Elon Musk birkaç gün önce Davos’ta sahneye çıktığında, aslında bir “haber” vermedi. Daha çok, uzun süredir sezdiğimiz ama yüksek sesle söylemekten kaçındığımız bir gerçeği tekrar etti. Üstelik bunu her zamanki üslubuyla; yarı ciddi, yarı alaycı bir dille yaptı.

“Ben uzaylıyım” dedi.

Gülümsendi.

Ama ardından gelen cümleler gülümsetmiyordu.

Robotların sayısının insan sayısını geçeceğini söyledi. Yapay zekânın, bireysel insan aklını aşmasının çok uzak olmadığını ima etti. Bunları söylerken bir felaket tellalı gibi değil; sanki teknik bir rapor sunuyormuşçasına sakindi.

Bu noktada şunu teslim etmek gerekiyor: Musk bu cümleleri kuran ilk kişi değil. Ama bu cümleleri üreten, satan ve hayata geçiren az sayıdaki aktörden biri. Bu da söylediklerini “fikir” olmaktan çıkarıp, “yaklaşan düzen” başlığı altına taşıyor.

Tesla bünyesinde geliştirilen Optimus isimli insansı robot, bu düzenin sembollerinden biri. Bir bilim kurgu figürü değil. Bir mit değil.

Çalışması, öğrenmesi ve çoğalması hedeflenen bir varlık.

Burada mesele robotların insanı fiziksel olarak geçmesi değil. Asıl mesele, karar alma süreçlerinde insanın yerini doldurabilecek noktaya gelmeleri. Üretimde, hizmette, güvenlikte ve hatta gündelik yaşamda…

Ben daha önce, Homo Deus üzerine yazarken şunu söylemiştim:

İnsan, Tanrı’yı aramaktan vazgeçtiği anda, Tanrı olmaya karar verdi.

Bugün geldiğimiz yer tam olarak burası. İnsan artık doğaya uyum sağlamaya çalışan bir canlı değil; doğayı, bedeni ve aklı yeniden tasarlayan bir mühendis. Yapay zekâ ve robotlar bu tasarımın araçları. Ama araçlar, zamanla özne olma eğilimi gösterir. Tarih bunun örnekleriyle dolu.

Musk’ın Davos’ta söyledikleri bu yüzden önemli. Çünkü burada bir ideoloji savunusu yok. Bir kehanet dili de yok. Daha çok şu var:

“Bu olacak. Biz bunu yapıyoruz.”

Bu cümle ürkütücü olduğu kadar öğretici de. Çünkü tartışmayı “iyi mi kötü mü?” ekseninden çıkarıyor. Asıl soruya zorluyor bizi:

Bu dünyada insanın yeri ne olacak?

Homo Deus anlatısında asıl kırılma, herkesin tanrısal yeteneklere ulaşması değil; çok küçük bir grubun karar verici, çok büyük bir kitlenin ise bu kararların nesnesi hâline gelmesi ihtimaliydi. Bugün teknoloji tam da bu ihtimali büyütüyor.

Belki de Musk’ın “gelecekten gelmiş” gibi konuşmasının nedeni bu. Çünkü onun dili bugüne değil, yarına ait. Bugünden bakınca abartılı görünen pek çok şey, yarından bakınca sıradan olacak.

Bu bir ütopya değil.

Ama bu hâliyle insan-merkezli bir gelecek de değil.

Belki de ilk kez şu soruyla gerçekten yüzleşiyoruz:

İnsan, yarattığı aklın gölgesinde yaşamayı kabullenecek mi?

Pazar günü için zor bir soru.

Ama artık kaçınılmaz bir soru.