Bundan tam 90 yıl önce bugün, 20 Temmuz 1936’da İsviçre’nin sakin göl şehri Montreux’de (Montrö), Türkiye Cumhuriyeti’nin ve dünya jeopolitiğinin kaderini sonsuza dek değiştiren tarihi bir imza atıldı. Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Lozan Antlaşması’ndan kalan son prangayı parçalarken, İstanbul ve Çanakkale boğazları üzerindeki mutlak Türk egemenliğini tüm dünyaya tescil ettirdi.
Bugün Karadeniz’de ve küresel dengelerde yaşanan her askeri gerilimde adeta bir emniyet supabı görevi gören bu tarihi belgenin arkasında, yaklaşan İkinci Dünya Savaşı tehlikesini yıllar öncesinden sezen askeri ve diplomatik bir deha yatıyordu. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün sabırla yürüttüğü stratejik satrançtan, İsviçre saraylarındaki çetin pazarlıklara ve satır aralarında kalmış şoke edici gerçeklere kadar Montrö’nün gizli kalmış tüm perde arkasını inceliyoruz.
LOZAN'IN EKSİK KALAN KALBİ
1923 yılında imzalanan Lozan Barış Antlaşması, Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlık belgesiydi ancak Boğazlar konusunda çok ağır bir taviz barındırıyordu.
- Askerden Arındırılmış Bölge: Lozan Boğazlar Sözleşmesi’ne göre, İstanbul ve Çanakkale boğazlarının her iki yakası 15’er kilometrelik bir hat boyunca askerden arındırılmıştı. Türkiye, kendi topraklarında asker bulunduramıyor, tahkimat yapamıyor ve silah yerleştiremiyordu.
- Uluslararası Komisyon: Boğazlardan geçişi kontrol etmek üzere, başkanlığını bir Türk’ün yaptığı ancak uluslararası bir heyetten oluşan "Boğazlar Komisyonu" kurulmuştu. Bu durum, tam bağımsızlık ilkesine aykırı, egemenliği zedeleyen patlamaya hazır bir bombaydı.
- 1930'ların Kararan Dünyası: 1930’ların ortasına gelindiğinde dünya yeni bir savaşa doğru sürükleniyordu. Adolf Hitler liderliğindeki Almanya Versay Antlaşması’nı yırtarak Ren bölgesine asker sokmuş, Benito Mussolini liderliğindeki İtalya ise Habeşistan’ı (Etiyopya) işgal ederek Doğu Akdeniz’de hak iddia etmeye başlamıştı. Silahsızlanma konferansları çökmüştü.

ATATÜRK'ÜN FIRSAT PENCERESİ
Mustafa Kemal Atatürk, Avrupa’daki bu gerilimi ve revizyonist dalgayı muazzam bir fırsat pencerisine dönüştürdü. Türkiye, hukuku çiğneyerek Boğazlar'a asker sokmak yerine, son derece asil ve meşru bir diplomatik taarruz başlattı.
11 Nisan 1936’da Lozan’ın imzacısı olan devletlere resmi bir nota gönderildi: "Dünya durumu değişmiştir. Boğazların güvenliği artık tehlikededir. Türkiye, kendi egemenliğini korumak adına bu statünün değiştirilmesini talep etmektedir." İngiltere, Hitler’e karşı Türkiye’yi yanına çekmek istediği için talebi destekledi. Böylece İsviçre'de bir konferans toplanması kararlaştırıldı.
İMZALAYANLAR
22 Haziran 1936’da Montreux Grand Otel’de başlayan ve yaklaşık bir ay süren çetin müzakerelerin ardından, 20 Temmuz’da imzalar atıldı.
- Türkiye Adına Başmimar: Dönemin Hariciye Vekili (Dışişleri Bakanı) Tevfik Rüştü Aras.
- İmza Koyan Ülkeler: Türkiye, İngiltere, Fransa, Sovyetler Birliği, Japonya, Romanya, Bulgaristan, Yunanistan ve Yugoslavya.
- Masadaki Eksik ve Muhalif: İtalya, Akdeniz’deki yayılmacı politikası nedeniyle konferansı boykot etti ve sözleşmeyi ancak 1938 yılında imzalamak zorunda kaldı.

NE KAZANDIK?
|
Kriter / Kurum |
Lozan Boğazlar Sözleşmesi (1923) |
Montrö Boğazlar Sözleşmesi (1936) |
|
Askeri Güvenlik |
Boğazlar kıyıları silahsız ve askersiz. |
Türkiye kıyıları derhal askerleştirebilir ve kale/tahkimat kurabilir. |
|
Yönetim / Denetim |
Uluslararası Boğazlar Komisyonu yetkili. |
Komisyon tamamen kaldırıldı; tüm yetki Türkiye Cumhuriyeti'ne geçti. |
|
Savaş Gemileri Geçişi |
Serbestlik geniş, Karadeniz güvenliği tehlikede. |
Kıyıdaş olmayan ülkelerin Karadeniz'deki tonajı ve kalma süresi (21 gün) sınırlandırıldı. |
|
Savaş Durumunda Yetki |
Milletler Cemiyeti güvencesinde (zayıf). |
Türkiye savaştaysa veya savaş tehdidi altındaysa Boğazları istediği ülkeye kapatabilir. |
AZ BİLİNENLER
Gece Yarısı Gelen "General" Telgrafı ve Şifreli Operasyon
20 Temmuz 1936 akşamı Montrö’de imzaların atıldığı saatlerde, Ankara’da nefesler tutulmuştu. Atatürk ve Başbakan İsmet İnönü telefon başındaydı. İmzaların atıldığı haberi gelir gelmez, Trakya ve Anadolu sınırında hazır bekleyen Türk ordusuna önceden belirlenmiş gizli bir şifreli telgraf çekildi. Telgrafta sadece şu yazıyordu: "Girin." Saat tam 24.00’ü gösterdiğinde, yıllardır Boğazlar’a girmesi yasak olan Türk askerleri ve süvarileri, Çanakkale ve İstanbul burçlarına bayrakları dikerek marşlar eşliğinde şehre girdiler. Halk sokaklara dökülerek sabaha kadar kutlama yaptı.
Sovyet Rusya ile İngiltere Arasındaki "Denizaltı" Kavgası
Konferans süresince en büyük kavga İngiltere ile Sovyetler Birliği arasında yaşandı. Sovyet Dışişleri Bakanı Litvinov, Karadeniz’in kendileri için kapalı bir deniz olduğunu savunarak kendi savaş gemilerine sınırsız özgürlük, dışarıdan geleceklere ise tam abluka istiyordu. İngiltere ise tam tersini savunuyordu. Türk delegasyonu, iki süper gücün bu kapışmasını o kadar zekice yönetti ki, iki tarafı da uzlaştırırken Boğazlar’ın anahtarını tamamen Türkiye’nin cebine koymayı başardı.
Atatürk'ün Sabaha Kadar Süren Telgraf Mesaileri
Konferans sırasında diplomat Tevfik Rüştü Aras, Montrö'den Ankara'ya her gün düzinelerce telgraf gönderiyordu. Atatürk, Yalova’da ve Ankara’da geceleri hiç uyumadan bu telgrafları satır satır inceliyor, harita üzerinde düzeltmeler yapıyor ve ertesi gün masaya konulacak maddelerin yasal taslaklarını bizzat kendi el yazısıyla dikte ettirerek Montrö’ye gönderiyordu. Montrö, kelimenin tam anlamıyla Atatürk'ün masa başında kazandığı bir askeri zaferdi.
20 Yıllık Anlaşma Nasıl Sonsuz Oldu?
Sözleşme metninin son maddelerine göre Montrö’nün süresi aslında 20 yıl olarak belirlenmişti. Yani normal şartlarda 1956 yılında sona ermesi gerekiyordu. Ancak maddede çok kurnaz bir diplomatik formül yer alıyordu: 20 yılın sonunda hiçbir imzacı devlet resmi olarak sözleşmenin iptali için başvuruda bulunmazsa, sözleşme otomatik olarak uzayacaktı. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan Soğuk Savaş dengelerinde hiçbir ülke bu hassas dengeyi bozmaya cesaret edemediği için Montrö, 90 yıldır tek bir kelimesi bile değişmeden yürürlükte kalmayı başardı.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi, sadece bir geçiş belgesi değil; Türkiye’nin egemenliğinin, bağımsızlığının ve ulusal güvenliğinin Doğu Akdeniz ve Karadeniz’deki en güçlü yasal kalkanıdır. Atatürk'ün barışçı ve öngörülü diplomasisi sayesinde, tek bir mermi bile atılmadan kazanılan bu muazzam statü, bugün 90 yıl sonra bile bölgedeki barışın ve istikrarın yegane teminatı olmaya devam ediyor.


