Dünyada ve Türkiye’de her 8 mart tarihlerinde Dünya Kadınlar Günü kutlanıyor. Ülkemizde kadın haklarıyla, kadınlar günü arasındaki ilişkiye değinmek gerek.

Türkiye’de kadın haklarındaki gelişmeler Kurtuluş Savaşını takiben, 23 Ekim 1923 yılında Cumhuriyetin ilanı ile başlar. Cumhuriyetimizin kuruluşuyla ulusal egemenlik ve laik hukuk temelinde yaşanan büyük toplumsal dönüşümle kadın – erkek eşitliği yolunda önemli kazanımlar sağlanmış; günümüz Türkiye’sinde kadınların insan haklarının gelişimi için temel taşlarını oluşturmuştur.
Mustafa Kemal Atatürk, Büyük Nutkunda “Kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın. Bizim dinimiz hiçbir vakit kadınların erkeklerden geri kalmasını talep etmemiştir. Allah’ın emrettiği şeyi kadın ve erkek beraber olarak ilim ve kültür edinmeleridir. Kadın ve erkek, bu ilim ve kültürü aramak ve nerede olursa oraya gitmek ve onunla dolu olma zorundadır. Kadınlarımız ilim ve fen sahibi olacaklar ve erkeklerin geçtikleri bütün öğretim basamaklarından geçeceklerdir. Kadınlar toplum yaşamında erkeklerle birlikte yürüyerek birbirinin yardımcısı ve destekçisi olacaklardır.” diyerek Türk Kadının toplumdaki yerini belirlemiştir.

3 Mart 1924 yılında  çıkarılan Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile kadınlar eğitimde eşit haklara sahip olmuşlardır. 1924 Anayasamızda “İptidai tahsil bütün Türkler için mecburi Devlet mekteplerinde meccanidir” denilerek kadın ve erkek herkes için temel eğitimin zorunlu olduğu hükmüne yer verilmiş, eğitim ve öğretimde birlik ilkesinin esasları uygulamaya geçilmiştir.

Kadınların siyasal alanda söz sahibi olmaları, bir çok Avrupa ülkelerinden önce  sağlanmıştır. Kadınlarımız 1930’da belediyelere, 1933’de muhtarlıklara ve 5 Aralık 1934 tarihinde de milletvekili seçme ve seçilme hakkını elde etmiştir. Henüz “BM İnsan Hakları Evrensel Bildirisi”, “Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Kaldırılması Sözleşmesi (CEDAW)” gibi uluslararası sözleşmelerin dünya gündeminde bile olmadığı bir dönemde, Atatürk devrimleriyle birçok Avrupa ülkesinden çok önce milletvekili seçme seçilme hakkına sahip olmuşlardır. Kadınlara seçme seçilme hakkı, Fransız ihtilali sürecinde eşitlik, özgürlük mücadelesine destek veren ve dünyada ilk kadın hakları bildirgesini (1791 Kadın ve Yurttaş Hakları Bildirgesi) yazan kadınların ülkesi Fransa’da 1945, İtalya’da 1948, Japonya’da 1950, İsviçre’de 1971 yılında tanınmıştır.

Ancak yıllar içerisinde kadın hakları konusunda geri adımlar atılmış, kamusal ve özel alanda, siyasi iktidar tarafından din ve kültür adına uygulanıp meşrulaştırılan pratiklerle sürdürülen cinsiyetçi uygulamalar endişe verici boyuta gelmiştir. 2011 yılında “Kadına Yönelik Şiddetin ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi”  çerçevesinde İstanbul Sözleşmesi imzalanmış fakat 2023 tarihinde bu sözleşmeden çıkılmıştır.

Günümüzde Türkiye'de kadın haklarına dair başlıca sorunlar olarak şunlar gösterilebilir

Aile içi şiddete ve zorbalığa maruz kalmak

Toplumsal ve kültürel baskı.

Eğitim-öğretim imkânlarından yoksun bırakılmak.

Çalışma hakkından yoksun bırakılmak.

iş yerinde mobbing, ayrımcılık ve gelir adaletsizliği.

 

Şuna inanıyorum ki toplumda Türk Kadının yeri kuvvetlenirse, evinde, tarlasında, fabrikasında üretime destek olan, istihdam oluşturan, farklı alanlardaki başarılarıyla Türkiye Yeni Yüzyılında da ülkemizin hedeflerine ulaşmasında önemli katkılar sağlamaya devam edecektir.