1920'de Ankara'nın ekonomisi ticarete dayanmaktaydı. Ankara'nın "aşağı yüz-yukarı yüz" olarak adlandırılan bölgelerindeki dükkanlarda ticaretin kalbi atardı. Ankaralı tüccar Vehbi Koç, ticaretle uğraşanların etnik kimliğini şöyle açıklar: Ankara'nın bütün ticareti Ermeni, Rum ve Musevilerin elindeydi. Müslüman Türkler ülkenin sahibi olmakla birlikte, çoğunlukla bu üç zümrenin emrinde çalışan, basit hayat süren kimselerdi. En güzel binalar, en güzel mağazalar, en güzel yazlıklar gayrimüslimlerindi. Bunlar pazar günleri tertemiz giyinirler, gezerler, iyi yer içer ve eğlenirlerdi.
İlkbahar ve sonbaharda pazar günleri Ankara'nın büyük caddeleri güzel elbiseler giyerek piyasa yapan Hristiyan ve Musevi ailelerle dolup taşardı. Şehre girdiğimiz zaman Hristiyan Mahallesi'ni aramak gerekmezdi. Hisarönü denilen semtin güzel görünüşlü binalarının tümünde Hristiyanlar otururdu.1800'lerin sonunda İstanbul-Ankara demir yolları inşasından sonra Ankara'dan İstanbul'a başta buğday ve arpa ile yağ, yumurta, canlı kümes hayvanları ve meyve olmak üzere işlenmemiş tarım ürünleri gidiyor; İstanbul'dan da şeker, petrol ve manifatura ürünleri başta olmak üzere, sınai malları geliyordu.
Kapitalizm gelişiyordu ancak Ankara'da dengesiz bir ticaret vardı. Bu ticarette Müslüman-Türk tüccar yalnızca komisyoncu durumundaydı. Vehbi Koç bu durumu," köylü buğdayını iki tekerlekli kağnılarla at pazarına getirir çuvalın köşesini açar, oradan örnek alınır her tüccar fiyat verir anlaşmaya varıldıktan sonra köylü kendi torbaları ile buğdayını tüccarın dükkanına getirir orada buğday yere boşaltılırdı. Bütün pazarlık yarımlağa üzerine olurdu. Yarımlağa 15 kiloluk saç bir kaptı. Köylü bu yarımlağa göre buğdayını ölçer ve para alırdı.
Tüccar topladığı buğdayları normal çuvallara doldurarak Tatar arabası denilen 4 tekerlekli arabalarla istasyondaki ambarlara döker veya sevkiyatı hazır vagonu varsa vagona yüklerdi." biçiminde anlatmaktadır.
1920'li yıllarda, geçmiş yüzyıllarda Ankaralı üreticilere büyük gelir sağlayan tiftik ve sof üretimi önemini büyük ölçüde yitirmişti. Demiryolu hattının işletmeye alınmasından sonra merkezi İstanbul'da olan bazı şirketler örneğin; Anadolu Milli Maksulat Osmanlı Anonim Şirketi Ankara'da özellikle alım yapmak için şubeler açmıştı. Kuvay-ı Milliye Hareketi'nin başarıya ulaşmasının ardından ise ticari hayatın canlanması ile birlikte Türkler ticarete el atarlar.
Bir sonraki yazımda Ankara'da sanayi 1920'yi yazacağım.
Kalın sağlıcakla.
*Vehbi Koç (1983) Hayat Hikayem
*İsmail Hüsrev (1934) Türkiye Köy İktisadiyatı, Kadro Neşriyatı, İstanbul