Mehmet Turan Sapaz
İstanbul Teknik Üniversitesi Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü İklim ve Deniz Bilimleri Öğretim Görevlisi Doktor Hüseyin Özdemir ile insanın yarattığı en büyük afet olan hava kirliliği ve kaçınılmaz süreç iklim değişikliği hakkında konuştuk.
İklim değişikliği dünyanın yaşadığı en büyük çevresel sorunlardan biri olarak kabul ediliyor. Tarihçisine baktığımız zaman, dünyada atmosfer olayları içerisinde iklim değişikliği yaşanan doğal süreçlerden biriydi. Fakat özellikle sanayi devrimi ile başlayıp günümüze kadar artarak devam eden süreçte atmosfere verilen fosil yakıtlardan ve diğer tüm hava kirleticileri sebebiyle ki bunu biz iklim değişikliğinde sera gazları olarak tarif ediyoruz. İklim değişikliği sera gazları miktarının yıllar içerisinde artması sebebiyle meydana gelen insan kaynaklı bir çevre sorunu. Söylediğim gibi her ne kadar doğal bir süreç olmuş olsa da sanayi devrimi sonrası insan etkisini de yadsıyamayız. Bu yaşananlar atmosferde güneş ışınlarının uzaya yansımadığı bir tabaka oluşturduğu için doğal olarak da sıcaklığın artmasına sebep oldu. Bu sera gazlarının en önemlisi karbondioksit.
Atmosferdeki miktarları uzun yıllardır ölçülü takip ediliyor ve bu miktarlarında zaman içerisindeki artışı kayıtları yapılıyor. Şu an karbondioksit miktarda en son yanlış hatırlamıyorsam dört yüz milyonda bir parçacık olarak tarif ediliyor. Ortalama 420 ppm’i geçmiş vaziyette. Bu da ciddi bir miktar. Artık ne yazık ki büyük çevresel sorunlar oluşturabilecek düzeye gelmiş durumda.
Dünyanın şu an karşı karşıya kaldığı felaket geri dönülmez bir yol mu? İnsanlık sebebiyle dünyanın suyu ısındı diyebilir miyiz?
Evet suyumuz ısındı, dünya o dönülmez yola girdi. Sera gazların atmosferde temizlenme ve yok olma süreci çok uzun zaman alıyor. Karbondioksit veya metan çok kararlı gazlar. Atmosferden çabuk kaybolmuyor. Bazı gazlar var ki mesela hemen başka gazlara dönüşebiliyor veya doğal süreçlerle yağmurla karla vesaire temizlenebiliyor. Ama karbondioksit gibi gazların atmosferde kalıcılığı çok fazla. O yüzden zaten bu sorun çok büyük bir çıkmaza girdi ve mesele sadece Türkiye değil; bütün dünya…
Bu gazlar atmosferdeki rüzgâr hareketleri ile taşınabiliyor diğer ülkelere geçebiliyor. Dolayısıyla sadece belirli bölgeleri etkileyen bir şey değil. Bütün dünyayı etkileyen hadise. O yüzden yapılacak düzenlemeler tüm ülkeleri ilgilendiriyor. Zaten bu mücadele de bu şekilde genellikle uluslararası anlaşmalarla yapılıyor. Kısacası Birleşmiş Milletler çatısı altında veya bunun gibi büyük uluslararası örgüt çatısı altında bilim insanları, ülke yöneticileri, bakanlar vesaire bir araya gelip kararlar almaya çalışıyorlar. Çünkü tek bir ülkenin bir bölgenin çözebileceği bir mesele değil.
Türkiye'deki hava kalitesi ile alakalı problem var bu açık. Bulunduğumuz durumda özellikle metropoller başta olmak üzere Türkiye olarak neredeyiz?
Dünya Sağlık Örgütü, geçtiğimiz beş sene önceki uluslararası raporlarında dünyadaki en büyük çevre problemi hava kirliliği olduğunu ilan etti. Çünkü yapılan araştırmalar şunu gösteriyor: senede aşağı yukarı yedi milyon üzerinde insan sadece hava kirliliğine bağlı olan hastalıklar sebebiyle ölüyor ve bunun dışında birçok hastalığa da sebep olabilir. Özellikle risk grubu dediğimiz küçük çocuklar, bebekler, hamile kadınlar, yaşlılar, kronik hastalığı olanlar bunlar daha fazla etkileniyor ve en önemlisi erken ölümlere sebep oluyor. Bu nedenle Dünya Sağlık Örgütü, hava kirliliğinin birinci ve en önemli çevre problemi olarak ilan etti. Bu da aynı iklim değişikliğindeki sera gazlarının olduğu gibi küçük ölçekli bir hadise değil. Çünkü aynen sera gazların olduğu gibi buradan yayılan bir hava kütlesi rüzgar ve atmosferde yaşanan diğer olaylarla diğer şehirlere, bölgelere, ülkelere geçebiliyor. Dolayısıyla Türkiye'deki yaşanan bir hava kirliği, Bulgaristan'a Yunanistan'a gidebiliyor veya oradaki hava kütlesi buraya taşınabiliyor. Dolayısıyla hava kirliğinde de aynı şekilde çözümler mutlaka ulusal ve uluslararası boyutta ele alınması gereken konular.
Türkiye çözüm noktasında kendi mevzuatını yönetmeliklerini kanunlarını Avrupa Birliğine uyum sürecinde revize etti. Büyük oranda da tamamlandı. Dolayısıyla bizim standartlarımız gayet makul seviyede. Fakat Avrupa Birliğinde uygulanan standartlara ulaşmak adına özellikle uygulama noktasında maalesef daha çok yolumuz var. Bunun en önemli sebeplerinden birisi biz gelişmekte olan bir ülkeyiz. Dolayısıyla nüfusumuz hızlı artıyor, sanayimiz hızlı büyüyor. Trafikteki araçların sayısı çok hızlı artıyor. Bunların hepsi atmosfere verdiğimiz kirletici miktarlarının artmasına sebep oluyor. Özellikle bu büyükşehirlerde çok fazla yaşadığımız bir problem. Çünkü büyükşehirlerde nüfus çok fazla ve yerleşim düzensiz. Ve bunun neticesinde de atmosfere verdiğimiz kirleticilerin bize olan etkisi nüfus fazla olduğu için çok daha fazla olmuş oluyor. Özellikle. Bazı şehirlerimizde coğrafi özellikler bunun etkisinin daha da fazla etkisinin artmasına sebep oluyor. Çünkü verilen kirletici eğer bir dağ yamacında bir şehirse veya dağların çevrelediği bir şehir ise kirliliğin dağılması mümkün olmuyor hatta tamamen artmasına, kirleticinin konsantrasyonun artmasına sebep oluyor. Bu da maruziyet dediğimiz bizim teneffüs ettiğimiz kirlilik miktarını çok daha fazla yüksek boyutlara taşınmasına sebep oluyor. Akabinde birçok sağlık problemi bunu takip ediyor.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın özellikle son yapmış olduğu büyük kapsamlı projelerle bu hava kirliliği etkisini azaltılması için bölge bölge, şehir şehir bu eylem planlarıyla ilgili detaylı teknik çalışmalar yapıldı.
Özellikle bu konuda daha önce kirliliğin varlığı bilinse de bu kirliliğin oranlarıyla alakalı bir ayrıntıya ulaşmak mümkün değildi. Dolayısıyla ayrıntı bilmediğiniz yerde çözüme giden yol daha da meşakkatli hale geliyor. Son yapılan projelerde şunu gördük, artık ısınma diyelim ki x şehrinde %30 etkiliyor, sanayi %50 etkiliyor işte trafik %20 etkiliyor. Bunu bildiğin zaman tedbirleri almak daha realisttik oluyor. Dolayısıyla eğer bir şehirde asıl kirliliğin sebebi sanayi ise orada sanayiye yönelik denetlemeler veya iyileştirmeler yapılması yolunda planlar yapılıyor. Trafik eğer çok fazla etkiliyorsa diyor ki bu x şehrinde trafik ile ilgili sizin iyileştirmeleri artırmanız gerekiyor.
Peki bakanlıklar haricinde bu kaosa bir çare bulmak amacıyla başka kimler dahil edilecek?
Şimdi bu yapılan projelerle çözüm, özellikle çevre gibi konularda sadece hükümetlerin, bakanlıkların şehirlerdeki yerel yöneticilerin çözebileceği bir konu değil. Bu mutlaka organizasyon içerisinde üniversiteler STK’lar, aile içi eğitimler gibi aslında toplumun tüm dinamikleri içerisine alan bir organizasyon olmadığı surette başarılı olamazsınız. Mesela bizim en son yapmış olduğumuz teknik projede farkındalık ve eğitim çalışmalarının çok önem verdik. Çünkü gençlerin eğitilmesi, insanların bilinçlendirmesi bu konuda çok çok önemli. Çünkü eğitimle onun kalıcılığını, sürdürülebilirliğini arttırmış olursunuz.
En son anlattığım hava kalitesi ile ilgili bakanlığın yapmış olduğu projede 7 Eylül temiz hava günü olarak ilan edildi. Bugün özellikle yetişme çağında olan çocukların kökten yetişmesi anlamında çok mühim. Aynı zamanda kamu spotları ve sosyal medya da yine kullanılmaya başlayan ve etkili yöntemler. Hemen bir sonuç beklemek mümkün değil ama orta ve uzun vadede bunların etkisini görmüş olacağız.






