Benim her söyleşi öncesinde ifade ettiğim gibi mabetteyiz. Yine Ruşen Keleş hocamla birlikteyiz. Ama bugün genellikle Ruşen hocamla bir meseleyi, işte Ankara'yı, Cumhuriyeti, Ankara'nın başkenti ilan oluşunu, işte başkentin İngiliz zırhlısının top menzilinin dışında kurulması meselelerini konuştuk da bugün Ruşen hocam neredeyse hiç konuşmayacak. Biz onun dizilerinin dibinde açıkçası öyle hayal ediyorum. Onu konuşacağız. Ruşen hocayı konuşacağız. 

Benim bir süredir tanıdığım, birkaç yıl öncesinden tanımaya başladığım, ortak bir sürü dostumuz olan çok kıymetli bir arkadaşım demeyeyim, arkadaş olacak kadar bir hukukumuz oluşmadı ama yaşıtız. Öyle söyleyeyim. O Mülkiye’de okurken ben burada Ankara'da Hacettepe'de okumuşum. Emekli Vali sevgili Kayhan Kavas'la beraberim. Niye beraberiz? Başka bir aşk istemez. Klasik mülkiye şeyinin Marşı'nın bir dizisi. Kayhan hocam Sayın Valim Ruşen hocayla bir dizi söyleşiler yaptı. Ben buna bayılıyorum. Nehir sözcüğünü de çok severim ama ifade ettiği haliyle söyleşinin türü olarak da bayılırım.

Hocayla uzun yıllar muhtemelen ya da en azından birkaç yıl nehir söyleşileri yaptı. Müthiş tadında. Bu kitabın değişik bir baskısı. Türkiye İş Bankası çok kıymetli bir iş yapmış. Bu söyleşiyi zenginleştirilmiş haliyle yeniden bastı. Bugün Kayhan hocayı dinlemek istiyorum. Soracağım çok sorular var. Beni bağışlayın. Neyse kullanmayayım o deyimi. Müthiş tatlı bir iş bu. Bu da size kısmet olmuş diyorum ben. İsterseniz oradan başlayalım.

Yanlış yaparsak hocam muhtemelen öyle değildi böyle diye müdahale edecektir. Ama biz onun riyasetinde onun gözetiminde bu söyleşiyi bir yapalım hocam. Bu nasıl bir fikirdi? Kimin aklına geldi? 

*Şimdi ben 1980 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesini bitirdim. Fakülteyi bitirdikten sonra bir süre sonra kaymakam olarak göreve başladım. Görev yaptığım yerlerde fakültemle mezun olduğum okulda bağlantımı hiç kesmedim. Bağlantımı hiç kesmediğim değerli hocalarım da vardı. Bu değerli hocaların en başında Ruşen Keleş hocam geliyordu. Ben dediğim gibi genç bir kaymakamken onun hep yanı başında yer almaya çalıştım. Ben ilk kaymakamlığım Uşak Eşme. Daha sonra Hakkari Yüksekova. Daha sonra Zonguldak Devrek. Fakat Uşak'ta ve Zonguldak'ta aynı valiyle çalıştım. Rahmetli Nurettin Turan'la. Nurettin Bey çok değerli bir valimizdi. Ondan da çok şey öğrendim. Nurettin Bey nerede bir sorun olursa, bir problem olursa beni oraya bir vekil kaymakam olarak gönderiyordu. Yani ben hem Devrek kaymakamıydım hem de aynı zamanda Gökçe Bey Yenice kaymakam vekiliydim.

Hatta ben sayın valime gidip efendim yani şimdi ben Yenice oldukça uzak. Nasıl gideceğiz, geleceğiz falan dedim de. Ne zamandan beri kaymakamlar valilerin verdikleri emirleri sorguluyorlar. Böyle bir şey olamaz. Git hepsini de bir şekilde yönetirsin dedi. Ve ben belli bir dönemde aynı anda 3 ilçede birden kaymakamlık yapıyordum. O yaptığım kaymakamlık yaptığım yerlerde de bir de Yenice'ydi. Ama Devrek kaymakamı ama Gökçe Bey ve Yenice kaymakam vekili olarak görev yapıyordum. Çünkü 3 ilçede birden asil kaymakam olmam mümkün değildi. Yenice'de bir 6 ay kadar kaymakamlık yaptım. Tabi her gün orada değildim. Diğer ilçelerde de dolaşıyordum. Ama mesela o Devrek’te Ruşen hocamın beni ziyarete geldiğini çok iyi hatırlarım.

Hocam da biliyor. Orada ben katılımcı bir metotla nasıl çevre koruma faaliyeti yürütülür onu bir proje halinde uygulamaya çalışıyordum. Yani öğrenciler, çocuklar belli bir eğitimden geçtikten sonra. Önce hocalarla eğitim yapıyorduk. Sonra o çocukları eğitiyorduk. Eğitildikten sonra onlar çarşılara dağılıyorlardı. İşte önü kirli olan esnafı uyarıyorlardı. Sandalye çıkmış efendime söyleyeyim kahveler varsa o sandalyeleri geri aldırıyorlardı. Belki bir zabıta gelse bunları söylese kızarlar veya öfke çıkarlar ama ufacık bir çocuk 8-10 yaşlarında veya 12-13 yaşında bir çocuk geldiğinde ya manav amca bu niye burada böyle duruyor bunu biraz içeri alsana dediğinde alıyorlardı, bilmiş bilmiş. Alıyorlardı. Bu da başımıza geldi diyerek gülüyorlardı ama sonra da bir şekilde alışkanlık haline geliyordu. Ruşen hocam o uygulamayı yerinde gördü mesela. Bana neler yapıyorsun diye sorduğunda o uygulamayı yerinde gördü. Ruşen hocamla bağlantım hiç kesilmedi.

Tabi Cevat hocamla da aynı şekilde. Can Hamamcı hocamla da aynı şekilde.  Cevat hocam bir tane hocamız. Can hocama da geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Can hocayla da bir televizyon programı yaptım. Durum böyle olunca bir süre sonra ben kaymakamlıklardan sonra İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğüne Daire Başkanı olarak atandım. Adı üzerine Mahalli İdareler. Onlarla da zaten hiç bağlantım kesilmemişti. Üstelik onlarla doğrudan bağlantılı bir kamu kurumunun daire başkanı veya olduğunda da ilişkilerini kuvvetlendirdim. Bakanlıkla fakültem arasında yapılması gereken köprü vazifesini elimden geldiği kadar yapmaya çalıştım.

Ama Ruşen hocam dediğim gibi hiç elini üzerimizden çekmedi. Bu arada benim Ortaca Kaymakamlığım da var. Ortaca Kaymakamlığı sırasında Köyceğiz Dalyan projemiz vardı. O Köyceğiz Dalyan projesinde ben Dalyan'ı temsil eden kaymakam olarak katılıyordum. Ruşen hocam da danışmandı. Orada da aşağı yukarı ayda birkaç gün bir arada oluyorduk. Dolayısıyla Ankara'ya gelip daire başkanı olduğumda bu ilişkim hiç kesilmedi. Artarak devam etti. Sonra ben genel müdür yardımcısı oldum. Sonra genel müdür oldum. İlişkilerimiz daha da kuvvetlendi. Bu arada birçok yerde de birlikte olmaya başladık.

Tarihi Kentler Birliği diye birçok değerli bir birlik kuruldu. Bir Mahalli İdare Birliği, Belediyeler Birliği kuruldu. O birliğin danışma kuruluna Ruşen hocamla beraber dahil etti bizi Metin Sözen Hoca. Ve birlikte orada da yoğun ve yakın çalışma içerisinde olduk. Yani geçen yıllar Ruşen hocamın bizim üzerimizdeki etkisini hiç azaltmadı. Hatta daha da ilerletti diyebilirim.

Şöyle ki benim bir tane kızım var. O şimdi Eskişehir Osman Gazi Üniversitesi'nde Doçent olarak görev yapıyor. O Siyasal Bilgiler Fakültesi Kent ve Çevre'de çalışmak istediğini orada okumak istediğini ifade ettiğinde ben onu getirdim. Ruşen hocama emanet ettim. Ruşen hocam onu da bizim gibi yetiştirdi. 

-Şunu söyleyebiliriz değil mi; Türkiye'de yerel yönetim, yerinden yönetim kentleşme meselelerine zerre kadar duyarlılığınız varsa ister kamu görevlisi olarak ister yerel yönetici kimliğinizle ister akademisyen kimliğinizle yolunuz mutlaka Ruşen Keleş ile kesişiyor değil mi? 

*Kesişmiyor. Zaten o yolda değilsiniz. Yanlış yerdesiniz. Yanlış yerde duruyorsunuz. Bu olağanüstü bir şey. Ben hiç tanımadım gerçi. Bu işlerle ilgilenen bu işlere meraklı olan bir kişinin Ruşen hocayla yolunu kesişmediğini ben hiç görmedim. Hiç görmedim ama görseydim derdim ki o yanlış yerde. Ama olmadı.

Örneği yok onun. Ama burada tabi şunu ifade etmek lazım. Hocamın hocalık şemsiyesi altında müthiş bir insanlık yönü de var. Yani inanılmaz bir dehşet bir insanlık yönü var. Mesela ben emekli oldum. Şimdi çalışıyorum. Fakat örneğin hocamla birlikte bir yere yemeğe gitsek bir şey otursak hocam hesap ödetmez bize. Biz ödemek için isyan etsek ne zamandan beri öğrenciler hocalarının şeylerini hesaplarını ödüyorlar böyle şey olur mu der tatlı tatlı azarlar bizi. Neyse kızımı da hocam önce master yaptı burada. Daha sonra doktora yaptı. Daha sonra da akademiye dahil oldu. Onu da aynı şekilde yetiştirdi. Onun lisans eğitimi Bilkent'teydi. Ama Bilkent'ten buraya geldiğinde doktora bitirdiğinde apayrı bir kişi haline geldiğini gözlerimle gördüm. Dolayısıyla hocamın bana aile boyu büyük katkısı var. Başka hiçbir üniversitede Bilkent'le benzerlerini tabi sıralayabiliriz. Başka bir vizyondur. Bakış açısıdır ama Ruşen Keleş deyince bana hem yerel yönetim ölçeğinde hem kamusal yönetim ölçeğinde böyle olması gereken devlet tanımı. 

Zaten bizim camiada sohbet ettiğinizde idollerinin Ruşen Keleş olduğunu söyleyen onlarca insanla karşılaşırsınız. Hem fizik bakımından hem kendine bakma bakımından. Hem beyefendi. Kendine bakma da daha da kıymetli. Hem beyefendi. Hem bu yaşta ve bu bellekle. Bu hafızayla. 

-Yani bunu bana Murat Karayalçın anlatmıştı. Murat Karayalçın da hocamızın öğrencisi. Bir gün beraber uçağa gidiyorlar. Hocam önden gidiyor. Murat Bey arkadan diyor ki hocam yavaş yetişemiyorum diyor. Şimdi Murat Bey için de onu söylerler zaten. Hızına başkaları yetişemiyor. 

*Ben genel müdürlüğüm zamanında mülkiyeyle olan ilişkilerimizi çok yoğunlaştırdık. Tam o dönemler yeni kanunların çıktığı dönemdi. Yeni mahalle liderlerle ilgili yasa tasarımlarının hazırlandığı dönemdi. AK Parti'nin iktidara yeni geldiği dönemdi. O dönemlerde onun öncesinde gene koalisyon dönemlerinde hocamın ve bu bölümün bu kamu yönetimi kent ve çevre bölümünün çok değerli katkılarını aldık. Tabi sadece kent ve çevre değil. Mülkiye'nin diğer bölümleriyle de bağlantımız kesilmedi. Ben vaktim oldukça buradaki toplantılara gelirim. İzlerim, ziyaret ederim. Merhaba derim. Nasılsınız derim. Burası benim yuvam ben burada büyüdüm. Benim kızım burada büyüdü. Yani burayı ben hiçbir zaman şey olarak görmedim. Yani mezun olurlar bir daha okullarına uğramazlar olur mu öyle şey. Öyle değil. Yani mesela ben bir haftadır Ankara'dayım. Bu beşinci gelişim benim bugün. Bu beşinci gelişim bağlantımı hiç anlamda kesmedim.

-Şunu soracağım hocam. Aslında altını yayına başlarken çizdim. Başka bir aşk istemez. Bir Ruşen Keleş otobiyografisi belki. Nehir Söylesi. Şimdi bu bence onu tanıyanlar açısından mutlaka bir solukta okurlar. Okumalılar diye düşünüyorum ama. Sizin yerinizde olmayı istemedim değil açıkçası. Bunu birkaç sene önce öbür yayın yapıldığında da hissetmiştim. Keşke bu söyleşiyi ben yapmış olsaydım diye. Bildiğiniz şeyin sorusunu sorarsınız. Bilmediğiniz zordur aslında. Onu başka yerde okuyor olmak lazım. Okumuş olmak lazım. Bu kitaptan çok özet şu yönünü de bilmiyordum aslında. Bu söyleşi sırasında Nehir bizi oraya götürdü dediğiniz. Özel bir bölüm var mı? Bir kesit var mı? Sizi de çarpan. 

*Ne kadar iyi bir baba olduğunu gördüm.  Ben şimdi tanıklık ediyorum. Her akşam saat on dokuzda telefonu çalıyor. Hiç değişmiyor ama neredeyse. Karşılaştım. Her gün beraber değilim hocayla hoş. Ayda bir kere de olsa saat on dokuzda telefonu çalıyor. Amerika'dan oğlu arıyor görüntülü. Ve onunla bir günün sohbetini yapıyorlar. Yani hocamın ve değerli eşi Birgen Hanım’ın Evren Bey’i yetiştirme konusunda Evren Bey'i katkı sağlama konusunda gösterdiği özeni fark etmemek mümkün değil. Yani benim en çok baba yönü çok etkiledi. Evren Bey Türkiye'nin ve hatta dünyanın tanıdığı bir beyin cerrahı. Farklı yerlerde görev yapmış. Hatta burada şey yazılıyorsa Koç Hastanesi'nin kuruluşunda görev yapmış. Koç Üniversitesi'nin dekanlığını yaptı. Şimdi Amerika'da devam ediyor ama sanıyorum hocam ifade etti geçenlerde. Türkiye'deki bir üniversitede danışmanlığını almış herhalde değil mi hocam? Dolayısıyla zaman zaman Türkiye'ye gelmesi daha hızlanacak. Ama dediğim gibi baba ve annesiyle çok ilgili bir evlat. Yani gerçekten hocamı her gün arar. Torunlarıyla her gün görüşür. Hocam da onun tüm şeyini dinler. Ve hocamın en büyük özelliklerinden bir tanesi de hocam doğru buldukları insanları dinler ve uygular. Yani örneğin Birgen Hanım rahatsızlandıktan sonra Evren Bey hocama demiş ki baba sakın durma. Sakın durma baba. Hareket et. Ders ver. Konferans ver. Konuş. Yaz. Durma baba. Ve hakikaten Ruşen Hocam durmaz. Yani bağlasan da durmaz da. Ama bunda Evren Bey'in teşvikinin de önemli rolü olduğunu inanıyorum.