Yatıyoruz seçilmişler kalkıyoruz seçilememişler…Çok isterdim bu yazımda seçime değinmeden biz insanları ilgilendiren başka konulara kalem çalmayı....

Yatıyoruz seçilmişler kalkıyoruz seçilememişler…

Çok isterdim bu yazımda seçime değinmeden biz insanları ilgilendiren başka konulara kalem çalmayı. Ancak beşikten teneşire herkesi pek bi ilgilendiren konu olduğu için klavyemin tuşlarını uzak tutamadım.

Sonuç ne olursa olsun ülkemin yarısı mutsuz, diğer yarısıysa mutlu. Hatta yurtdışında vatandaşlar ve hatta ülkemizde yaşayanlar yabancılar ve daha da hatta Hanslar, Coniler…

Seçme ya da seçmeme sebeplerimiz ne olursa olsun, çıkan sonuç vicdani yanımızla yorumlanınca üzülmedim desem yalan olur.

Nihayetsiz sonuçlara bakıp, depremzedeler için yapılan yorumların bu denli öfke barındıracağını düşünmezdim. Ne de olsa oralara yapılan yardımlaşma hayırseverliğin ötesinde insanlığın bağıydı. Renksiz, kokusuz, politize edilmemiş, hesapsız sadece ve sadece insancaydı. Politik bir sonuç bekleyerek uzatılmamıştı yardım elleri.

İnsan üstü bir çaba ile bölgede yardım bekleyen sayısız insanlara gece gündüz demeden yapılan yardımlar insanlık üstü bi şeydi. Karşılık beklemeksizindi.

Yürekten uzatılan ellerin ardından, insanların yaşantısından siyasi beklenti oluşturulması ve desteklerin başa kakılması tahammüllerimiz açısından ayıp bir beklentidir. Bu yardımlar yaşama arzusuna dair bir umut vermek, güven vermek, yalnız değilsin mesajını vermek içindi.

Bölge insanı da tıpkı diğer bölgedeki insanlar gibi kendine yakın gördüğüne, belki de çok seslilikten korktuğundan kendine göre siyasi tercihlerini yaptı. Siz kimsiniz, nerden aldınız bu cüreti ki depremde herşeyini kaybetmiş insanları, siyasi tercihleri için ayıplayıp yaptığınız yardımların hesabını soruyorsunuz?

Öte yandan, deprem bölgesine dair yürek parçalayan görüntüleri, ailesini kaybeden insanların acıları haberlere konu olmaya devam ederken Kahramanmaraş’ta yapılan kutlamalara da şaştım kaldım. Cenaze evinde kahkaha atmak gibi bir ruh haliydi sanki.

Seçimi bir kenara bırakın harp zamanında bile esir düşmüş yaralı askerlerine bile sağlık yardımı yapılır. Biz düşmandan daha mı cani olduk? Yoksa hep böyleydik te şimdi mi su yüzüne çıktık. Yıllarca doğuda hükümetlere az oy çıkınca hükümetler doğu illerindeki vatandaşlara nefret dili mi kullandı? Depremzedelerin siyasi tercihlerinden dolayı “elim kırılsaydı da yardım elimi uzatmasaydım” diyecek zehri nerden buldunuz? Nedir bu nefret dili?

Sağ-sol dönemi gibi ayrıma, cepheleşmeye ne gerek var? Hani renk, dil, din, görüş ayrımı olmaksızın insan gibi yaşamaktı niyetler?

* * *

Ne gördüysek onu ekiyor, vakti geldiğinde de onu biçiyoruz.

Düşünsel ve kanuni sınırları da bilmediğiniz için nerede duracağınızı da bilmiyorsunuz? Fazlasıyla çirkinleşiyoruz.

Nerede durmasını bilmeli insan.

Yerini bilmezse yerinden olur, o yüzden sadece kendi yerini bilmekle başlamalı insan…