Ankara’da bazı yabancılar vardı;

ne meyhane masalarında görünürlerdi,

ne Meclis koridorlarında.

Jean Dupont onlardan biriydi.

Fransızdı.

Mühendisti.

Kâğıt üzerinde altyapı, yol, maden işleriyle ilgileniyordu.

Dosyaları düzgündü, dili ölçülüydü, davranışları neredeyse görünmezdi.

Ankara böyle insanları sever.

Gürültü yapmayanları.

Soru sormak yerine bakmayı tercih edenleri.

Ama Dupont’un baktığı yer yukarıda değildi.

Yerin altındaydı.

1930’ların sonuna gelinirken Türkiye’nin madenleri, özellikle de krom, dünya için stratejik bir anlam kazanmıştı.

Savaş yaklaşırken herkes yer altına bakıyordu.

Kim nerede neye sahipti, kim neyi ne kadar çıkarabilirdi…

Jean Dupont’un rotası da bu sorularla örtüşüyordu.

Ankara’dan çıkıyor, Eskişehir hattına iniyor,

tekrar başkente dönüyor.

Saha ziyaretleri, teknik incelemeler, ölçümler…

Hepsi bir mühendis için olağandı.

Ama Emniyet için bazı tekrarlar dikkat çekiciydi.

Hangi maden, hangi kapasite, hangi ulaşım hattı…

Dupont’un notlarında ekonomik olandan çok stratejik bir merak vardı.

Sorularını yüksek sesle sormuyordu.

Kayıt altına almıyordu.

Ama biriktiriyordu.

1938’e gelindiğinde dosya tamamlandı.

Bu kez ideolojik bir faaliyet yoktu.

Propaganda yoktu.

Askerî temas yoktu.

Ama bir gerçek vardı:

Bu adam, Türkiye’nin yer altını başkaları adına okuyordu.

Basına yansıyan ifade her zamanki gibiydi.

Kısa, nötr ve açıklamasız:

“Bazı yabancı teknik personelin çalışma izinleri sona erdirilmiştir.”

Bu cümle Ankara’da çok şey anlatır.

Ama sadece bilenlere.

Jean Dupont’a da fazla bir şey söylenmedi.

Bir tebligat.

Kısa bir süre.

Ve ardından sessiz bir ayrılış.

Fransa bu dosyayı büyütmedi.

Çünkü büyütülecek bir kriz yoktu.

Her şey usulüne uygundu.

Ama sonuç kesindi.

Bu olay, genç Cumhuriyet’in sadece sınırlarını değil,

yer altını da koruduğunu gösterir.

Ankara, casusluğu her zaman üniformayla tanımaz.

Bazen baretle, bazen haritayla, bazen mühendis defteriyle gelir.

Jean Dupont’un dosyası da bunu hatırlatır.

Ve Ankara’nın o soğukkanlı cümlesini bir kez daha duyurur:

“Toprağımıza bakabilirsin.

Ama onun sırrını alıp gidemezsin.”