Toprakla Hasbihal
Hayatım boyunca hiç ağaç kesmedim.
Belki de bu yüzden bir ağacın devrilmesini her görüşümde içimde kısa bir sessizlik olur. Dalların arasından kaçan serçeler, toz duman içinde yere düşen bir gölge...
Bir şey eksilir, adı konmaz.
Son yıllarda dönüp dönüp aynı soruya çarpıyorum:
“İyi nedir?”
Yanıtı kolay gibi duran bu soru, yaşadıkça daha da zorlaşıyor. Hele doğaya bakarak düşününce. İşte tam burada karşıma çıkıyor Aldo Leopold.
Bir doğa düşünürü, bir sessiz filozof gibi.
Leopold diyor ki:
“Bir şey, doğal sistemin bütünlüğünü, istikrarını ve güzelliğini koruyorsa iyidir; aksi takdirde kötüdür.”
Bu cümleyi ilk okuduğumda aklıma Ankara’nın altındaki dereler geldi.
Üzeri betonla örtülmüş, yönü değiştirilmiş, sesi susturulmuş sular…
Eskiden bir köy vardı derenin kenarında, şimdi bir otopark var.
Neyin iyi, neyin kötü olduğu artık sadece mahkeme kararıyla değil, vicdan kararıyla da ölçülmeli.
Leopold’un tarif ettiği “iyi”, insan merkezli bir kavram değil.
İnsanı doğanın hâkimi değil, halkası sayıyor.
Bu düşünce bana hep Ahilik’teki “ağaç kesme, gölge ol” sözünü hatırlatıyor.
Kök salmadan hüküm sürenlerin sonu hep aynı oluyor: Çürüyerek yıkılmak.
Ben iyiliği, sadece insanlarla kurduğum ilişkide değil;
bozkırda rüzgârı dinlerken,
bir köy çeşmesinde kireçle çatlamış bir taştan damlayan suda da arıyorum.
Bana göre kötülük, çoğu zaman büyük bir gürültü değil, sessizliktir.
Fark etmemenin, görmemenin, duymamanın sessizliği.
Aldo Leopold, bana bu çağın unuttuğu bir aynayı uzatıyor.
İyi olmak, doğaya karşı nazik olmaktan geçiyor.
Doğaya kaba davranan bir toplum, eninde sonunda kendi içinde de nezaketi kaybeder.
Ve belki de en çok şunu söylüyor:
“İyilik, gölgeyi kendi altına değil, başkasına düşürmeyi seçmektir.”
Ben de bu gölgeyi seçiyorum.
Ve soruyorum:
Siz hangi gölgedesiniz?