgahtan mezun olan biri.
-Atmosferinden bu kadar etkilendiğim bir şey olmadı... Neyse çok teşekkür ediyorum.