Tarih

Cumhuriyete Kalkan Baş: Şeyh Sait İsyanı

Tarihte bugün, Türkiye Cumhuriyeti'ne ve laik düzene başkaldıran Şeyh Sait idam edildi. Gelin birlikte bu isyana ve isyanın bastırılma sürecine yakından bakalım.

Abone Ol

Bundan bir asır önce, genç Türkiye Cumhuriyeti henüz emekleme aşamasındayken, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve modernleşme adımlarını doğrudan hedef alan en ciddi iç güvenlik krizlerinden biri yaşandı.

1925 yılının başlarında Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da patlak veren Şeyh Sait İsyanı, salt bölgesel bir kalkışma olmanın ötesinde; saltanat ve hilafetin kaldırılmasına tepki gösteren dini/feodal dinamikler ile ayrılıkçı emellerin birleştiği, arkasında ise Musul-Kerkük petrollerini Türkiye'ye kaptırmak istemeyen İngiliz diplomasisinin gölgesinin bulunduğu karmaşık bir tarihi kırılmaydı.

Cumhuriyet tarihinin en radikal yönetim kararlarının alınmasına yol açan, Musul’un kaderini mühürleyen ve Ankara’da hükümet değişikliğine sebep olan Şeyh Sait İsyanı’nın nedenlerini, askeri safhalarını, sonuçlarını ve tarihin satır aralarında kalmış çarpıcı detaylarını inceliyoruz.

İSYANI DOĞURAN ZEMİN

1924 yılında Hilafetin kaldırılması, Medeni Kanun hazırlıkları, Tekke ve Zaviyelerin kapatılması gibi sekülerleşme adımları, Doğu Anadolu’daki bazı dini liderler ve feodal aşiret yapıları üzerinde ciddi bir huzursuzluk yarattı.

  • Gizli Cemiyet ve Dini Söylem: Şeyh Sait, Nakşibendi tarikatının nüfuzlu bir lideri olmasının yanı sıra, Kürt Azadi Cemiyeti ile dirsek temasındaydı. İsyan, dini değerlerin elden gittiği argümanı üzerinden kurgulansa da arka planda etnik ve feodal bir yapılanmanın motivasyonunu barındırıyordu.
  • Musul Meselesi ve İngiliz Parmağı: Türkiye ile İngiltere arasında Musul ve Kerkük’ün geleceğine dair müzakerelerin en gergin anına gelindiği dönemde bu isyanın patlak vermesi rastlantı değildi. İngiliz istihbaratı, Ankara’yı içeride meşgul ederek Musul üzerindeki askeri ve diplomatik baskısını kırmak amacıyla bölgedeki aşiret reislerini doğrudan ve dolaylı yollardan manipüle etti.

PİRAN'DA PATLAYAN SİLAH

İsyan, aslında planlanandan daha erken, plansız bir kıvılcımla başladı. 13 Şubat 1925 tarihinde Diyarbakır’ın Eğil kazasına bağlı Piran (bugünkü Dicle) köyünde, Şeyh Sait’in müritleri ile jandarma birlikleri arasında, aranan bazı suçluların teslim edilmemesi üzerine silahlı çatışma çıktı.

  • Kentlerin Düşüşü: Kısa sürede büyüyen isyan ateşi; Genç, Palu, Elazığ, Muş, Varto ve Çapakçur’u (Bingöl) sardı. Şeyh Sait’e bağlı binlerce silahlı aşiret mensubu, "Şeriat isteriz" sloganlarıyla devlet binalarını işgal etti ve Elazığ’ı kontrol altına aldı.
  • Diyarbakır Kuşatması: İsyanın ana hedefi bölgenin kalbi olan Diyarbakır’ı düşürmekti. Mart ayının başlarında Diyarbakır surlarına dayanan asiler, şehri kuşattı. Ancak şehirdeki askeri garnizon ve mülki amirlerin kararlı direnişi, isyancıların kırılma noktası oldu.

ANKARA'NIN ÇELİK YUMRUĞU

İsyan haberi Ankara’ya ulaştığında sert bir siyasi rüzgar esti. Dönemin Başbakanı Ali Fethi Okyar’ın yumuşak kalpli yaklaşımı krizi çözmeyince, Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk duruma müdahale etti. Fethi Bey istifa etti ve yerine İsmet İnönü Başbakanlığa getirildi.

Alınan Radikal Önlemler

  • Takrir-i Sükun Kanunu (4 Mart 1925): Hükümete olağanüstü yetkiler veren bu yasa çıkarıldı. Hükümet, düzeni bozan her türlü örgüt, yayın ve faaliyeti doğrudan kapatma yetkisine sahip oldu.
  • Şark İstiklal Mahkemesi: Bölgede adaleti ve düzeni hızlıca tesis etmek amacıyla seyyar İstiklal Mahkemeleri kuruldu.
  • Bölgesel Seferberlik: Bölgede sıkıyönetim ilan edildi ve Batı Anadolu'daki askeri birlikler trenlerle hızla Doğu'ya sevk edildi.

Operasyonu Yöneten Komutanlar

  • Mirliva (Tümgeneral) Mürsel Bakü: Diyarbakır’ı kuşatan asilere karşı şehrin savunmasını muazzam bir askeri kararlılıkla yürüten ve kuşatmayı yaran 7. Kolordu Komutanı.
  • Mirliva (Tümgeneral) Ali Sait Akbaytogan: Doğu'daki askeri harekatın genel koordinasyonunda ve birliklerin sevk idaresinde kilit rol oynayan tecrübeli komutan.
  • Yarbay Cemil Cahit Toydemir: Harekat alanında isyancıların lojistik hatlarını kesen ve takiple görevli birliklerin başındaki operasyonel isim.

Genç Türkiye Cumhuriyeti ordusunun koordineli kıskaç harekatı karşısında tutunamayan Şeyh Sait ve yakın adamları, 15 Nisan 1925'te Muş-Varto yakınlarındaki Abdurrahman Paşa Köprüsü'nde, kendisini takip eden askeri birliklere (ve bir rivayete göre bacanağı Kasım Bey'in ihbarı sonucu) yakalanarak esir alındı.

AĞIR FATURA

Diyarbakır’da kurulan Şark İstiklal Mahkemesi’nde yargılanan Şeyh Sait ve 46 elebaşı, vatana hıyanet ve dini siyasete alet ederek isyan çıkarma suçundan 29 Haziran 1925’te (tam 101 yıl önce bugün) idam edildi. Ancak isyanın Türkiye'ye faturası çok ağır oldu:

Etkilenen Alan

İsyan Sonrası Ortaya Çıkan Durum

Musul ve Kerkük

Türkiye, isyan nedeniyle Musul üzerine planladığı askeri harekatı yapamadı. İç karışıklığı fırsat bilen İngiltere, Milletler Cemiyeti üzerinden Musul’u Irak’a (İngiliz mandasına) bırakan süreci hızlandırdı. Türkiye, 1926 Ankara Antlaşması ile Musul’u resmen kaybetti.

Çok Partili Hayat

Türkiye’nin ilk muhalefet partisi olan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, isyancıların dini söylemlerinden güç aldığı ve tüzüğündeki "Partimiz dini inançlara saygılıdır" maddesinin suistimal edildiği gerekçesiyle kapatıldı. Çok partili döneme geçiş uzun yıllar ertelendi.

Sosyal Yapı

Tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması süreci hızlandırıldı. Bölgedeki ağalık, şeyhlik ve aşiret yapılarının tasfiyesi için ilk yasal adımlar atılmaya başlandı.

AZ BİLİNENLER

Telgraf Tellerindeki Gizli Savaş

İsyanın ilk günlerinde Şeyh Sait’in adamları geçtikleri yerlerdeki telgraf hatlarını keserek Ankara ile Doğu arasındaki iletişimi koparmayı hedeflemişlerdi. Ankara, isyanın gerçek boyutunu günlerce net olarak öğrenemedi. İletişimi sağlamak için ordu, tarihte ilk kez süvari birlikleriyle taşınan mobil telsiz istasyonlarını Doğu Anadolu dağlarında kullanmak zorunda kaldı.

Fransız Demiryolları Jesti

Türkiye, Batı ve Orta Anadolu’daki askeri tümenleri acilen Diyarbakır sınırına sevk etmek istiyordu ancak o dönem Toros tünelleri ve Suriye sınırındaki demiryolu hattı (Bağdat Demiryolu) Fransız şirketlerin kontrolündeydi. Türkiye’nin diplomatik hamlesiyle Fransa, Türk askerinin Suriye sınır hattından transit geçişine izin verdi. Bu lojistik kolaylık, isyanın bir ay içinde bastırılmasında hayati rol oynadı.

İngiliz Belgelerindeki "Altın" Detayı

Yıllar sonra açılan İngiliz Dışişleri (Foreign Office) arşivlerinde, isyandan hemen önce ve isyan sırasında bölgedeki bazı aşiret reislerine ve aracılara yüklü miktarda İngiliz sterlini ve altını aktarıldığına dair istihbarat raporları ortaya çıkmıştır. Belgeler, İngiltere'nin Musul Kongresi öncesinde bölgeyi istikrarsızlaştırmak için finansal gücünü nasıl kullandığını açıkça kanıtlamaktadır.

Elazığ’da Yağmayı Durduran Gazeteci

İsyancılar Elazığ’ı ele geçirdiklerinde şehirde büyük bir kaos ve hapishane firarları yaşanmıştı. Şehirdeki dükkanların yağmalanmasını engellemek ve sükuneti sağlamak adına, dönemin yerel gazetecileri ve aydınları Şeyh Sait ile görüşerek şehirde sivillere zarar verilmesini önleyecek yerel bir inzibat komitesi kurdurmuşlardı.

Şeyh Sait İsyanı, genç Türkiye Cumhuriyeti'nin ulus-devletleşme, modernleşme ve dış politika stratejilerinde derin yaralar açan acı bir tecrübedir. Bugün tarihçiler tarafından, iç güvenlik sorunlarının dış politikadaki milli çıkarları nasıl doğrudan baltalayabileceğine dair uluslararası ilişkiler derslerinde okutulan en somut, en trajik örneklerden biri olarak kabul edilmektedir.