Modern çevre hareketinin ve uluslararası diplomasinin en karanlık, en sarsıcı virajlarından birinin üzerinden tam 41 yıl geçti. 10 Temmuz 1985 gecesi, Yeni Zelanda’nın sakin Auckland Limanı’nda demirli bulunan Greenpeace’in amiral gemisi "Rainbow Warrior" (Gökkuşağı Savaşçısı), profesyonelce yerleştirilmiş iki askeri bombanın patlamasıyla sulara gömüldü.

Bir çevre örgütünün sivil gemisine düzenlenen bu bombalı saldırı, alelade bir sabotaj değil; bir devletin, Fransa’nın, bizzat resmi istihbarat servisleri eliyle organize ettiği bir devlet terörü eylemiydi.

Bir fotoğrafçının hayatını kaybettiği, Fransa'da hükümet deviren ve Pasifik'teki nükleer dengeleri sarsan Rainbow Warrior suikastının arkasındaki gizli planları, faillerin kimliklerini ve tarihin satır aralarında kalmış şoke edici gerçekleri derinlemesine inceliyoruz.

PASİFİK'TE NÜKLEER İNAT

1980’li yılların ortasında Fransa, Güney Pasifik’te yer alan kolonisi Fransız Polinezyası’na bağlı Mururoa Atolü’nde pervasızca nükleer silah testleri yapıyordu. Bu denemeler bölge ekolojisini, deniz yaşamını ve yerel halkların sağlığını hiçe sayıyordu.

  • Greenpeace’in Büyük Kampanyası: Çevre örgütü Greenpeace, bu nükleer çılgınlığı durdurmak için dönemin en etkili sivil protesto gemisi Rainbow Warrior’ı Pasifik’e gönderme kararı aldı. Gemi, Mururoa Atolü çevresinde barışçıl bir abluka kuracak, nükleer test alanına girerek Fransız ordusunun düğmeye basmasını engelleyecekti.
  • Fransa’nın Prestihi ve Öfkesi: Dönemin Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand ve askeri kanat, nükleer programı Fransa’nın küresel bir süper güç olma iddiasının (Force de frappe) kalbi olarak görüyordu. Bir grup "saçlı sakallı" aktivistin askeri programı sabote etmesi Fransa için kabul edilemez bir prestij kaybıydı. Paris, ne pahasına olursa olsun geminin Mururoa’ya ulaşmasını engellemek için gizli bir plan hazırladı: Satanik Operasyonu (Opération Satanique).

GECE YARISI DEHŞETİ

Rainbow Warrior, Pasifik yolculuğu öncesinde lojistik ikmal ve diğer protesto gemileriyle buluşmak üzere Yeni Zelanda'nın Auckland Limanı'ndaki Marsden İskelesi'ne demirlemişti. 10 Temmuz akşamı, gemideki aktivistler ve mürettebat neşeli bir kutlama yemeğinin ardından kamaralarına çekilmişti.

Rainbow Warrior 2

  • İlk Patlama (23.38): Geminin gövdesinde devasa bir delik açan ilk bomba patladı. Kaptan derhal tahliye emri verdi. Mürettebat hızla iskeleye çıkmaya başladı.
  • Kapan ve Ölüm (23.45): İlk patlamadan yedi dakika sonra, gemiyi tamamen batıracak olan ikinci bomba patladı. Portekiz asıllı Hollandalı idealist fotoğrafçı Fernando Pereira, kamarasından pahalı kamera ekipmanlarını kurtarmak için içeri döndüğü sırada ikinci patlamanın yarattığı su girdabının içinde kaldı ve boğularak hayatını kaybetti. Gemi dakikalar içinde limanın çamurlu sularına gömüldü.

SATANİK OPERASYONU VE FAİLLERİ

Yeni Zelanda polisi, olayın hemen ardından liman çevresinde geniş çaplı bir soruşturma başlattı. Saldırının bir terör eylemi olduğu netleşince, dedektifler liman yakınlarında şüpheli hareketler sergileyen ve sahte İsviçre pasaportu taşıyan bir çifti gözaltına aldı.

  • Fransız Ajanlar Yakalandı: Kendilerini "Sophie ve Alain Turenge" olarak tanıtan bu kişilerin, aslında Fransa dış istihbarat servisi DGSE (Direction Générale de la Sécurité Extérieure) adına çalışan muvazzaf subaylar Yüzbaşı Dominique Prieur ve Binbaşı Alain Mafart olduğu ortaya çıktı.
  • Sualtı Komandoları: Operasyon çok ayaklıydı. Bombayı geminin omurgasına yerleştirenler, yatla adaya sızan ve kendilerine "Üçüncü Ekip" diyen elit Fransız sualtı komandoları (Jean-Camille Moignon, Jean-Luc Kister ve Gérard Royal) idi. Yakalanan Prieur ve Mafart ise operasyonun lojistik desteğini sağlayan keşif ekibiydi.

SİYASİ DEPREM

Fransa hükümeti ilk birkaç hafta boyunca olayla hiçbir ilgisi olmadığını savundu, hatta Fransız medyasında olayın "Greenpeace’in kendi kendine düzenlediği bir reklam komplosu" olduğu iddia edildi. Ancak Yeni Zelanda polisinin sunduğu inkâr edilemez kanıtlar karşısında Paris köşeye sıkıştı.

  • İstifalar ve İtiraflar: Skandal patlak verince Fransa Savunma Bakanı Charles Hernu istifa etmek zorunda kaldı. DGSE şefi Amiral Pierre Lacoste görevden alındı. Başbakan Laurent Fabius, kameraların karşısına geçerek suikast emrinin bizzat Fransız devleti tarafından verildiğini resmen itiraf etti.
  • Fransa ve Yeni Zelanda Arasında Kriz: Yakalanan iki Fransız ajan, Yeni Zelanda mahkemesince adam öldürmek ve kasıtlı zarar vermekten 10 yıl hapse mahkûm edildi. Fransa, Yeni Zelanda’ya ekonomik ambargo uygulamakla tehdit etti. Sonunda BM arabuluculuğunda trajik bir anlaşma yapıldı: Fransa, Yeni Zelanda’dan özür diledi, tazminat ödedi; ajanlar ise cezalarının geri kalanını çekmek üzere Pasifik'teki Hao Atolü’ndeki bir Fransız askeri üssüne transfer edildi. Ancak Fransa sözünü tutmayarak iki ajanı da kısa süre sonra "sağlık sorunları" bahanesiyle Paris’e geri getirdi ve onları askeri madalyalarla ödüllendirdi.

AZ BİLİNENLER

Bombayı Koyan Komando Kraliyet Ailesinden Çıktı

Geminin altına bombaları yerleştiren kurbağa adamlardan (komandolardan) biri olan Gérard Royal, sıradan bir asker değildi. Kendisi, yıllar sonra Fransa'da Çevre Bakanlığı yapacak ve 2007 Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Nicolas Sarkozy’ye karşı yarışacak olan ünlü sosyalist siyasetçi Ségolène Royal’in öz kardeşiydi. Bu akrabalık bağı, operasyonun Fransız devletinin en derin kılcal damarlarına kadar nasıl uzandığının ironik bir göstergesiydi.

Ajanlar Balayındaki Çift Rolü Oynamıştı

Yakalanan DGSE ajanları Alain Mafart ve Dominique Prieur, Yeni Zelanda’ya giriş yaparken dikkat çekmemek için kendilerine "balayına çıkmış romantik bir İsviçreli çift" süsü vermişlerdi. Aylarca Yeni Zelanda’yı bir turistik karavanla gezerek keşif yaptılar. Ancak o dönem İngilizceyi çok ağır ve bozuk bir Fransız aksanıyla konuşmaları, şüpheci Yeni Zelanda sınır ve liman polisinin gözünden kaçmamıştı.

"Kardeş" Gemi Aslında Casus Çıktı

Operasyonun en akılalmaz detaylarından biri, saldırıdan haftalar önce Greenpeace’in Auckland ofisine gelerek "gönüllü tercüman ve çevreci" olarak çalışmaya başlayan Christine Cabon adlı kadındı. Kendini sadık bir çevre aktivisti olarak tanıtan Cabon, Rainbow Warrior’ın limandaki tüm yerleşim planını, nöbet çizelgelerini ve telsiz frekanslarını Fransız istihbaratına sızdıran bir DGSE ajanıydı. Kimliği patlamadan sonra anlaşıldı ancak o sırada çoktan ülkeden kaçmıştı.

Fernando Pereira’nın Doğum Günü Trajedisi

Saldırıda hayatını kaybeden tek kişi olan fotoğrafçı Fernando Pereira, aslında o akşam gemide kalmayacaktı. 10 Temmuz günü, Pereira'nın 35. doğum günüydü. Akşam limandaki kutlamanın ardından normalde karada konaklayacakken, arkadaşlarıyla sohbeti uzatmak ve doğum günü kutlamasına gemide devam etmek için son anda Rainbow Warrior'da gecelemeye karar vermişti. Bu karar onun sonu oldu.

Yeni Dünya'da Yeni Bir İmparatorluk: Amerika Birleşik Devletleri
Yeni Dünya'da Yeni Bir İmparatorluk: Amerika Birleşik Devletleri
İçeriği Görüntüle

GEMİNİN NİHAİ İSTİRATGAHI

Patlamanın ardından denizden çıkarılan Rainbow Warrior’ın gövdesi tamir edilemeyecek kadar büyük hasar görmüştü. Çevreciler ve Yeni Zelanda hükümeti, gemiye yakışır bir veda hazırladı. 1987 yılında geminin enkazı, Yeni Zelanda’nın Matauri Körfezi açıklarında bilerek ve temizlenerek sulara gömüldü.

Rainbow Warrior 3

Bugün Rainbow Warrior, Pasifik'in derinliklerinde rengârenk mercanlara, balıklara ve deniz canlılarına ev sahipliği yapan devasa bir yapay resif olarak yaşıyor. Dünyanın dört bir yanından gelen dalgıçlar, devletlerin nükleer kibirle batırmaya çalıştığı ancak fikirlerini asla boğamadığı bu efsanevi sivil direniş sembolünün enkazına saygı dalışları gerçekleştirmeye devam ediyor.

Muhabir: Barış Berkant Oğuz