Anadolu tarihine baktığımızda çoğu zaman savaş arabaları, krallar ve antlaşmalar anlatılır.
Ama Hitit devletinin taş tabletlerini biraz dikkatle okuduğunuzda başka bir şey fark edersiniz.
Bu devletin hikâyesinde yalnızca krallar yoktur.
Kraliçeler de vardır.
Üstelik sıradan kraliçeler değil.
Hitit sarayında kraliçeye verilen unvan “Tavananna” idi. Bu unvan, kralın eşi olmaktan çok daha fazlasını ifade ediyordu.
Tavananna yalnızca sarayda yaşayan bir kadın değildi. Devletin dini törenlerini yönetir, tapınak ritüellerini yürütür ve kraliyet otoritesinin önemli bir parçası sayılırdı.
Bazı durumlarda kraliçenin gücü o kadar büyüktü ki yeni kral tahta çıksa bile, eski kraliçe hayattaysa onun unvanı devam edebilirdi.
Bu durum Hitit sarayında ilginç bir güç dengesi yaratıyordu.
Kral ordunun ve devlet yönetiminin başıydı.
Ama kraliçe de dini otoritenin ve saray düzeninin merkezindeydi.
Hitit tarihinin en dikkat çekici figürlerinden biri ise Kraliçe Puduhepa’dır.
MÖ 13. yüzyılda yaşayan Puduhepa, Hitit kralı III. Hattuşili’nin eşiydi. Ama yalnızca bir kraliçe değildi. Aynı zamanda güçlü bir rahibeydi ve diplomasi yürütüyordu.
Bugün elimizde bulunan bazı diplomatik mektuplarda onun imzası vardır.
Hatta Mısır firavunu II. Ramses’in eşi Nefertari ile yazıştığı bile bilinmektedir.
Bu yazışmalar, eski dünyanın iki büyük sarayı arasında gerçekleşen belki de ilk “kraliçeler diplomasisi”dir.
Üstelik Puduhepa yalnızca mektup yazan bir kraliçe değildi.
Ünlü Kadeş Antlaşmasının bazı kopyalarında onun mührü bulunur. Yani tarihin ilk büyük uluslararası barış anlaşmalarından birinde bir kadının da resmi izi vardır.
Bu, antik dünya için oldukça sıra dışı bir durumdur.
Hitit toplumunda sıradan kadınların hayatı ise tarım ve üretimle iç içeydi.
Kadınlar tarlada çalışır, hayvancılıkla uğraşır, dokuma üretirdi. Hitit ekonomisinin önemli bir parçası olan tekstil üretiminde kadın emeği belirgindi.
Hukuk açısından bakıldığında Hitit yasaları kadınlara belirli haklar tanıyordu.
Kadın miras alabiliyor, boşanabiliyor ve bazı ekonomik anlaşmalara taraf olabiliyordu. Bu yönüyle Hitit hukuku, çağdaşı bazı toplumlara göre daha esnek görünür.
Ama Hitit dünyasında kadının gücünü yalnızca hukukla açıklamak yeterli değildir.
Anadolu’nun eski inançlarında tanrıça kültü çok güçlüydü.
Arinna’nın Güneş Tanrıçası, Kubaba ve Hannahanna gibi figürler, kutsal dünyanın merkezinde yer alıyordu.
Belki de bu yüzden Hitit sarayında kraliçenin varlığı yalnızca siyasi değil, aynı zamanda kutsal bir anlam taşıyordu.
Bugün Anadolu’nun eski şehirlerinde dolaşırken çoğu zaman kralların izlerini ararız.
Ama bazen tarihin gerçek gücü gölgede durur.
Ve Hitit tarihine biraz yakından baktığınızda şunu fark edersiniz:
Anadolu’nun o büyük devletinin arkasında yalnızca kralların değil, kraliçelerin de aklı ve iradesi vardı.