Konuşmasına eski Başbakan Ecevit'i anarak başlayan Özgür Özel, “32 yaşında milletvekili, 36 yaşında Bakan, 46 yaşında Genel Başkan, 48 yaşında Başbakan olmuş bir siyasetçinin huzurundayız. 1970’li yıllarda partisinin başında girdiği ikisi yerel, ikisi genel; dört seçimden de Cumhuriyet Halk Partisi’ni birinci parti olarak çıkarmış bir büyük mücadele insanının huzurundayız. Kendi döneminde emekçilerin, işçilerin grevli toplu sözleşme hakkını elde ettikleri ve emekçilerin çok sayıda kazanım elde edip madenci dostu, emekçi dostu, işçi dostu Karaoğlan olarak büyük bir sevgiye mazhar olan bir devlet adamının huzurundayız. 1980 darbesi ile birlikte darbeciler, partisini kapattığında gözaltına alınmış, tutuklanmış, özgürlüğünden olmuş, siyasi yasaklı olmuş ama mücadeleyi bırakmamış ve daha sonra yeni kurduğu partisi ile birlikte büyük bir mücadelenin sonunda yeniden Başbakan olmuş bir siyasetçinin huzurundayız. Genel Sekreterimizi, Bakanımız, Başbakanımız ve Genel Başkanımızı bir kez daha rahmetle ve minnetle anıyoruz.” dedi.
"Bugün ona bunları söyleyenler aynı yaştadırlar"
Ecevit'in siyasi hayatında türlü kötülüklerle muhatap olmak zorunda olduğunu aktardı, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Bülent Ecevit'e yönelik sözlerine değindi. "Bugün ona bunları söyleyenler aynı yaştadırlar. Hiç arzu etmeyiz ama sağlık durumuyla tartışılma durumundadırlar" dedi.
“Zorlu siyasi hayatında türlü kötülüklere muhatap olmuş, hepsine direnmiş, her türlü saygısızlığı nezaketle aşmış bir beyefendinin huzurundayız. Bugün onun yaşında olanlar onun yaşıyla alay ediyor, sağlık durumunun devlet yönetiminin önünde bir engel olduğunu söylüyor ve bu yaşta bu görevin sürdürülmemesi gerektiğini söylüyorlardı. O nezaketle sustu. Bugün ona bunları söyleyenler aynı yaştadırlar. Hiç arzu etmeyiz ama sağlık durumuyla tartışılma durumundadırlar. Diğer taraftan Türkiye’nin çok zor günlerinden, büyük bir depremin ardından ‘Üçüncü gün halen daha çadır yok’ diyenlerin bir başka büyük bir depremin ardından 33’üncü gün çadır temin edememekle toplumun önünde ve tarihin önünde mahcup olduklarını hep birlikte izledik. Bülent Ecevit’i tarih hep haklı çıkardı. Bülent Ecevit’e onun partisinin ve partisi ile birlikte onunla birlikte siyaset yapanların milliyetçiliğinin sorgulandığı, vatanseverliğinin sorgulandığı zamanlarda milliyetçiliği Kıbrıs’ın Beşparmak Dağları’na yazarken ve adaya hem Türklere, hem Rumlara barışı götürmek üzere gitme kararı alırken onunla birlikte aynı kabinede görev yapan Sayın Genel Sekreterimizin şahsında ve bugün hayatta olup sağlık durumundan dolayı burada olamayan Erol Çevikçe’nin şahsında Kıbrıs’a barışı götüren, Kıbrıs’taki mezalimi durduran o kararı alan kabinenin rahmetli olmuş tüm üyelerini de bir kez daha saygıyla anıyorum.” diye konuştu.
"Sıra genel seçimlere girmekte"
Bülent Ecevit'e yerel seçimler konusunda verdikleri sözü tuttuklarını kaydetti, yerel seçimler ve sonrasında yaşananları dile getirdi. “Sayın Başbakan hayat arkadaşıyla, siyaset arkadaşıyla, yol arkadaşıyla, rahmetli Rahşan Ecevit’le birlikte ebedi istirahatgahındadır. Rahşan Hanım’ı da rahmetle ve minnetle anıyoruz. Burada 4 Kasım kurultayından sonra Genel Başkan olduğumuzun hemen ertesinde ilk katıldığımızda törenlere; partimizin Genel Başkanı olarak kendisine kendisini örnek aldığımızı ve gireceğimiz tüm yerel ve genel seçimlerden partimizi birinci parti çıkarmaya söz verdiğimizi söylemiştik. Yerel seçimlerden sonra da burada hep birlikte sözümüzü tuttuğumuzu söyleyerek gelmiştik. O günden sonra maalesef bir büyük siyasi hazımsızlıkla muhatabız. Partinin yaptığı son dört kurultay, alınan son dört mazbata yok sayılarak bir siyasi darbeye muhatap olduk. Ama kendisi gibi darbelerden yılmadık, teslim olmadık, mücadeleyi hep beraber sürdürüyoruz. Sıra genel seçimlere girmekte, genel seçimlerde partimizi birinci parti yapmak ve iktidar yapmaktadır. Bugün YENİ Parti’nin Genel Başkanı olarak ben ve YENİ Parti’nin üyeleri, yönetici kadroları olarak sizler Başbakanımızın huzurundayız. Sözümüz de bugüne kadar verdiğimiz tüm sözleri tuttuğumuz gibi iktidar olma, partimizi birinci parti yapma ve sosyal demokrasiyi iktidar yapma ve bizden 1970’lerde Ecevit’in yaptığı gibi emekçinin yüzünü güldüren, yoksulların yüzünü güldüren, sosyal adaleti hayata geçiren ve sosyal demokrasiye yeni bir hat, yeni bir yön çizip, yeni bir güç veren başarıyı tekrar etmemiz beklenir. Bu konuda azimliyiz, kararlıyız. Hatırasının önünde bir kez daha saygıyla eğiliyoruz. Bundan sonra da onu yaptıklarıyla anmaya, saygıyla anmaya devam edeceğiz. Hepinize katılımlarınızdan dolayı teşekkür ediyorum arkadaşlar.” ifadelerine yer verdi.
"Eğer bu ülkede hukuk varsa herkese eşit işlemeli"
Basın emekçilerinin sorularını cevaplayan Özgür Özel, fon vurgunu kapsamında Fatma Betül Sayan Kaya’nın yeniden ifadeye çağrıldığı sorusu üzerine, “Fatma Betül Sayan Kaya’ya yapılan muamele ki kendi Genel Başkanı’nın ifadeleri ile ‘nefsine kurban olmuş’, suç işlemiş, insanların emek emek biriktirdikleri küçücük yatırımlarının hortumlanması sürecinde beş ay gibi bir sürede servetine servet katmış birisinden bahsediyoruz ve ilk ifadesini verdiğinde yine davetle arka kapılardan kimse görmeden geldi ve gitti. Şimdi de saati ilan edilmiş, davet edilmiş ve gidecek, ifade verecek. Fatma Betül Sayan Kaya’nın suçüstü yakalandığı durumda hesabında 2 milyar liranın üzerinde, 3 bin 366 daire alacak kadar bir para çıkmıştı. 46 Belediye Başkanımız, evlerine şafak baskınları yapıldı, o paranın binde biri çıkmadı kimsenin evinden. Toplamda öyle bir paranın yüzde 1’i çıkmadı. Fatma Hanım davet usulüyle gidecek, çayını-kahvesini içecek, avukatlarıyla birlikte konforlu bir şekilde ifade verecek ve oradan ayrılacak. Fatma Hanım’ın yaptığının binde birini yapmayanlar birilerinin ‘Öyle duydum, öyle gördüm’ ifadeleriyle sabahleyin bütün komşularının önünde kapılarına gelinerek, kapı açılmazsa kapılar kırılarak, insanlar yatak odalarından eşlerinin çocuklarının gözü önünde alınarak, sabahın köründe evi aranarak götürülüyorlar, gözaltında tutuluyorlar, tutuklanıyorlar. Eğer bu ülkede hukuk varsa herkese eşit işlemeli. Böyle bir ikili hukuk sisteminin ne kadar haksızca olduğu, ne kadar partizanlık yapıldığı, masumlara yapılan zulmün suç işleyenlere AK Partili olduğunda ki bırakın zulmetmeyi, kimseye zulmedilmesini istemeyiz, nasıl eşitsiz davranıldığını milletimizin vicdanlarına havale ediyorum.” dedi.
"Örgüt AK Parti’nin örgütü olunca bambaşka bir durum var"
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in fon vurgununda, başta şebeke benzetmesi olmak üzere açıklamalarının anımsatılması üzerine, “Bunun Sayın Erdoğan’a sorulmasını beklerim. ‘Münferit bir olay’ diyordu. Şimdi bir şebekeden, bir suç örgütü, başı-sonu belli olan bir suç örgütünden bahsediliyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ya da belediyelerde belediyenin normal hiyerarşisini suç örgütünün yapılanması kabul edip, ‘örgüt’ dedikleri, sözde örgüt olarak nitelendirdikleri milletin seçtiği belediyecilik hizmeti yapan, sadece ve sadece bu hizmeti yaparken hedef olmuş kişilere örgüt suçlamasıyla nasıl davranıldığı ve nerelerde tutuldukları, cezaevlerinde örgütlü suçların bulunduğu koğuşlarda ne zulümler gördükleri ortadayken bugün Adalet Bakanı bir örgüt tanımlaması yapıyor. Biz Adalet Bakanı’nın ‘örgüt’ dediği her yapının ne hale geldiğini görüyoruz. Ama örgüt AK Parti’nin örgütü olunca, örgütün başından sonuna tamamının atamalarının altında Erdoğan’ın imzası olunca bambaşka bir durum var. Sayın Erdoğan söylesin bakalım, münferit bir olay mıymış bu yoksa şebeke miymiş, suç örgütü müymüş? Bu sorunun Sayın Erdoğan’a sorulmasını ve bir yanıt alınmasını hepimiz bekliyoruz.” dedi.
"Gazeteciliğin gazetecilik gibi yapılacağı bir Türkiye’ye hep birlikte ulaşmayı ümit ederiz"
Gazetecilerin haksız yere tutuklanmasının sorulması üzerine,“Bugün bir tarafta önüne gelen herkese muhalefete iftiralar attıran, o iftira dolu ve gizlilik altında alındığı söylenen beyanları hızla Bakanlık eliyle servis eden, sonra bu iftiraları yandaş kanallarda saatlerce, günlerce tartışanlar bir yanda var. Sonra bu iddiaların birçoğu iddianamelere dahi girmiyor ya da ipe sapa gelmez yalanlar bizim tarafımızdan çürütülüyor. Bıkıyoruz yalanlamaktan. Daha geçen sene şurada sizler sordunuz, ‘Yurt dışında villa aldığınız söyleniyor?’ Demiştim ki size ‘Kör bir çivi yurt dışına çaktıysam siyaseti bugün bırakırım’ diye. Kör bir kuruş birisinden almadığımız halde her gün bir başkası yalan atıyor, ‘YENİ Parti’ye şu parayı verdi, bu parayı verdi…’ Her şey ortadayken. Bunları günlerce söyleyenler, yazanlar, köşelerinde gerçek gibi anlatanlar gazetecilik yapıyorlar. Ama örneğin Ömer Çelik’le bir arkadaşının Bodrum’da birlikte tatil yaptığı iddiaları varken ve o kişi fon vurgunun önemli isimlerinden biri iken, Ömer Çelik’in en yakını iken bir gazetecinin o söylenen tarih aralığında Bodrum’da Ömer Çelik’le o kişinin birlikte konsere gittiğinin fotoğrafını paylaşması suç oluyor. O arkadaşımız gözaltına alınıyor, tutuklanıyor ve şimdi 10 yıl gibi bir hapis cezası talebi alıyor. Gerçekten insanın bu kadar haksızlık, bu kadar edepsizlik karşısında aklına mukayyet olması, normal siyasi sınırlar içinde bir şeyler söylemesi gerçekten zor. Allahlarından bulsunlar. O gazeteciler defalarca içeri girdiler, çıktılar. Küçücük çocukları var, eşleri var, anneleri var, babaları var. Biri içlerinde haberi doğrulatmak için arıyor, arıyor, ulaşamıyor. Meselenin özünde bu ortaya çıkıyor. Doğrulatmak için ulaşma çabaları taciz olarak ifade ediliyor. Oysaki haberi doğrulatmadan yayınlayınca sizin mesleğiniz açısından bir eksiklik yapılmış olur. Öbürü büyük bir tartışmayı ortadan kaldıran kanıt niteliğinde fotoğrafı yayınlıyor. Bundan dolayı içeride. Gerçekten bu zor günleri hep beraber aşacağımız, gazeteciliğin gazetecilik gibi yapılacağı, adaletin herkese eşit uygulanacağı bir Türkiye’ye hep birlikte ulaşmayı ümit ederiz. ‘Yalan bilgiyi yayma suçu’nu alenen ve müştereken bütün AK Parti yandaşları her gün defalarca işlerken gerçek haberin cezalandırıldı bir Türkiye’deyiz.” dedi.
"Trump’a muhtaç olan milletten ümidini kesmiş demektir"
ABD'de gerçekleştirilen ara seçimlerin sorulması üzerine, Donald Trump'ın sevdiği isimlerin teker teker kaybettiğini aktardı, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Trump'ın arasındaki ilişkiye işaret etti. “Trump’ın sevdikleri teker teker kaybediyor ve Trump’ı sevenler de kime güvendiklerini ve o çok güvendiklerinin ne hale düştüğünü görüyorlar. Türkiye ve Amerika açısından hazin bir durum var. Neredeyse Amerika’da Erdoğan’ı seven tek kişi Amerika’yı yönetiyor. Türkiye’de de Trump’ı seven tek kişi Türkiye’yi yönetiyor. Böyle bir derin çelişki ile karşı karşıyayız. Birbirlerinden aldıkları güçlere, birbirlerine verdikleri desteklere çok vurgu yapıp güveniyorlardı. Biz sadece meselenin ne hale geldiğini ki ben dün seçim sonuçlarını gördüğümde şöyle düşündüm. Dün akşam yatarken belirginleşmeye başlamıştı ve sabah neredeyse kesinleşmişti. ‘İnsanlık ölmemiş’ dedim. İnsanlığın aklıyla, onuruyla, gururuyla alay eden birisinin; herkesi çocuk yerine koyan, dünyayla alay eden birisinin ne hale düştüğünü hep birlikte gördük. Bu yüzden kimse okyanus ötesinden, Amerika’dan tuhaf pazarlıklarla elde ettiği ve o Trump’ın atadığı büyükelçinin ‘Onlarda olmayanı verip ellerindeki her şeyi alıyoruz’ demişti. ‘Veriyoruz’ dedikleri meşruiyetin, Trump’tan alınan meşruiyetin ne kadar manalı olduğu görüldü. Ama mesele şu ki Trump’a verilenler bu milletin cebinden veriliyor, bu milletin kasasından veriliyor. Bundan sonraki süreçte Trump’tan medet umanlar düşünsün. Biz Trump’tan ne iktidar olmak için medet umduk, ne Trump’ın kaybından muhalefet olarak medet umuyoruz. Trump’a muhtaç olan milletten ümidini kesmiş demektir. Ama herkes görsün ki kimse insanların aklıyla alay eden, tuhaf sözlerle, kısa sözlerle ve akılla, mantıkla bağdaşmayacak sözlerle siyaset yapmaya, b siyaset kurmaya çalışanların düştüğü hali herkes görsün. Otoriter popülist liderler için yaprak dökümü sürüyor. Sonbahar bütün dünyayı dolaşıyor. Bu yaprak dökümü sürecek.” açıklamasında bulundu.




