Ankara’nın neden başkent olduğu sorusu çoğu zaman coğrafya, güvenlik ve siyaset üzerinden anlatılır. Oysa bu anlatıların neredeyse tamamı, büyük bir kırılmayı bilinçli ya da bilinçsiz biçimde dışarıda bırakır.
1916’da Ankara yandı.
Hem de öyle küçük bir yangın değil; bir şehrin belleğini, mülkiyetini ve mekânsal dokusunu yerle bir eden bir felaket yaşandı.
Bugün Ulus’ta yürürken hissedilen o tuhaf açıklık, genişlik ve boşluk duygusu tesadüf değildir. O boşlukların büyük bölümü, 1916 Büyük Ankara Yangını’nın açtığı yarıklardan doğmuştur. Ankara’nın başkent oluş hikâyesi, bu yangın hesaba katılmadan eksik kalır.
Bu yazı; tanıklıklar, vilayet kayıtları ve Osmanlı’nın resmî yazışmaları üzerinden, unutulmuş bir felaketin başkentle kurduğu sessiz bağı iz sürerek anlatıyor.
YANGININ ÇIKTIĞI YER, YANDIĞI ŞEHİR
Tarih 28 Ağustos 1916.
Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı’nın içindedir. Ankara, cephe gerisinde ama stratejik öneme sahip bir sancaktır.
Yangın, dönemin kayıtlarında Tahtakale–Samanpazarı hattı olarak geçen bölgede başlar. Ahşap dükkânların, hanların ve bitişik nizam evlerin yoğun olduğu bu alan, rüzgârın da etkisiyle kısa sürede alevlere teslim olur. Saatler içinde çarşı yanar, sokaklar çöker, şehir nefessiz kalır.
Resmî belgelerde yangının çıkış nedeni için ağırlıklı olarak “ihmal” vurgusu yapılır. Sabotaj iddiaları dile getirilmiş olsa da, bunları doğrulayan somut bir kayıt yoktur. Ancak sebep ne olursa olsun sonuç açıktır:
Ankara’nın kalbi yanmaktadır.
TANIKLIKLAR: KALE’DEN BAKINCA ŞEHİR YOKTU
Yangını yaşayanların aktardıkları, aradan geçen on yıllara rağmen şaşırtıcı bir ortaklık taşır:
“Kale’den bakıldığında şehrin yarısı alev içindeydi.”
“Gökyüzü günlerce siyaha kesildi.”
“Dumanın Polatlı’ya kadar görüldüğü söylendi.”
Bu cümleler felaketi büyütmek için değil, yaşanan çaresizliği tarif etmek için kurulmuştur. Çünkü yanan yalnızca evler değildir. Çarşı yanmış, dükkânlar yok olmuş, hanlar çökmüş; Ankara’nın geçim damarları kopmuştur. Yangın, şehir hayatını neredeyse durma noktasına getirir.
VİLAYET KAYITLARI: SAYILARIN SOĞUK DİLİ
Ankara Vilayeti’nin yangın sonrası tuttuğu kayıtlarda tablo nettir:
1.000’in üzerinde yapı tamamen yanmıştır.
Binlerce kişi evsiz kalmıştır.
Halk, boş arazilere kurulan geçici barınaklara yönlendirilmiştir.
Bu geçici çözümler yalnızca birer barınma önlemi değildir. Yangınla açılan bu boşluklar, farkında olunmadan Ankara’nın geleceğini de şekillendirir. Çünkü bu alanlar, birkaç yıl sonra kamulaştırmanın en kolay yapılabildiği mekânlara dönüşecektir.
OSMANLI’NIN RESMÎ YAZIŞMALARI: KAYGI VE ÇARESİZLİK
Osmanlı idaresinin merkeze gönderdiği raporlar, yangının devlet nezdindeki karşılığını açık biçimde ortaya koyar. Yazışmalarda üç temel mesele öne çıkar:
Birincisi, barınma krizidir. Kış yaklaşmaktadır ve halkın önemli bir bölümü açıkta kalmıştır.
İkincisi, asayiş kaygısıdır. Tapular yanmış, mülkiyet sınırları silinmiş, “kimin nereye ait olduğu” sorusu belirsizleşmiştir.
Üçüncüsü ise kaynak yetersizliğidir. Savaş koşullarında Ankara’ya ayrılabilecek imkânlar son derece sınırlıdır.
Devlet müdahale etmeye çalışır, fakat çabalar yetersiz kalır. Bu yangın, Osmanlı idaresinin Ankara üzerindeki son büyük sınavlarından biri olur.
İTFAİYE VE BELEDİYECİLİK: FELAKETİN GÖSTERDİĞİ AÇIK
Yangın sonrası tutulan raporlarda Ankara’nın yangınla mücadele kapasitesi açıkça eleştirilir. Tulumbalar yetersizdir, eğitimli personel yoktur, müdahaleler dağınıktır. Yangın, modern bir itfaiye ve belediyecilik anlayışının eksikliğini bütün çıplaklığıyla ortaya koyar.
Ancak bu eksikliğin gerçek karşılığı, Osmanlı döneminde değil; Cumhuriyet’le birlikte verilecektir.
ASIL YANIŞ: MÜLKİYET VE BELLEK
1916 yangınının en az konuşulan ama en belirleyici sonucu şudur:
Tapular yanmıştır.
Sokak sınırları silinmiştir.
Eski Ankara’nın mülkiyet hafızası çökmüştür.
Bu durum, 1923’ten sonra Ankara başkent ilan edildiğinde hayati bir rol oynar. Yeni rejim, Ulus ve çevresinde yeni bir şehir kurarken, 1916 yangınının açtığı boşluklardan yararlanır. Bu bir niyet okuması değil; tarihsel bir sürekliliktir.
BAŞKENTİN DOĞUŞU: KÜLLERİN ÜZERİNDE
1916’da yanan Ankara, 1923’te başkent olur.
Bu iki tarih arasındaki bağ çoğu zaman görmezden gelinir.
Oysa gerçek şudur:
1916 Büyük Ankara Yangını, Cumhuriyet Ankara’sının mekânsal ön şartıdır.
Eğer o yangın yaşanmasaydı, Ulus’taki geniş kamulaştırmalar, yeni kamu binaları ve temsilî başkent mimarisi çok daha zor, belki de mümkün olmayacaktı.
SON SÖZ
1916 Büyük Ankara Yangını, yalnızca geçmişte kalmış bir felaket değildir.
O yangın, bugünkü Ankara’nın görünmeyen temelidir.
Küller temizlendi, binalar yapıldı;
ama yangının açtığı boşluklar başkentin kaderine dönüştü.
Ankara önce yandı.
Sonra başkent oldu.