-Son olarak şunu sormak istiyorum Selim. Şu anda yaptığımız şey aslında Tuncay Bulutay'ı anımsamak açıkçası. Bir de ulaşamayanlar açısından bu yayın herhalde edinilebilir bir şekilde. Tuncer Bey için bir enstitü, bir vakıf ve benzeri bir girişim oldu mu? 

*Oldu. Ben de uğraştım çok. Burada dışarıdan finansmanı sağlayalım. Enstitü kuralım. Olmazsa Tuncer Hoca için doktora bursu verelim dedik. Hatta yönetici olduğum bir vakıfta bu işi başlattık. Eksik kaldı. Beceremedik. Kaynak temin etmeyi beceremedik. Sonra geçenlerde bir kez daha gündeme geldi. Acaba yapabilir miyiz diye. Kaynak temin etmekle uğraşıyoruz.  Çünkü bunda burs vereceğiz dediğinizde doktora bursunu çocuğa normal yaşayabileceği bir kaynak vermeniz lazım. Öğrenci bursu 1000 lira veriyorsunuz 2000 lira veriyorsunuz ama doktora bursunda adamı çocuğu veya işte işinden alacaksınız doktora gelecek. Adam alacağı parayla yaşayacak. Bir diri kaynak gerekiyor. 

-Bulunduğumuz mekan senin burası Seha Meray adına. Ne salonu diyordunuz buraya? 

*Çançan salonu. Buranın yan salonu profesörler odasıdır veya fakülte kurulu odası yan taraf. Hocalar burada buluşurlar yan tarafta her ay mesela salı günleriydi yanlış hatırlamıyorsam bir hoca bir şey sunardı orada. Biz de fakültenin çaylakları veya gençleri bir kelime öğrenmek için sıralanırdık. Adamlar 20 dakika 30 dakika bir şey sunarlar. Biz iki kelime anlarsak anlarız. Onların burada da otururlar. 

Ve onlardan mesela duyduğum hatırladığım bir iki şeyi anlatayım sonra bitireyim. Mesela derdi ki Tuncer hocanın iki şeyini unutmuyorum. Bir, bilim adamı her şeyden özgür olmalı derdi. Kendinden bile özgür olmalı derdi. Niye hocam kendinden diyorsunuz adam kendi birikimi. Ya ben diyor hayatım diyor bugüne kadar öğrendiğim bildiğim şeylerin yanlış veya eksik olduğunu öğrenmekle geçti diyor. Ama diyor ben diyor doktora tezimde kalsaydım olmazdı diyor. Gelişemezdim diyor. Ama diyor şimdi ben ondan sonra nereler yazdım nerelere girdim çıktım diyor hangi şeylere. O yüzden bir, bilim adamı kendi geçmişinden bile özgür olmalı. İki, ona diyor baskı şunu düşünemezsin bunu yapamazsın dememek lazım diyor. Çünkü böyle kısıtlar getirmeye başladığınızda bu diyor sanki diyor sosyal bilim neredeymiş gibi başlar. Burası daha doğrusu öz eleştiri alanıdır diyor değil mi? 

Bir de diyor iki şey vardı bu noktada. Bir diyor sosyal bilimdir burada çünkü siyasal bilgiler fakültesi. Siyasal bilgiler fakültesi yani yönetimle alakalı bir şey. Buralarda başlar kısıtlar diyor teknik dallara kayar diyor. Teknik dalları da köreltir diyor. Mühendisliği de köreltir işte inşaatçıyı da köreltir. O yüzden çok özgürlüğe son derece düşkündük ve ilave şunu söyleyeyim şaşırmalısınız derdi. Yani bir işe girdiğinizde veya bir hayatı mesela her şehre üniversite kurulmasına karşı çıkar. Niye dediğinizde Hocam şey yeni öğrendim Almanya'da 52 tane üniversite var. Mesela şaşırmalı çocuk derdi. Kayseri'den kalktı, Diyarbakır'dan kalktı, Trabzon'dan kalktığında Ankara'ya geldiğinde benim gibi derdi. Şaşırmalı. Ben Trabzon'dan kalkıp Ankara'ya geldiğimde sudan çıkmış balığa döndüm. Şaşırdım binalara, şaşırdım yollara, şaşırdım insanlara, şaşırdım taksilere, şaşırdım. Şaşırdığınızda derdi yol bulursunuz. Şaşırmazsanız rahat konfor alanınızın içinde kalırsınız. Bununla gelişemezsiniz. Bir, şaşırmak. İki, saçmalamak özgürlüğü olmalı derdi. Saçmala ki bir saçmalarsın kötü olur. İki saçmalarsın ama üçüncüsünde çok iyi yer tutturursun. İkinci bir mesele derdi saçmaladığınızı kim saçmaladınız diyor. Var olan bir baba, hoca veya bir amca saçmaladın diyor. O zaman diyor Einstein de yapamazdı. Einstein'da da saçmaladın dediler. Ona da saçmaladın dediler. Dolayısıyla bu adam saçmaladığını belirleyen adamın geçebilmen için derdi saçmalayacaksınız ki olacak.

Ve son nokta mesela yine ben çok zaman aldım bilmiyorum ama şeyde bu bilim süreçleri içerisinde şimdi şuradan küçük bir şey mesela benken değişmeye esas olacak. Değişeceksin. Ben derdi fikirlerim değişti. Görüşlerim değişti. Ama değerlerim değişmedi derdi. İnsanlara yönelik değerim değişmedi. İnsan hakları, adalet, kamu malına saygı, müsrif olmama, bilgi sahibi olma gibi değerlerim, dürüstlük değerlerim değişmedi diyor. Ama benim fikirlerim değişti. Ben işte 1960'da yazdığım 57 mezundur. 1960'da doktorasını bitirir ve doktorasını bitirdiğinde jüriden çıkarlar. Nejat Bengü çok sever onu rahmetli oldu o da. Demiş ki git şu kitapları al bu konuları Türkiye'ye sen getireceksin. Bilim böyleydi diyor. Böyle başladık böyle gittik diyor. Yani değişimi anlattım. Bir de çeşitli çok şey yapardı. Çeşitli olmalı. Çeşitli. Tek tipten bir şey çıkmazdı. Cümle orada da vardı şeyde. Tek tipten bir şey olmazdı. Çünkü tek tip yukarıdakinin söylediğini tekrarlama üzerine kurulur. Bilim değil zaten. O değildi. Çeşitlilik işte derdi işte o çocukların Diyarbakır, Trabzon'dan geliyor bir şaşıracak. Bir de değişimi görecek. Kendinden başka bir dünya görecek derdi. Aydınlıyı görecek. Benden hareketle. İşte Mersinliyi görecek. İşte Karslıyı görecek. Demek ki benim yaşadığım her şey değilmiş diyecek. Bunu demeli ki çocuk gelişsin. Ben diyor Trabzon'dan çıktım. Ankara'ya geliyorum dedi. Samsun'dan içeri girdik diyor. İklim değişti. İklim değişti. O zaman anladım ki diyor dünya başka diyor. Ben Trabzon'da her taraf yemyeşil sanırdım diyor. 

-Tuncer Bulutay hocayı biraz anımsadık sayende. Işıklar içinde uyusun. Toprak onu incitmesin. 

*Yani o çok iyi bir insandı. Yani ahlakından tutun dediğim gibi paraya hiç mesela ben. Çok önemli bir şey. Ve çocuk genç yetiştirmeye büyük aday gösterdi. Gayret gösterdi. Ben resmi talebesi olamadım. Asistan olamadım. Ama sonradan hayatın içerisinde ondan çok şey öğrendim. Evet. Sana da çok teşekkür ediyoruz. Bir cümle okuyayım mı? Şimdi bunu çok severdi bu cümleyi. Onu çok tanımladığını düşünürdüm. Ve bu cümleyi dedi keşke ben söyleseydim. Biraz da kıskançtır. Yani şey anlamında. Keşke ben yapsaydım. Yoksa senin başarını kıskanmazdım.

“Her gün bir yerden göçmek ne iyi. Her gün bir yere konmak ne güzel. Bulanmadan donmadan akmak ne hoş. Dünle beraber gitti cancağızım ne kadar söz varsa düne ait. Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.”

O meşhur söz. Bu adam diyor ben bunu söyleyemedim diyor. Adam benden 600 yıl önce söylemişti. Öyle bir adamdı. Çok teşekkür ediyoruz. Hem kendi adıma hem ulusum adına Tuncer Hoca'yı bizimle yeniden buluşturduğun için böyle de bir nehir söyleşisini onunla yaptığın için eline koluna sağlık.