Bazen tarih büyük meydanlarda yazılır.

Bazen de bir otel odasında.

Ankara’nın eski günlerini bilenler hatırlar. Ulus’tan Kızılay’a doğru uzanan Atatürk Bulvarı, genç Cumhuriyet’in vitrinidir. Devlet daireleri, elçilikler, oteller… Hepsi yeni başkentin kendine güvenen yüzünü gösterir. O yıllarda Ankara’da yabancı misafirlerin kalabileceği otel sayısı da çok azdır. İşte o az sayıdaki yerlerden biri Bulvar Palas idi.

Dört–beş katlı, otuz küsur odalı bu otel, Atatürk Bulvarı’nın en canlı noktalarından birinde dururdu. Karşısında Meclis, çevresinde devlet binaları… Ankara’nın diplomatik trafiği burada akardı. Yabancı gazeteciler, diplomatlar, tüccarlar… Şehrin dış dünyaya açılan pencerelerinden biriydi.

1964 yılının kasım ayında bu otelin kapısından içeriye, o günlerde kimsenin fazla tanımadığı bir sürgün girdi.

Adı Ruhullah Humeyni idi.

Ankara’daki iki gün

Humeyni İran’dan gece yarısı çıkarılmış, sürgün edilerek Türkiye’ye gönderilmişti. Uçağı Ankara’ya indiğinde yanında birkaç kişi ve az sayıda eşyası vardı. Türk makamları onu doğrudan Bulvar Palas Oteli’ne yerleştirdi.

Otelin odalarından birinde iki gün kadar kaldı.

Bu iki gün, Ankara tarihinin küçük ama ilginç bir parçasıdır.

Anlatılanlara göre kısa süre sonra otelden alınarak Ankara’da başka bir konuta götürüldü. Bunun nedeni dikkat çekmemesiydi. Başkentin ortasında bir İranlı din adamının kalması diplomatik açıdan hassas bir meseleydi.

Ama asıl dikkat çekici olan başka bir ayrıntıdır.

Humeyni Ankara’yı görmek istemişti.

Kıyafet meselesi

Türk yetkililer ona açık bir şart koydu.

Eğer dışarı çıkacaksa din adamı kıyafetiyle değil, sivil kıyafetle çıkacaktı.

Bunun üzerine kendisine:

pantolon

gömlek

ceket

pardösü

getirildi.

Humeyni bu kıyafetleri eline aldı, baktı… ve reddetti.

Dini inançları nedeniyle bu kıyafetleri giymek istemedi. O zaman kendisine şehirde dolaşmasına izin verilmeyeceği söylendi.

O da dışarı çıkmadı.

Böylece Ankara’daki günleri otel odaları ve kapalı bir konut arasında geçti.

Bursa’ya doğru

Kısa süre sonra Ankara’nın merkezinde tutulmasının doğru olmayacağı düşünüldü ve Humeyni Bursa’ya gönderildi.

Bursa’da hayat daha sakin akıyordu. Gözetim altındaydı ama Ankara’daki gibi dikkat çeken bir ortam yoktu.

Burada yeniden aynı teklif yapıldı.

Eğer şehirde dolaşmak istiyorsa yine sivil kıyafet giymesi gerekiyordu.

Bu kez kabul etti.

Pantolon, gömlek ve pardösü giydi.

Bugün arşivlerde görülen o fotoğraf —Humeyni’nin sivil sayılabilecek bir kıyafetle çekilmiş fotoğrafı— işte o Bursa günlerinden kalmadır. Onun hayatında neredeyse tek istisna sayılabilecek bir görüntüdür.

Çünkü daha sonra Irak’ta, Fransa’da ve İran’a döndüğünde hep bildiğimiz o siyah cübbe ve sarıkla görülür.

Tarihin küçük odası

1964’te Ankara’da bir otel odasında kalan bu sürgün, o günlerde dünya için pek önemli bir isim değildi.

Ama tarih bazen sessiz çalışır.

O sürgün, on beş yıl sonra İran’a dönecek ve 1979 İslam Devrimi’nin lideri olacaktır.

Bir ülkenin kaderini değiştiren bir devrim…

Ve o devrimin lideri, bir zamanlar Ankara’da,

Ulus’ta,

Bulvar Palas’ın odalarından birinde

iki gün geçirmişti.

Bugün o otelin önünden geçenlerin çoğu bunu bilmez.

Ama tarih bazen en büyük dönüşlerini

tam da böyle küçük mekânlarda saklar.

İşte bu yüzden bazı hikâyeler,

yıllar sonra yeniden hatırlanmak ister.

Ve biz o izlerin peşine düşeriz.