Bugün çok iyi tanıdığınızı iyi bildiğim bir konuğum var, Bekir Ödemiş.

Onunla yine Ankara'yı, Ankara'nın tarihini, coğrafyasını, kültürünü ve bunun tabii ki bize bıraktığı mirası ve bu mirasa nasıl davrandığımız konusunu konuşmak istiyorum. Onunla yaptığımız programlara bir yenisini ekleyeceğiz. Şimdi onun konuğuyuz.

Sayın Başkanım merhaba. Yeniden birlikte olmak aslında benim için heyecan verici. Ben size bir şey sormak istiyorum. Açıkçası Ankara için 25 yıl süren büyük tahribat oldu. Bütün kültür mirasımıza kötü davranıldı. Ancak 5 yıl boyunca da yeni dönemde Mansur Bey'le birlikte olağanüstü işler yaptığınızda ben kişisel olarak tanıklık da ettim. Bunları saymak istemiyorum. Bunları tek tek üzerinde konuşmak da istemiyorum. Hakikaten haftalarca konuşabileceğimiz bir malzeme üretildi sizin yönetiminizde. Ben bütün bu süreçte sizi en çok heyecanlandıran, beni çok mutlu oldum bunu yapmaktan kendimi çok iyi hissediyorum dediğiniz özel bir projenizi dinlemek istiyorum açıkçası. Sizi en çok heyecanlandıran işlerinizden bahseder misiniz?

Evet Taner hocam siz de Ankara'mızın tarihi kent merkezi ulusumuza hoş geldiniz.

Siz zaten bizim sistemimizin dışında biri değildiniz. Oluşturduğumuz danışma kurulunda diğer hocalarımızla birlikte, Ankara'daki geçmiş yapmış olduğunuz görevlerin de verdiği birikimle, bu projelerin olgunlaşmasında, oluşmasında, başlıkların konulmasında çok ciddi katkılar verdiniz. Bu vesileyle hem kentimiz adına hem belediyemiz adına hem de eski dostluğumuza binaen, şahısım adına ben de size bir kez daha candan teşekkür ediyorum.

Dediğiniz gibi gerçekten tarihi kent merkezi ve en son Cumhuriyet mirası dediğimiz Atatürk'ün modernleşmenin örnek kentine bıraktığı eserler uzun süre ihmal edilmişti. Sayın Başkan Mansur Bey zaten kentteki var olan kültürel mirasa çok özel önem veriyor.

İlk söylediği de şu oldu, aman dedi her şeyden tasarruf edelim ama kültürel mirasın korunmasında yapmış olduğumuz projelerden tasarruf etmeyelim.

Yani ağır ekonomik koşullara, pandemi koşullarına rağmen pek çok projemizi öteledik. Öncelikler değişti ama Ankara'nın kültürel mirası ve kentsel mirası, tarihsel arkeolojik mirasına yönelik yapmış olduğumuz projelerde hiçbir öteleme yapmadık. Sonuçta da yaklaşık 70'in üzerinde ihale yapmışız. Sadece korumaya yönelik. Bu ciddi bir rakam Ankara için 70'in üzerinde.

Ve pek çok proje gerçekleştirdik. Kalecik'te olsun, Polatlı'da da olsun, Haymana'da olsun, Palaşlı Mehmet Ağa Konağı'nda, Haymana'daki Atatürk Evi'nden, Şehitler Çeşmesi'nden, Kazancı Baba Türbesi'nden, ondan sonra çeşmelerden, Osmanlı Dönemi Çeşmelerine kadar pek çok projeyi de kurtardık, kentimize kazandırdık. Ve en önemlisi de bu sadece Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin değil, tüm Ankara'nın ortak başarısı olarak da Ankara'nın iki tane UNESCO'nun geçici listesi, ön listesinde olan alanı da geçtiğimiz Riyad'da yapılan Uluslararası UNESCO Toplantısı'nda kesin listeye aldırarak Türkiye'nin UNESCO kesin listesindeki değer sayısını, alan sayısını 19'dan 21'e yükselttik.

Bunlardan birisi bildiğiniz gibi Antik Frig Krallığı'nın başkenti Gordiyon, bir diğeri de sıralı listeye girdi. Kaledeki 13. yüzyıl, Ayşe Rafet'in halk arasında bilinen adıyla da Aslanhane Camii.

Bizi en çok heyecanlandıran bu dönemde proje, benim kişisel tabii yaklaşımım, bu herkese göre değil. Benim de var çünkü. Roma Tiyatrosu.

Niye Roma Tiyatrosu derseniz, şüphesiz ki Ankara, özellikle Ulus Tarihi Kent Merkezi, Friglerle beraber başlayan bir yaşam süreciyle 2800 yıllık bir geçmişe sahip. Ama bu 2800 yıllık geçmiş içerisinde Frig ve Galat dönemine ait maalesef elimizde hiç eser kalmamış. Belki Hacı Bayram ve Augustus Tapınağı'nın bastığı alan bir Frig Tümülüsü, onu söyleyebiliriz.

Onun dışında bu bölgede 200 hektar alan içerisinde bir eser yok. Asıl eser Roma ile başlamış. İlber Hoca da söyler Sayın Ortaylı, Roma'nın en çok eser bıraktığı kentlerden birisidir Ankara.

Ondan sonra da tahmin ettiğiniz gibi Cumhuriyet Dönemi ve Atatürk dönemindedir en çok eser. Ama Osmanlı'nın da, Selçuklu'nun da çok kıymetli eserleri var.

Ahi Şerafettin, Aslanhane Camii ki UNESCO'nun listesine girdi. Osmanlı döneminin çok kıymetli hanları var ve çeşmeleri var.

Hepsini restore ettik. Bugün Anadolu Medeniyetleri Müzesi gibi dünyanın en prestijli müzesi, Avrupa'da 1997'de ödüllü yılın müzesi seçilmiş. Müzenin bastığı yapılarını birisi Mahmutpaşa bedesteni.

Yine Çerkez Sokak dediğimiz bölgede bulunan Suluhan da bana göre 15. yüzyılın nitelikli bir Osmanlı eseridir. Tabii bütün bunlar çok kıymetli.

Kalenin içerisinde 200'ün üzerinde geç Osmanlı yapısını biliyorsunuz. Restore ettik, bitiriyoruz.

Ama ben Roma Tiyatrosu'nu önemsiyorum. Niye? Ankara Roma ile pek anılmıyor. Roma ile ve 2000 yıllık Anadolu'nun orta ölçekteki bir Roma Tiyatrosu. Bu önemli bir Roma Tiyatrosu.

Mahmut Akok'un rölövelerine baktığınızda o sahnesi ve tiyatro alanıyla müthiş bir görkemli eser. Ama maalesef kentleşme süreci içerisinde pek çoğunu yitirmişiz. Biz ancak bence kalan 2000 kişilik kısım ve sahne bölümünü de restore edebildik.

Bu haliyle bence Bentderesi gibi Ankara'nın kent havzasında çok saygın yeri olmayan o havzada, 2000 yıllık böylesine önemli bir Roma eserinin ayağa kalkması, sadece bir dönemin simgesel yapısının kurtarılması değil, aynı zamanda da o çöküntü alanına kazandırdığı nitelik açısından ben onu çok önemsiyorum. Çünkü geçmişte normal Ankaralının bile yakın tarihe kadar girmeye cesaret edilmediği o bölgede, bu restorasyon ve o Roma eseri sayesinde üniversiteler derslerini yapmaya başladı.

Hem o korumanın getirdiği yeni işler ve nitelik açısından, hem de Ankara tarihinde 2000 yıllık bir Roma eserinin bilinmesi açısından beni en çok heyecanlandıran Roma Tiyatrosu. Bir de tabii biz bildiğiniz gibi bunu korumakla kalmayıp işlev veriyoruz. Nasıl 2000 yıl önce bu topraklarda yaşayan atalarımıza ev sahipliği yapıp, kültürel etkinliklere sahne olduğu gibi, bugün de açılışımızı yine bir kültürel etkinlikle başlatıp, Roma Tiyatrosu'nun mevsimin uygun olduğu dönemlerde Ankara'nın kültür hayatına da ciddi katkı vermesini sağlayacağız.

https://youtu.be/sn6W-81XQW4?si=H47MnxkN-c--0Aon