Tam 47 yıl önce bugün, İstanbul’un Maçka semtinde yankılanan silah sesleri, sadece bir gazetecinin hayatına son vermedi; Türk basınının "akil adamı"nı, hoşgörünün ve rasyonel haberciliğin en güçlü kalesini yıktı.
Abdi İpekçi, evinin önünde uğradığı suikast sonucu aramızdan ayrıldığında, geride sadece bir gazete değil, bir "İpekçi ekolü" bırakmıştı.
GALATASARAY'DAN BAB-I ALİ'YE
9 Ağustos 1929’da İstanbul’da doğan Abdi İpekçi, köklü bir ailenin ferdiydi. Galatasaray Lisesi’ni bitirdikten sonra başladığı hukuk eğitimini yarıda bırakarak çocukluk aşkı olan gazeteciliğe yöneldi.
- Genç Yaşta Zirve: Daha 25 yaşındayken Milliyet gazetesinin genel yayın müdürü oldu. Bu, o dönem için (ve bugün bile) görülmemiş bir başarıydı.
- Basın Konseyi ve İlkeler: Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanlığı ve Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) yöneticiliği yaptı. Gazetecilik etik ilkelerinin Türkiye’deki mimarıydı; haberi kutsal, yorumu ise hür görüyordu.
''İPEKÇİ EKOLÜ''
İpekçi, gazeteciliği sadece bir iş olarak değil, bir kamu hizmeti olarak gördü. Milliyet’i Türkiye’nin en saygın referans gazetesi haline getirdi.
- Tarafsızlık ve Uzlaşı: 1970’lerin aşırı kutuplaşmış siyasi ikliminde, hem sağın hem de solun saygı duyduğu tek isimdi. Gazetesinde her görüşe yer verir, en sert tartışmaların içine "akılcı bir ara yol" koyardı.
- Türk-Yunan Dostluğu: İki ülke arasındaki gerginliklerin diyalogla çözülebileceğine inanırdı. Bu yolda attığı adımlar, uluslararası alanda "Barış Elçisi" olarak tanınmasını sağladı.
RASYONEL BİR DEMOKRAT
Abdi İpekçi, katı ideolojilerin değil, demokrasinin, hukukun ve diyaloğun tarafındaydı.
- Diyalog Çağrısı: En büyük korkusu kardeş kavgasıydı. Siyasi liderleri (özellikle Ecevit ve Demirel'i) bir araya getirmek, ortak paydada buluşturmak için adeta bir diplomat gibi çalıştı.
- Okura Saygı: Gazetesinde "Halka ve Olaylara" köşesinde, halkın anlayacağı ama ciddiyetten ödün vermeyen bir dille yazdı.
NİŞANTAŞI'NDA KARANLIK AKŞAM
Abdi İpekçi, o akşam gazetedeki işinden çıkıp evine gidiyordu. Arabasının içinde, evine sadece birkaç metre kala çapraz ateşe tutuldu.
Tetikçi ve Karanlık Bağlantılar: Suikastın tetikçisi Mehmet Ali Ağca idi. Ağca yakalandı ancak kısa süre sonra Maltepe Askeri Cezaevi’nden "birileri tarafından" kaçırıldı. Bu kaçış, İpekçi suikastının arkasındaki güçlerin ne kadar derin ve karanlık olduğunu gösteren en büyük kanıttı. İpekçi, Türkiye’yi 12 Eylül darbesine götüren kaotik sürecin en büyük kurbanlarından biri oldu.
AZ BİLİNENLER
- Mükemmeliyetçi Bir Patron: Milliyet binasında her şeye hakimdi. Sayfa mizanpajından imla hatalarına kadar her detayı incelerdi. Sert değil, ikna ediciydi.
- Eşi Sibel İpekçi: Eşine ve çocukları Sedat ile Nükhet’e olan bağlılığıyla bilinirdi. Suikast günü eşine doğum günü hediyesi almıştı; hediye paketi arabanın içinde, kanlar arasında bulunmuştu.
- Sigara ve Kahve: Ofisinde sürekli tüten sigarası ve kahvesiyle hatırlanır. Yoğun çalışma temposu içinde hobilerine ayıracak az vakti olsa da tam bir İstanbul beyefendisiydi.
- Ağca ile Göz Göze: Mehmet Ali Ağca, yakalandıktan sonra verdiği ifadede İpekçi'yi öldürmeden önce onu takip ettiğini ve hatta bir keresinde göz göze geldiklerini iddia etmişti.
ABDİ İPEKÇİ ÖDÜLLERİ
Onun ölümünden sonra Türk-Yunan dostluğunu teşvik etmek amacıyla "Abdi İpekçi Barış ve Dostluk Ödülü" verilmeye başlandı. Ayrıca Türkiye’nin en önemli spor salonlarından birine ve birçok caddeye adı verilerek hatırası yaşatıldı.
Abdi İpekçi, kalemiyle kimseye saldırmadı; aksine kalemini parçalanan bir toplumu bir arada tutmak için "iğne ve iplik" gibi kullandı. Bugünün medya dünyasında onun o vakur ve uzlaşmacı tavrına her zamankinden daha çok ihtiyaç duyuluyor.